
ÜÇLÜ İTTİFAK İLK SINAVINDA ÇÖKTÜ
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan Mekke Savunma İttifakı, üç ülke arasında stratejik iş birliğini ve kolektif güvenliği amaçlayan ortak bir savunma paktıdır. İşte bu "Üçlü İttifak" olarak adlandırılan bölgesel güvenlik ve iş birliği oluşumu, karşı karşıya kaldığı ilk ciddi askeri ve jeopolitik sınavında fiilen çökmüştür. Bu çöküşün en somut ve sarsıcı göstergesi, Yahudi Varlığı "İsrail’e" ait savaş uçaklarının Türkiye sınırına yalnızca 5 kilometre mesafede bulunan ve Kuzey Suriye'deki "Türkiye nüfuz alanı" sınırları içerisinde kabul edilen Ebu ez-Zuhur Havaalanı’na gerçekleştirdiği yedi hava saldırısıdır. Söz konusu saldırının zamanlaması ve hedefi, askeri açıdan son derece kritik bir mesaj taşımaktadır.
Bombardımandan hemen önce, Türk teknik heyeti havaalanını ziyaret ederek yeni tesisleri ve alanın istiap kapasitesini kontrol etmekteydi. Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki nüfuzunu muhafaza etmek maksadıyla Türk askeri unsurlarının bu üsse konuşlandırılması beklenirken gerçekleştirilen bu saldırı, havaalanı pistini ve inşa edilmesi planlanan tüm askeri altyapıyı tamamen imha etmiştir.
Gerçekleştirilen bu hava saldırısı, Yahudi Varlığı tarafından doğrudan Türkiye’ye yönelik iletilmiş net bir askeri ihtardır. Ankara'nın, Suriye’nin orta kesimlerindeki ve Şam çevresindeki güney havaalanlarına müdahil olma yönündeki geçmiş girişimleri, Yahudi Varlığı’nın askeri müdahaleleriyle akâmete uğratılmış ve Türkiye nüfuzu bu bölgelerden uzaklaştırılmıştır. Ebu ez-Zuhur Havaalanı’na yapılan son bombardıman ise bu engelleme stratejisinin artık Türkiye'nin hemen yanı başındaki kuzey sınır hattına kadar genişletildiğini göstermektedir. Bu durum, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke-i Mükerreme’de imzalanan "Üçlü İttifak"ın pratikte hiçbir caydırıcılığının kalmadığının ve kağıt üzerinde bir tasarımdan ibaret olduğunun açık bir tescilidir. Müttefik ülkelerin ortak savunmasını ve jeopolitik çıkarlarını koruma vaadiyle kurulan, "müttefiklerden birine yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağı" ilkesini barındıran bu pakt, kendi çıkarlarını ve askeri heyetini dahi korumaktan aciz kalmıştır. Sınır hattında bu gelişmeler yaşanırken, Türk askeri unsurlarının caydırıcı mahiyette tek bir hava devriyesi dahi atmamış olması, bölgesel aktörlerin içine düştüğü stratejik eylemsizliği ve karar alma mekanizmalarındaki felci açıkça ortaya koymaktadır. Bu sessizlik, askeri bir ihtiyatın ötesinde, küresel koruyucu konumundaki ABD’nin bölgedeki yönlendirmelerine ve çıkarlarına tam bir bağlılığın yansımasıdır.
Tarihsel ve siyasi tecrübeler göstermektedir ki, sömürgeci güçlerin sınırları dahilinde kurulan laik-bölgesel ittifaklar hiçbir zaman mazlum Müslüman halkların güvenliğini sağlama gayesi taşımamaktadır. Bugün Gazze’de, Lübnan’da ve Suriye’de Müslüman halklar sistematik katliamlara maruz kalırken; nükleer güce sahip Pakistan'ın, bölgesel bir askeri güç olan Türkiye'nin ve ekonomik-siyasi ağırlığı bulunan Suudi Arabistan'ın sessiz kalması bu yapısal işlevsizliğin en büyük delilidir. Bu yapay ittifaklar, temelde Ümmetin evlatlarını kontrol altında tutmak, onları ABD’nin direktifleri doğrultusunda araçsallaştırmak yahut yapay mezhepsel ve fiziki sınırlar üzerinden Ümmet içi çatışmaları (fitne) körüklemek amacıyla kullanılan birer piyondan ibarettir.
Nitekim saldırının hemen ardından ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın devreye girerek "İsrail’deki seçimler tamamlanana kadar sükunetin korunması" yönünde yaptığı çağrı ve bölgesel yöneticilerin bu talebe harfiyen uyması, vesayet ilişkisinin derinliğini gözler önüne sermektedir. İslam coğrafyasının ve Müslümanların izzeti ayaklar altına alınırken, karar mekanizmaları Washington’dan gelen talimatlarla şekillenmektedir. ABD, bu diplomatik ve askeri himaye şemsiyesiyle Yahudi Varlığı’nın bölgedeki mutlak hava hakimiyetini ve güvenlik konseptini garanti altında tutmaya devam etmektedir.
Siyaset biliminin en temel kurallarından biri, komşu veya düşman bir gücün sınır hattındaki nüfuzunu artırmasının, doğrudan doğruya diğer aktörlerin gücünün eksilmesi anlamına geldiğidir. Yahudi Varlığı'nın fiili askeri sınırlarını Türkiye sınırının 5 kilometre yakınına kadar genişletmesi, bu kuralın açık bir tezahürüdür. "Büyük İsrail" hülyası çerçevesinde Nil'den Fırat'a kadar uzanan tüm İslâm topraklarını hedef alan bir işgal gücüne karşı sergilenen bu teslimiyetçi tutumun temel sebebi, mevcut yöneticilerin bağımsız bir siyasi iradeden yoksun oluşudur.
Bugün gerek Beşar el-Esed yönetimi gerekse Ahmed eş-Şara (Ebu Muhammed el-Cevlani) liderliğindeki yapılar, tamamen ABD'nin çizdiği stratejik sınırlar dahilinde rol oynayan birer aktör konumundadır ki ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında Suriye ile ilgili soru üzerine, verdiği cevap ile bunu açıkça dile getirmiştir:
“Tek söyleyebileceğim, esasen benim oraya getirdiğim Suriye Cumhurbaşkanı olağanüstü bir iş çıkarıyor.”
Kendi egemenlik sahasındaki süveydaya dahi girmekten aciz olan, siyasi otoritesini tamamen dış mihrakların onayına bağlamış bu zihniyetlerin, İslam coğrafyasını ve mukaddesatını koruması mümkün değildir. Müslümanların karşı karşıya kaldığı bu kronik zillet girdabından kurtulmasının yolu, Batılı güçlerin dikte ettiği ulus-devletlerin kağıt üzerindeki ittifakları yahut hamasi siyasi söylemler değildir. Yegane hakiki çözüm; sömürgeci güçler tarafından çizilen yapay sınırları lağvedecek, emperyalistlerin bölge üzerindeki tüm kirli ajandalarını çöpe atacak ve Ümmetin ordularını tek bir bayrak altında cemedecek olan Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Râşidî Hilâfet’tir. Ancak ordularının başında şer'i meşruiyeti haiz gerçek bir Halife ve Cihad Emiri bulunduğu vakit, Yahudi Varlığı’nın bu küstahça ve tecavüzkar saldırıları nihayete erecek; İslâm dünyası kaybettiği izzet, azamet ve askeri caydırıcılığına yeniden kavuşacaktır.
“Çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır. İnkâr edenlerin ise yardımcısı yoktur.” [Muhammed Suresi, 11]

Kutsal Mekke’de İhanet Anlaşması

Kaybolan Heybet, Çiğnenen İffet

ALGILAR VE OPERASYONLAR

TEK SAF, TEK İRADE

Dijital Çağda Nesil Emniyeti

ÜÇLÜ İTTİFAK İLK SINAVINDA ÇÖKTÜ

İŞ BİRLİĞİNE Mİ YOKSA ÜMMETİN BİRLİĞİNE Mİ İHTİYACIMIZ VAR?

EKOSİSTEM VE ZİHİNSEL BAĞIMSIZLIK

DEPERSONALİZASYON
