
TEK SAF, TEK İRADE
Tarihin akışını değiştiren şey hiçbir zaman tek başına kalmış bireylerin sessiz çabaları olmamıştır, tarihi kuran ve yıkan asıl güç, ortak bir fikir etrafında kenetlenmiş kitlelerdir. Bugün İslam ümmetinin yaşadığı en büyük kriz, nüfusunun azlığı değil, bu devasa nüfusun ortak bir iradeden mahrum bırakılarak etkisiz birer yığın halinde dağıtılmış olmasıdır.
Mevcut nizam, Müslümanları bireysel dindarlık alanlarına hapsederek kitlesel bir güç olmaktan çıkarmayı hedefler. Oysa köklü bir kalkınma, dağınık yığınların tek bir gövde halinde, şuurlu bir kitleye dönüşmesiyle başlar. Fransız Sosyolog Gustave Le Bon, bir asır öncesinden kitlelerin bu kurucu gücünü Kitleler Psikolojisi kitabında net bir şekilde açıklar: "Tarihi altüst eden büyük inkılapların ilk sebepleri incelenirse, bunların kitlelerin düşüncelerindeki büyük değişmelerden kaynaklandığı görülür. Gerçek inkılaplar, fikirlerin değişmesiyle başlar." Asli değişim, kitlelerin zihnindeki sahte putların yıkılması ve ortak bir iradenin uyanmasıyla başlayacaktır.
İnsanlar, tedeyyün içgüdüsü gereği her zaman sığınacak güvenli bir nizam, uğruna emek vereceği mutlak bir hakîkat ararlar. Bugün modern sistemlerin pençesinde yönünü arayan kitlelerin durumu, tam olarak içlerindeki bu büyük anlam boşluğunun geçici çözümlerle doldurulmaya çalışılmasından kaynaklanıyor. Le Bon, adeta bugünkü toplumsal arayışları tarif ederek:
"Kitlelerin ruhu, her zaman kendisini feda etmeye hazır, mutlak bir hakîkat arayışı içindedir. Onları harekete geçiren, felsefi teoriler değil, ruhlarına zerk edilen sarsılmaz inançlardır." İşte tam da bu noktada, sistemi içeriden onarmaya çalışan sığ ve yüzeysel söylemleri bir kenara bırakıp asli vazifemize odaklanmamız gerekiyor. Bizim kitlelere sunacağımız şey, sadece entelektüel felsefi teoriler ya da mevcut düzene yalnızca yama yapılacak geçici formüller değildir. Biz, kitlelerin ruhundaki o adalet ve hakîkat arayışına, hayatın her alanını tanzim eden net, duru ve köklü İslami ideolojiyle cevap vermek durumundayız. Çünkü şunun çok iyi farkındayız: Toplumun değişmesi, her birimizin kendi köşesine çekilip sadece kendi bireysel dindarlığıyla yetinmesiyle mümkün değil. İslam’ın bizden istediği asıl birlik, sadece duygusal olarak yan yana gelmek değildir. Hepimizin net, tavizsiz tek bir İslami fikir ve doğru bir metot etrafında samimiyetle kenetlenmesidir. Gerçek uyanış, Müslümanların dağınık yığınlar olmaktan çıkıp bu köklü fikri kalpten benimsemesi ve tek bir gövde gibi hareket etmesiyle başlar. Biz ümmet olarak, bizi gerçekten kalkındıracak bu doğru fikir etrafında birleştiğimiz an, önümüzdeki tüm yapay engelleri aşıp o büyük toplumsal değişimi de kendi ellerimizle başlatmış olacağız.
Omuz omuza vererek başlatacağımız bu büyük uyanışın varacağı yer, yeryüzüne adaleti yeniden getirecek olan Hilâfet Devletidir. Bugün dünya büyük bir adaletsizliğin içinde yönünü kaybetmiş savrulurken, insanlığa gerçek huzuru ve nizamı verecek tek güç İslami ideolojidir. Artık yerimizde saymamıza neden olan o sığ ezberleri ve yüzeysel çözümleri tamamen bir kenara bırakma vaktidir. Gerçek bir kalkınma; bireysel hikayelerle değil, Ümmetin bu köklü fikir etrafında tek bir saf haline gelmesiyle tamamlanacaktır. Bu fikri tüm açıklığıyla ve kararlılıkla savunmak, bizi yeniden ayağa kaldıracak tek anahtardır.
Berfin Aleyna EROL

İslam Bataklığı Kurutur, Kapitalizm Sinek Avlar

ALLAH'A ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ: ŞEHİT OLMAK

NATO’DAN 15 TEMMUZ’A

Kıtalar Dolaşan Ebu Cehil: Modern Mizah

TEK SAF, TEK İRADE

Diplomasi Masalı Bitti: Ümmet Ordularını Bekliyor

HEPİMİZİ KANDIRDILAR!

