
ALGILAR VE OPERASYONLAR
Algı yöneticileri dikkat ve hedeflerimize yönelik ciddi anlamda manipülasyonlar yapmaya devam ediyorlar. Güya Gazze’de kalıcı ateşkes sağlanacaktı ve bunun için Türkiye, Mısır ve Katar da garantör devletler olmuşlardı. Ancak katliamlar hiçbir şekilde durmadı. Üstelik kardeşlerimizin orada çektiği acılara kötü yaşam koşulları da eklendi. İnsani hayat için uygun olmayan şartlarda hayata tutunmaya çalışıyorlar. O kadar kötü durumdalar ki kanalizasyonların devre dışı kalmasıyla fareler her yerde cirit atıyor. Bu yüzden çadırlarda insanlar korkudan uyuyamıyorlar.
Diğer yandan yöneticilerimiz (!) Mekke Ortak Savunma Anlaşması gibi adı güzel ama Müslümanlara bir faydası olmayan; bunun yerine kâfir Trump’ı memnun ve mutlu eden anlaşmalara imza atıyorlar. Medyada ise bunun İslâmî bir birlik ve bağımsız atılmış bir adım olduğu algısı oluşturulmak isteniyor. Oysa bu anlaşmanın bölgedeki diğer İslam beldelerine yapılacak herhangi bir saldırıya engel olmak gibi bir amacı yoktur. Dolayısıyla “İsrail” için bir tehdit oluşturmamaktadır. Zira bundan dolayı işgalci “İsrail” anlaşmaya tepki göstermemiştir. Ayrıca Trump, ABD yanlısı olan bu üç ülkeyi (Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan) İran üzerinde dolaylı bir baskı aracı olarak kullanmak üzere harekete geçirmiştir.
Yine dış siyasetimizde “Güçlü Türkiye” imajı verilmeye çalışılıyor fakat işgalci Yahudi varlığı “İsrail”, Suriye’de Türkiye’nin inşa ettiği Ebu Ez-Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hiç çekinmeden vurabiliyor. Netenyahu boyundan büyük özgüveni ile “Türkiye’yi Suriye’de istemiyoruz” diyerek tehdit edebiliyor. Dahası “İsrail” Dışişleri Bakanı Katz “Erdoğan için en iyisi, Türk parlamentosunda ‘İsrail’e karşı hayâli ve boş konuşmalar yapmaya devam etmesi” şeklinde açıklama yapabiliyor. Çünkü onlar, dünyanın gözü önünde onca katliam yapmalarına rağmen kendilerine askeri bir müdahale yapılmayacağını, iplerin kimin elinde olduğunu gayet iyi biliyorlar.
İç siyasetimize döndüğümüzde ise son günlerde dinî cemaatlere operasyonlar yapılıyor. Devlet, yargılama yapmadan gözüne kestirdiği cemaatlere “suç örgütü” etiketini vurup temel bir hukuk ilkesi olan “suçsuzluk karinesini” ihlâl edebiliyor. Dini yaşayışın azaldığı, ahlâki yozlaşmanın ise giderek tırmandığı şu zamanlarda adeta insanların cemaatlere şüphe ile bakması ve onlardan uzaklaşılması telkin ediliyor.
Yalan ve iftiralarla, “çamur at izi kalsınarla” ve türlü algı operasyonlarıyla İslâmi cemaat ve dernekler itibarsızlaştırılıyor. Devlet, dini kendi tekeline almaya çalışıyor. Allah Azze ve Celle’nin razı olmadığı bir sistemle yönetmesine karşı devleti kutsayan bazı cemaatlere ise dokunulmuyor. Üstelik bazı hoca görünümlü kişiler kasıtlı olarak “devlet düşmanlığı yapıyor” diye başka cemaatleri hedef gösterebiliyor. Kendileri Müslümanları yanlış yönlendirdikleri halde, diğerlerinin “din istismarcısı, vatan haini” oldukları algısını oluşturmak istiyorlar.
Güçlü bir devlet olmak, dış siyasette başkalarının güdümünde değil bağımsız kararlar alabilmeyi gerektirir. Fakat biz -ister Türkiye olsun ister Mısır, Suudi Arabistan olsun- Müslümanların ülkelerine baktığımızda, yöneticilerin, kâfir ABD’nin talimatlarıyla hareket ettiklerini görüyoruz. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” algısını verip milletin iradesinin aksine iş tuttuklarını izliyoruz.
Kendi çıkarlarıyla çatışmayan, kendilerinin açığını söylemeyen cemaatlerin, vakıfların, STK’ların faaliyetlerine kolayca izin verdiklerini; maksadı sadece hakkı hatırlatmak olan, “Egemenlik Allah’a aittir”, “Müslümanlara karşı kâfirlerle iş tutmayın” uyarısında bulunanlara ise “terör örgütü” yaftası vurduklarını görüyoruz.
Öyleyse Müslümanların artık şunu iyi anlamaları gerekiyor: Bizi temsil eden bir devletimiz yok. Müslümanların iyiliğini isteyen, kâfirlere karşı onları koruyacak bir yöneticimiz yok. Hilâfet’in kaldırılmasıyla ulus devletler olarak parçalanmamız, güçlü olmamızı istemeyen kâfirlerin planıydı. Ve onlar bizde "boşuna uğraşmayın yeniden birleşemezsiniz, İslâm Devleti’ni yeniden kuramazsınız, hayâl kurmayın" algısını oluşturmak istiyorlar. Çünkü Hilafet yeniden kurulursa başlarına ne geleceklerini gayet iyi biliyorlar! Hilafet kurulursa şimdiki ulus devlet yöneticilerine ayar verdikleri gibi Halife’ye ayar veremeyeceklerinin farkındalar. İşte tam da bu sebepten bizim dikkatimizi Hilafet için çalışmaya odaklamamız, ana hedefimizin İkinci Râşidî Hilafet Devleti’nin kurulması olması gerekmektedir.
Müslümanlar bu dünyada ancak bu şekilde rahat nefes alabilir. “Allah, içinizden iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapan kimselere vaat etti ki, kendilerinden öncekilere verdiği gibi onlara da yeryüzünde hâkimiyet verecek, onlar için hoşnutluğuna vesile kıldığı dinlerinin yerleşip yayılmasını sağlayacak, şu andaki korkularını güvenliğe çevirecektir; çünkü onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk etmektedirler. Bütün bunlardan sonra kim inkâra saparsa yoldan çıkmış kimseler işte bunlardır.” [Nur, 55]

İslam Bataklığı Kurutur, Kapitalizm Sinek Avlar

Kutsal Mekke’de İhanet Anlaşması

HEPİMİZİ KANDIRDILAR!

Diplomasi Masalı Bitti: Ümmet Ordularını Bekliyor

ALGILAR VE OPERASYONLAR

Dijital Çağda Nesil Emniyeti

Kutsal Mekke’de İhanet Anlaşması

İFSAT SİLSİLESİ SİNSİCE İLERLİYOR!

