"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

Ümmetin Kaynakları, Sömürgeci Kâfirlerin Silahları Oluyor
Zahide ÇetinbudakZahide Çetinbudak11 Mart 2026

Ümmetin Kaynakları, Sömürgeci Kâfirlerin Silahları Oluyor

"İsrailli" haham Yosef Mizrahi’nin: ‘’Hazır İran füze atıyorken Mescid-i Aksa’yı havaya uçuralım, suçu da İran’a atalım, birbirlerine girsinler’’, sözleri, yahudi varlığının vahşet dolu anlayışı ile sömürgeci ABD’ninkinin ne kadar örtüştüğünü gösteriyor. Bu durum, ABD’nin "İsrail’e" büyük miktarda mühimmat sağlamasından zaten biliniyordu. Ancak yahudi varlığına mühimmat sağlayan sadece ABD değildir. Türkiye de ne yazık ki kendisinin en büyük destekçilerindendir. En başta Türkiye’de bulunan ABD üsleri, mühimmat üretim makineleri, metal şekillendirme teknolojileri ve bizim malumatımıza kapalı olan belki de daha nice tesisleri ile her türlü savaş ekipmanı (Repkon, aynı zamanda ABD’de Repkon USA adlı bir iştiraki bulunmaktadır) kâfirlere tedarik ediliyor maalesef. Ümmetin petrolünü, gazını ABD ve "İsrail’in" savaş mühimmatını çalıştırabilmesi için aktarıyor. Üslerinde, ABD ve "İsrail’in" Müslümanları bombalamadan önce silah lojistiği, bilgi akışı ve koordinasyonu sağlanıyor. Savaş uçakları kaldırılıyor! Terörist askeri personeli besleniyor ve barındırılıyor.

Ümmetin kaynakları ile ABD ve yahudi varlığının saldırıları finanse edildiği için, İslam beldelerine yapılan askeri operasyonlar çok daha ucuza mal ediliyor. Bir savaşın sadece füze maaliyeti ile bile bir beldenin maddi kalkınması gerçekleştirilebilir.… Yani ABD’nin küresel bir güç olma yolundaki hedefi, İslam beldelerinin başındaki kukla rejimlerin ona sunduğu desteklerle sağlanıyor. Bu müttefikler her türlü maddi desteği ABD’ye sağlarken, kendi ülkelerine ise ekonomi, sağlık, eğitim, konut gibi alanlarda gereken yatırımları yapmıyor.

ABD, bu ajanlarla işi bittiğinde üzerine çizgi çekiyor. Asla hatırımızdan çıkarmamalıyız ki ABD’nin destek sunduğu kim varsa, mutlaka onun daha fazla sömürmesine olanak sağladığı içindir. Ümmetin başına musallat olmuş bu hain ajanlar, Ümmetin gözlerine baka baka siyasi, kültürel, bilimsel tüm güçlerini ABD’nin vahşi ideolojisini canlı tutabilmek için onun hizmetine sunmaktan vazgeçmeyeceğe benziyor. Tam aksine bu sömürgeci zalimlerin bekasını korumak için İslam Ümmetin canını, malını, onurunu hiçe saydığını her geçen gün yeniden kanıtlıyor. Çünkü onlar değil mi ABD ile iş birliği içinde atom fiziğini Müslümanları yakan bombalar ve İHA’lar üretmekte kullananlar? El birliği ile Ümmete ait sularda okyanusların derinine kadar inip araştırma yapabilme ilmini, tüm madenlerini, kaynaklarını sömürmek için kullanıyorlar. Genetik deneylere, bebeklerin kanından beslenen vampirlerin iştahlarını kabartanlara her nedense göz yumuyorlar. Dijital siber gözetim programları ile dünyayı sarıp, insanların verilerini toplayarak, algılarla oynuyorlar.

Hangi hastalıklara yatırım yapılacağı, hangi teknolojilerin geliştirileceği, hangi silahların üretileceği ve kime karşı kullanılacağı, hangi kirli bilgilerin öne çıkarılacağı, bunların hepsi tek bir merkezden planlanmasa bile hepsi ortak bir amaca hizmet ediyor ve sömürgeci güçlerin belirlemiş olduğu görev dağılımı, Ümmete karşı ihanet edenlerin eliyle harfiyen yerine getiriliyor.

Velakin çürük tahta çivi tutmaz. Buradaki çürük tahta kapitalizmin laiklik esasına dayalı akidesidir. Çivi de onun üzerine sabitlenen sömürgecilik metodudur. Bugün dünyayı domine eden bu ideolojinin ne tahtası ne de çivisi sağlamdır.

İnsan, aklını doğru kaynakları araştırma konusunda kullandığında, uzvi ihtiyaçlarının ve içgüdülerinin Rahman olan Allah tarafından nasıl düzenlendiğini idrak edecektir. Kapitalizmin boyun eğmeye değmeyen bir ideoloji olduğunu anlayacaktır. İnsanın asıl meselesi tüm sorunlarını dosdoğru bir ideolojiye göre çözmek değil midir? Allah, insanı annesinin karnından hiçbir şey bilmez halde çıkardı. İnsan konuşamıyordu. Duymuyordu. Görmüyordu. Sonra Rabbi ona işitme yetisini verdi. Görme yetisini verdi. Kalp verdi. Akıl verdi. Bütün bunlar boşuna verilmedi. İnsanın, Allah’ın varlığını ve birliğini akletmesi, kendisini hakiki ideolojiye götürecek sorular sorması, insan, hayat ve kâinat hakkında keşifler yapması, ancak Rabbini tanıyıp sadece O’na kulluk etmesi içindir. Dolayısıyla seçtiğimiz ideoloji hayati bir seçimdir. Çünkü ideoloji, ortaya koyduğu akide ve metodu ile hayatın bütünü kapsar. İdeoloji, şahsiyeti şekillendirdiği gibi devleti, siyaseti, toplumu, kültürü ve medeniyeti de şekillendirir.

İslam ideolojisi önce insanın nefsinde olan fücuru takva ile değiştirir, sonra da toplumdaki fücuru, şeytani düzenleri takva ile değiştirir. Bugün sömürgeci kapitalist ABD, İslam Ümmetinin kaynaklarını sömürerek, İslami beldelerin başındaki hain yöneticiler ile stratejik politikalar yürütüyor. Ancak Raşid-i Hilafet Devleti kurulduğunda, ABD’nin tüm bu bağlantılarını kesecektir. Bugün ABD’yi koruyan ve savunan o kaynakları, o işbirlikçileri o gün olmayacaktır. İslam Devletinin sağlayacağı maddi ve ruhi kalkınma Ümmet tarafından belirgin bir şekilde hissedilecektir. O, İslam Ümmetini kalkan gibi savunacak, İslam’ın adaletini de uygulayacak ve tüm dünyaya taşıyacaktır.

Ancak bugünkü seçiminden herkesin kendisi sorumludur.

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ٨قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ٩وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ

"Fucuru ve takvayı ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." [Şems Suresi 8,9,10]