NATO’DAN 15 TEMMUZ’A
İlknur Erİlknur Er15 Temmuz 2026

NATO’DAN 15 TEMMUZ’A

2016 yılından itibaren tam on yıldır her 15 Temmuz’a uyandığımızda akıllara tankların önüne yatanlar, uçaklar ve sokaklara dökülen milyonlarca insan geliyor. O gece insanlar, "Ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber!" nidalarıyla meydanları doldurdu. Kendilerini inandıkları değerler uğruna ortaya koydu, canları pahasına mücadele etti. Bu manzara, Müslümanların kalplerinde Allah'a (svt), İslam’a ve mukaddesatlarına karşı derin bir bağlılığın hâlâ canlı olduğunu gösterdi.

15 Temmuz, insanların inandıkları değerler uğruna kendilerini feda ettikleri bir gecenin, bir anda nasıl demokrasi şovuna dönüştürüldüğünün, anlaşılması ya da algılanması açısından önemlidir. Asıl uyanmak ve uyanık kalmak, ilk anda sahip olduğu İslâmî değerler adına ortaya konan fedakarlıkların aynı çizgide devam ettirilmesidir. O gece yaşananlardan ibret almak, sebepler üzerinde düşünmek ve geleceğe dair doğru bir muhasebe yapmaktır. Allah (svt) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan idarecilere de... Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Resûlü'ne götürün." [Nisâ Suresi, 59]

Bu ayet, Müslümanların hayatlarını ve yönetim anlayışlarını, Allah'ın (svt) vahyi ile ölçmeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Bir toplumun huzuru, güveni ve adaleti; Allah'ın (svt) hükümlerinin hâkim olduğu bir hayatla mümkündür.

15 Temmuz gecesi meydanlara çıkan insanların dilinde tekbirler vardı. Bu durum, bu Ümmetin kimliğinin İslam olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü bu Ümmet, en zor anlarda Rabbine yönelmektedir. Fakat aynı Ümmetin sadece kriz anlarında değil, hayatın her alanında Allah'ın hükümlerini talep etmesi ve O'nun hükümleriyle yönetilmeyi istemesi de imanın bir gereğidir. Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Mümin, aynı delikten iki defa sokulmaz."[Buhârî, Müslim]

Bu hadis, Müslümanın yaşadığı olaylardan ibret almasını, aynı hataları tekrar etmemesini ve basiret sahibi olmasını emretmektedir. Dolayısıyla 15 Temmuz Ümmeti zayıf düşüren sebepleri de sorgulamayı gerektirir.

Bugün İslam beldelerine baktığımızda Gazze'de katliamlar, Doğu Türkistan'da baskılar, Sudan'da, Keşmir'de ve Ümmetin birçok beldesinde devam eden zulüm ve acılar görüyoruz. Siyasi sınırlarla parçalanmış, ortak iradesini kaybetmiş bir ümmetin yaşadığı bu tablo, bizleri derin bir muhasebeye davet etmektedir.

İnsanların, Allah (svt) için canlarını siper ederek tankların önüne yattığı bu topraklarda; 7-8 Temmuz'da Türkiye'de gerçekleştirilen NATO toplantısı için günler öncesinden şehirler adeta olağanüstü hâl atmosferine sokuldu. Özellikle Ankara’da bazı bölgelerde halk büyük mağduriyetler yaşadı. Yollar kapatıldı, geniş güvenlik tedbirleri alındı, devletin bütün imkânları bu zirve için seferber edildi. Gazze'de çocuklar açlıktan ölürken, kadınlar ve yaşlılar bombaların altında can verirken, bu katliamlardan sorumlu olan küresel güçlerin temsilcilerine gösterilen ihtimam, Ümmeti yaralayan acı bir manzara oluşturdu. Allah (svt) şöyle buyuruyor: "Sakın zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur." [Hûd Suresi, 113]

Bugün Müslümanların topraklarında, mazlumların ahı yükselirken zalimlerin, pedofili, sapkın ve kâfirlerin ağırlanması normalleştiriliyor. Toplantıdan sonra da yapılan ikram ve hizmetler övgüyle anlatılıyor. Hakikati haykıranlar baskıyla susturulmaya çalışılırken, sözde güç sahiplerine gösterilen hürmet "diplomasi" diye pazarlanıyor. Oysa zulme sessiz kalmak, zulmün yükünü hafifletmez; bilakis onu meşrulaştırma tehlikesi taşır.

Müslümanın pusulası Washington, Brüksel veya NATO değildir; Kur'an ve Sünnettir. İzzet, zalimlerin sofralarında yer bulmakta değil, Allah'ın hükmüne bağlı kalmaktadır. Menfaat uğruna kâfirlere itibar edenler, zamanla hak ile bâtılı birbirine karıştırır; kıble değişmese bile yönünü kaybeden kalpler değişir.

Biz hesabın mutlaka görüleceği güne iman ediyoruz. Güvenimiz; beşerî ideolojilere, konjonktürel ittifaklara ve güç dengelerine değil, Aziz, Cabbar ve Kahhar olan Allah'adır. O, zalimlerden de onları destekleyenlerden de mutlaka hesap soracaktır.

15 Temmuz’un gerçek muhasebesi, Müslüman için hakikate uyanmaya vesile olmalıdır. Asıl yapılması gereken; o gece ortaya çıkan iman heyecanını, Allah'ın rızasını kazanacak bir istikamete yönlendirmek, ümmetin birliği, adaleti ve izzeti için çalışmaktır. Çünkü Müslümanlar sadece tehlike anlarında değil, hayatın her alanında Allah'ın dinine sahip çıkmakla yükümlüdür. Duamız şudur ki; Rabbimiz! Bizleri zalime meyledenlerden değil, hakkı korkusuzca haykıranlardan eyle. Kalplerimizi, ayaklarımızı ve amellerimizi hidayet üzere sabit kıl. Ümmete, Kur'an ve Sünnet'in hâkim olduğu İkinci Raşidî Hilâfet Devleti'ni yeniden nasip ederek İslam'ın izzetini yeryüzüne tekrar hâkim eyle.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanmayın." [Âl-i İmrân, 103]

Köklü Değişim | NATO’DAN 15 TEMMUZ’A