HEPİMİZİ KANDIRDILAR!
İlknur Erİlknur Er31 Temmuz 2026

HEPİMİZİ KANDIRDILAR!

Size yalan söylediler!

Bize yalan söylediler!

Dünyaya yalan söylediler!

Hepimizi kandırdılar! “Ateşkes var." dediler, “Katliamlar duracak." dediler. "Artık kadınlar ve çocuklar ölmeyecek." dediler. "Gazze nefes alacak." dediler...

Ama Gazze hâlâ yanıyor. Bombalar susmadı. Gözyaşları dinmedi. Açlık sona ermedi. Her geçen gün yine çocuklar hayatını kaybediyor. Hayatta kalmayı başaran çocuklar ise, sırtlarındaki boylarından büyük yüklerin altında ezilirken “Yemin ederim korkuyorum... Nefes bile alamıyorum..." sözleriyle ölümü temenni ederek yaşadıkları dehşeti dünyaya duyurmaya çalışıyor. Anneler çaresizlik içinde evlatlarını toprağa emanet ediyor. Babaların da çocuklarının cansız bedenlerini omuzlarında taşıyacak güçleri kalmadı. Bir halk, bütün dünyanın gözleri önünde tarifsiz bir acı içinde soykırımı yaşıyor. Kâğıt üzerinde ateşkesten ve barıştan söz edilirken, sahada ölüm bütün acımasızlığıyla hüküm sürüyor. Her gün sayısız şehitler veriliyor. Gazze’de bunlar yaşanırken hangi barıştan, hangi insanların yaşam haklarından söz edilebiliyor?

Gazze'de artık bir şehrin ayakta kalan izlerini görmek bile zor. Sağ kalabilen insanlar ise temel ihtiyaçlardan mahrum şekilde, yağmura ve güneşe dayanıksız çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Kavurucu sıcak, açlık, susuzluk, salgın hastalık tehlikesi ve güvensizlik hayatı zorlaştırıyor. Çadırlarda fareler ve akrepler cirit atıyor. Bütün bunlar, sözde insan hakları ve hukukun üstünlüğü söylemlerini sıkça dile getiren kapitalist dünyanın gözleri önünde yaşanıyor. İşgalci, zorba Yahudi varlığının güvenliğini sağlamayı hedefleyen pedofili, sapkın Trump’ın ihanet planını ve ateşkesi zafermiş gibi sunan işbirlikçileri, sözde barış vaat eden açıklamalar yaparken Gazze'deki acılar dinmiyor.

Bazı uluslararası kuruluşlar ve haber kaynakları, gözaltındaki kişilere yönelik işkence, kötü muamele ve insan onurunu zedeleyen uygulamalara ilişkin ciddi zulümleri gündeme taşıyor. Bu yapılanlar, kâfirlerin zalimliğini ve insanca yaşayabilmenin yegâne yolu olan İslâmî bir yönetime olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyuyor. Müslüman için zulüm karşısında susmamak sıradan bir tercih değildir; imanın gereği olan bir sorumluluktur. Resûlullah(sav) şöyle buyurmuştur:

"Kim sizden bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim)

Yüce Allah (svt) da şöyle buyuruyor:

"Size ne oluyor da Allah yolunda; 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı gönder.' diye yalvaran ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda mücadele etmiyorsunuz?"(Nisâ 75)

Bu ayet, mazlumların feryadının müminin yaşantısında karşılık bulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Müslüman; adaleti gözetmek, zulmü reddetmek, mazlumun yanında durmak ve haksızlığa karşı hakkı söylemekle yükümlüdür. Halklar sorumluluk noktasında seslerini duyurmak için üzerlerine düşenleri yapmaktan çekinmediler. Ama bu sadece halkların tek başına üstesinden gelebileceği bir katliam değil, yöneticilerin faaliyete geçmeleri, ordularını seferber etmeleri gerekirken, onlar kâfirlerin ateşkes imzasına ortak olup garantör oldular. İnsanlar da onların zulme engel olmaya çalışacakları ümidine kapıldılar. Maalesef bu garantör ülke yöneticileri yine Gazzeli Müslüman kardeşlerimizi sahipsiz bırakıp Gasıp Yahudi varlığının katliamını sadece izliyorlar. Vallahi hepimizi kandırdılar!

Gazze bugün bize sadece yıkılmış binaları göstermiyor; aynı zamanda Müslüman yöneticilerin gerçek yüzlerini de gösteriyor. Enkaz altındaki her çocuk, çadırlarda açlıkla mücadele eden her anne ve umutla gökyüzüne bakan her yetim, bize dünyaya adaletle hükmedecek bir halifenin ne kadar kıymetli ve gerekli olduğunu yeniden hatırlatıyor.

Bugün bir kez daha görüyoruz ki; İslam olmadan kalıcı barış olmaz. Sahte barış anlaşmaları ve ateşkes garantörlüğü de insanca bir yaşam sunmaz. Masumların can güvenliği sağlanmadan, insanların onurlu bir hayat sürebileceği şartlar oluşmadan ve zulüm sona ermeden yapılan hiçbir açıklama, tek başına acıları dindirmeye yetmez. Gazze'nin feryadı yalnızca bir coğrafyanın değil, ümmetle birlikte bütün insanlığa yönelmiş bir çağrıdır. Bu çağrıya kulak vermek; onlara yardım etmek, mazlumları unutmamak, zulmün karşısında durmak ve Raşidi Hilafet talebini canlı tutarak bunun için çalışmak müminler için en önemli sorumluluklardandır.

Rabbimiz, Gazze'deki mazlum kardeşlerimize sabır, metanet ve yardım ihsan eylesin. Yaralıların şifasını, şehitlerin makamını âlî eylesin. Müslümanlar olarak bizi kandıran, aldatan, kafirlerle iş birliği yapan değil, zulmün sona ermesini, yeryüzünde adaletin, merhametin ve emniyetin hâkim olmasını sağlayacak bir Halifeyi, İkinci Raşid-i Hilafet Devleti ile bizlere nasip eylesin. Âmin.