
Çin Zulmüne 'Ticari' Sükûnet: Doğu Türkistan'a Örülen Görünmezlik Duvarı
Dünya ve Türkiye siyaseti; konu mazlum İslam coğrafyası ve zulüm gören Müslümanlar olunca türlü diplomasi oyunları ve entrikalarla gerçeği saklayarak zalime destek oluyor. Bunun son örneğini de Gazze'deki sözde ateşkes yalanıyla gördük. Keza geçmişe baktığımızda Bosna-Hersek'te, Suriye'de, Irak'ta benzer siyasi oyunlarla Müslümanlara karşı yapılan zulüm ve soykırım gizlenmeye çalışıldı, zalimlere destek verildi. Ama öyle bir beldemiz var ki hem İslam düşmanı kâfirler hem de başımızdaki yöneticiler orada yapılan katliam ve soykırımı gizlemek için yalan söylemeye dahi gerek duymayarak üç maymunu oynuyorlar. Bu görünmezlik duvarına hapsedilen, Çin şeytanıyla baş başa bırakılan, siyasette dahi adı geçmeyen beldemiz Doğu Türkistan'dır.
Doğu Türkistan’ın yüzölçümü 1,8 milyon km²’dir. Yani Çin’in beşte biri, Türkiye’nin ise 2 katından fazla bir büyüklüğe sahiptir. Doğu Türkistan halkı; üçüncü Raşid Halife Hz. Osman (r.a.) döneminde, Hicri 21 yılında celil sahabe Hakem b. Amr el-Gıfarî başkanlığında gönderilen ilk heyet vasıtasıyla İslam’ın nuru ile hidayete ermiştir. Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ve Hilafetin kaldırılmasının ardından Çin, bölgedeki işgal ve asimilasyon faaliyetlerini artırmıştır. Bu baskı ve zulümler, 1949 yılında Komünist rejimin ilanı ve Çin’in Doğu Türkistan'ı işgal etmesiyle ayyuka çıkmıştır.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetimi, onlarca yıldır işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da sistematik bir dinî, kültürel ve fizikî soykırım uygulamaktadır. Milyonlarca Müslüman Uygur, Kazak ve Kırgız Türkü "eğitim kampı" adı verilen toplama kamplarında zindan hayatı yaşamakta; ezanlar susturulmakta, camiler yıkılmakta veya eğlence mekânına dönüştürülmektedir. Aile yapısı ise "Kardeş Aile" projesi adı altında Çinli erkeklerin Müslüman evlerine yerleştirilmesiyle tarumar edilmektedir. Bütün bunlar sözde medeni dünyanın gözü önünde cereyan ederken ne uluslararası insan hakları koruyucularından ne de Müslüman beldelerinin yöneticilerinden gerçek manada bir itiraz yükselmektedir.
Çünkü Doğu Türkistan’a örülen bu görünmezlik duvarının temel harcı, Çin’in küresel ticari gücü ve finansal hegemonyasıdır. Pekin yönetiminin "Tek Kuşak Tek Yol" projesi kapsamında İslam beldelerine akıttığı milyarlarca dolarlık krediler, altyapı yatırımları ve ticaret vaatleri, yöneticilerin gözünde Müslümanların canından daha değerlidir. İslam dünyasındaki ikiyüzlü rejimler, Çin ile imzaladıkları ekonomik anlaşmaların bozulmaması adına Doğu Türkistan’daki toplama kamplarını "terörle mücadele tesisi" olarak meşrulaştıran Çin bildirilerine imza atacak kadar alçalabilmişlerdir. Hatta o kadar alçalmışlardır ki Gazze için hiç değilse tribünlere yönelik kınama mesajları yayınlayan Müslüman beldelerin ikiyüzlü yöneticileri, mevzubahis Çin ve onun ticari ortaklığı olduğunda adeta dili tutulmuş birer heykele dönüşmektedir. Ticari sükûnet, kardeşlik hukukuna galip gelmiştir.
Ne yazık ki bu durum yalnızca göz yummakla sınırlı kalmayarak Çin ile yapılan iade anlaşmaları ile aleni desteğe dönmüştür. Yapılan anlaşmalarla zulümden kaçarak Müslüman beldelere sığınan Doğu Türkistanlı muhacirler dahi güvende değildir. Çin’in diplomatik baskıları ve iade anlaşmaları neticesinde, Türkiye de dâhil bazı İslam ülkelerinde sığınmacı durumundaki Uygur Müslümanların Çin’e geri iade edildiği veya gözaltı merkezlerinde tutulduğu gerçeği, mevcut rejimlerin zilletini gözler önüne sermektedir.
Dün İslam orduları karşısında diz çöken, cizye ödeyen aşağılık Çin yönetimi, bugün İslam ordularının olmadığı bir dünyada azdıkça azgınlaşıyor, şımardıkça şımarıyor… Tarih sadece kötü hadiselerin tekrarından müteşekkil değildir. Hayırlı hadiselerin tekerrürü de tarihte mevcuttur ve tekerrür edecektir. Haliyle evvelinde Doğu Türkistan ve Batı Türkistan nasıl Hilafet yönetiminde İslam orduları ile fethedilmişse bugün de yine İslam orduları ile kâfirlerden temizlenecek ve yaptıklarının hesabını soracaktır.
Bugün doğusuyla, batısıyla Türkistanlı kardeşlerimizin yardıma ihtiyacı var... Tüm Müslümanların Türkistan bölgesinde yaşanan zulümleri anlamaları, anlatmaları ve bu zulümlerin son bulması için çalışmaları iman etmiş oldukları İslam'ın onlar üzerindeki bir farzıdır. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zâlim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver.’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisâ, 75)
Gazze’de yapılan sözde ateşkes antlaşması ve söylenen yalanlar ile Doğu Türkistan’a uygulanan görünmezlik duvarı aynı madalyonun iki yüzüdür. Çözüm; Çin’den veya Batı'dan merhamet dilenmekte, BM salonlarında adalet aramakta veya Batılı devletlerin yaptırım kararlarına umut bağlamakta değildir. Yaşananların temel sebebi; Müslümanların başlarında kendilerini koruyacak, ordularını komuta edecek ve izzetlerini savunacak hakiki bir siyasi gücün, halifenin, yani İslam Devleti'nin bulunmayışıdır. Resûlullah şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki imam (halife) bir kalkandır; onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur." (Müslim)
Sonuç olarak genelde tüm İslam coğrafyasındaki ve özelde Türkistan bölgesindeki zulmü bitirecek olan yegâne güç 2. Raşidi Hilafet Devleti'dir. Rabbim Türkistan bölgesindeki ve tüm dünyadaki zulümleri bitirecek, İslam'ı davet ve cihat yoluyla taşıyacak 2. Raşidi Hilafeti yakın zamanda Müslümanlara nasip etsin inşallah…
Zeynep Deniz

SA'D SURESİ 11. AYET NATO’YA VETO’DUR

NATO İLE YÖNETİLEN TÜRKİYE

İslam Bataklığı Kurutur, Kapitalizm Sinek Avlar

Kıtalar Dolaşan Ebu Cehil: Modern Mizah

NATO’DAN 15 TEMMUZ’A

HEPİMİZİ KANDIRDILAR!

Coğrafyaların İşgalinden Zihinlerin İfsadına

İslam Bataklığı Kurutur, Kapitalizm Sinek Avlar

