İŞ BİRLİĞİNE Mİ YOKSA ÜMMETİN BİRLİĞİNE Mİ İHTİYACIMIZ VAR?

İŞ BİRLİĞİNE Mİ YOKSA ÜMMETİN BİRLİĞİNE Mİ İHTİYACIMIZ VAR?

İslam dünyasında birlik çağrısı yeniden gündeme geldi. 27 Ağustos 2026'da Tahran'da 40. Uluslararası İslam Birliği Konferansı düzenlendi. Yaklaşık 40 ülkeden yüzlerce âlim, düşünür, akademisyen ve siyasetçi bir araya geldi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Müslüman ülkelerin birliklerini güçlendirmeleri ve sahip oldukları imkânları ortak bir güce dönüştürmeleri gerektiğini ifade etti.

Bu çağrı elbette önemlidir. İslam dünyasının ekonomi, güvenlik, bilim, teknoloji ve savunma gibi alanlarda daha güçlü bir iş birliğine ihtiyacı vardır. Siyasi veya mezhebî farklılıkların Müslümanları birbirine düşman hâle getirmesine izin verilmemelidir. Fakat asıl mesele, bu çağrının arkasında duran daha büyük bir sorunda gizlidir. Müslümanların başındaki yöneticiler yıllardır iş birliğinden ve birlikten söz ediyor.

Peki, bütün bu çağrılara rağmen Ümmet neden hâlâ karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında bu kadar güçsüz? Sorun Müslümanların sayısının az olması değildir. Kaynaklarının yetersiz olması da değildir. İslam dünyası büyük enerji kaynaklarına, stratejik coğrafyalara, geniş pazarlara ve büyük bir nüfusa sahiptir. Birçok Müslüman ülkenin ciddi askerî ve ekonomik imkânları da bulunmaktadır. Fakat potansiyele sahip olmak ile güce sahip olmak aynı şey değildir. Gücün ortaya çıkabilmesi için ortak bir siyasi iradeye ve dağınık imkânları tek bir hedef doğrultusunda kullanabilecek bir yapıya ihtiyaç vardır. Oysa bugün İslam dünyası onlarca ülkeye bölünmüş durumdadır. Her ülkenin kendi millî çıkarları, dış politikası ve siyasi hesapları bulunmaktadır. Bunun sonucunda ümmetin bir parçası acı çektiğinde diğer parçalar çoğu zaman sadece kınama mesajları yayınlayabilmekte, insani yardım gönderebilmekte veya diplomatik toplantılar düzenleyebilmektedir.

Gazze bunun en açık örneğidir. Filistin halkı yıllardır işgal, katliam, yıkım ve sürgünle karşı karşıyadır. İslam dünyasında defalarca toplantılar yapılmış, bildiriler yayımlanmış ve dayanışma mesajları verilmiştir. Fakat bütün bunlar zulmü kökten durdurabilecek bir güce dönüşmemiştir. Aynı durum savaş, çatışma, bölünme ve dış müdahalelerle karşı karşıya kalan diğer Müslüman beldelerde de görülmektedir.

Ümmet büyük bir nüfusa ve büyük imkânlara sahip olmasına rağmen bu güç ortak bir siyasi irade hâline getirilememektedir. Burada konuşulması gereken mesele sadece Müslümanların birlik olup olmaması değildir. Asıl mesele, Müslümanların hangi düşünce etrafında birleşeceği ve hayatlarını hangi sistemle düzenleyeceğidir.

Devletlerarasında iş birliği elbette faydalıdır. Müslüman ülkeler ticaret yapabilir, teknoloji geliştirebilir, savunma alanında ortak çalışmalar gerçekleştirebilir ve birbirlerini uluslararası platformlarda destekleyebilir. Fakat iş birliği ile Ümmetin birliği aynı şey değildir. İş birliği farklı devletlerin çıkarlarını ortaklaştırabilir. Ümmetin birliği ise ortak bir sorumluluk ve ortak bir siyasi irade gerektirir. İş birliği anlaşmalar oluşturabilir. Birlik ise gücü ortak bir hedefe yönlendirebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmrân, 103)

Bu ayet, Müslümanların birlikteliğinin sadece ekonomik veya siyasi çıkarlar üzerine kurulamayacağını göstermektedir. Ümmeti bir arada tutan temel bağ İslam'dır. Resûlullah (sav) ise şöyle buyurmuştur: “İmam ancak bir kalkandır; onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” (Müslim)

Bu hadis, İslam'daki siyasi liderliğin sadece sembolik bir makam olmadığını göstermektedir. Liderlik, ümmeti korumak ve sahip olduğu gücü yönlendirmekle ilgilidir. Bu nedenle birlik konusu yalnızca Müslüman ülkelerin daha fazla toplantı yapması veya daha fazla ekonomik anlaşma imzalaması üzerinden ele alınmamalıdır. Mesele, ümmetin sahip olduğu gücü koruyabilecek, yönlendirebilecek ve İslam'ın hükümlerini hayata geçirebilecek siyasi bir yapının nasıl oluşturulacağına kadar götürülmelidir.

Gazze'nin sadece dayanışma mesajlarına ihtiyacı yoktur. Doğu Türkistan'ın sadece kınamalara ihtiyacı yoktur. Savaş yaşayan Müslüman beldelerin yalnızca savaş sonrasında gönderilecek yardımlara ihtiyacı yoktur. Savaş yaşamayan Müslüman toplumların da yalnızca ekonomik büyümeye ihtiyacı yoktur.

Ümmetin bütün bu sorunlardan kurtulabilmesi için daha kapsamlı bir değişime ihtiyacı vardır. İşgalden kurtuluş. Dış müdahalelerden kurtuluş. Ekonomik sömürüden kurtuluş.

Ve İslam'ı sadece camide ve bireysel ibadetlerde yaşayan bir anlayıştan kurtararak, onun hayatın tamamına ilişkin hükümlerini yeniden anlamak. İslam, insanın Rabbi ile ilişkisini düzenlediği gibi insanın insanla ve toplumla ilişkisini de düzenler. Bu nedenle İslam'ın sadece bireysel ahlak ve ibadet alanına indirgenmesi, onun toplumsal ve siyasi boyutunun göz ardı edilmesi anlamına gelir.

Bugün birlik çağrıları, ümmetin siyasi bilincini yeniden canlandırmak için bir fırsata dönüşmelidir. Müslümanlar artık sadece büyük güçlerin politikalarının nesnesi, küresel şirketlerin pazarı veya kardeşlerinin katledilmesini uzaktan izleyen bir topluluk olmamalıdır.

Ümmet, kendisini yeniden tek bir ümmet olarak görmeli ve İslam'ın hayatı düzenleyen bir nizam olduğunu yeniden anlamalıdır. Sadece iş birliği kurulursa, Müslüman devletlerarasında daha iyi ilişkiler kurulabilir. Fakat İslam temelinde gerçek bir ümmet birliği hedeflenirse, mesele yalnızca devletlerarasındaki ilişkileri geliştirmekten ibaret kalmaz. Ümmetin siyasi gücünü birleştirmek, Müslümanların güvenliğini sağlamak, kaynaklarını toplumun maslahatına göre yönetmek ve Allah'ın hükümlerini hayata geçirmek de gündeme gelir.

Çünkü birlik bir konferansın konusu olarak kalmamalıdır. Birlik önce bir bilinç olmalı, ardından bir güce dönüşmeli ve sonunda ümmetin hayatında gerçek bir değişim meydana getirmelidir. İşte bu büyük değişim büyük bir inkılaptır bu inkılabi değişim ise Raşidi Hilafet Devletidir.

Allahu a'lem bi's-savab.

Nana Tuysuzoğlu