
EKOSİSTEM VE ZİHİNSEL BAĞIMSIZLIK
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, kamu yayıncısı TRT’nin yapım ve teşvik ekosistemine ilişkin yaptığı açıklamada; senaryo geliştirme, post prodüksiyon, uluslararası yapımlarla ortaklık ve uluslararası festivallerde temsil gibi konularda kapasitenin her geçen gün artırıldığını ifade etti.
Medya ve kültür alanında teknik kapasitenin, altyapının ve finansal imkânların geliştirilmesi belki önemli olabilir; ancak bir toplumun inancını, değer yargılarını, ahlaki yapısını ve dünya görüşünü etkileyen medya ve türevlerinin asıl yönünün neresi olacağı konusu, teknik imkânlardan çok daha hayati bir meseledir.
Hilâfetin ilga edilip Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte tarihsel süreç açıkça göstermektedir ki, Müslüman toplumların yüzünü Batı’ya dönmesi ve Batı merkezli değerler sistemini yegâne gelişmişlik ölçütü olarak benimsemesi; ağır çöküntüye, sosyolojik ve manevi bedellere yol açmıştır. Küresel kültürün sınırsız özgürlük adı altında yaygınlaştırdığı anlayış; aile yapısını sarsmış, ahlaki erozyonu derinleştirmiş ve insan fıtratını zedeleyen ciddi bir ifsat sürecini beraberinde getirmiştir. Demokrasi ve bireysel özgürlük maskesi arkasına sığınan bu sistem, ne yazık ki adaletsizliğin, yolsuzluğun ve toplumsal yozlaşmanın önüne geçememiş, aksine manevi değerleri hiçe sayarak alt üst etmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Allah (svt) bu tehlikeye şöyle dikkat çeker:
"İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde düzen bozuldu..." [Rûm, 41]
Bu sebeple, yapım ve teşvik ekosistemlerinde kapasite artırılırken temelin hangi referanslar üzerine kurulduğu hayati bir önem taşır. Medyada ve sözde sanatta Batı’nın güya popüler olan kalıplarını ve yozlaşmış anlayışını taklit etmek yerine; adaleti, edebi ve insan fıtratını koruyan İslâmi bir sistem inşa edilmelidir. Peygamber Efendimiz’in (sav) "Kim bir kavme benzemeye çalışırsa (onların izinden giderse), o da onlardandır" (Ebu Davud) ikazı, İslâm kültürünü ve hayata taşınmasını, Müslüman kimliğimizi muhafaza etmenin ne kadar kritik olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Hz. Ömer’in (ra) Kudüs’ün fethi sırasında söylediği o tarihi hakikat, bugün medya ve yayıncılık vizyonumuza da ışık tutmalıdır: "Bizler zelil bir toplumduk, Allah bizi İslam ile aziz kıldı. Eğer biz izzeti ve şerefi İslam’dan başka şeylerde ararsak, Allah bizi yine zelil eder."
Gerçek kalkınma ve itibar, kendi öz medeniyet kodlarımızdan koparak değil; tam aksine İslâm’ın insanı, aileyi ve toplumu ihya eden ilkelerine sarılarak mümkündür. Müslümanların yeniden adalet, izzet ve heybet dolu günlerine kavuşması, Batı’nın kriz üreten fikir akımlarına değil, İslâm’ın getirdiği kuşatıcı ve adil hükümlere sadakat göstermesinden geçmektedir. Üretilen her içeriğin ruhumuzu ve geleceğimizi muhafaza edecek bir şuurla hazıranlanması, hakiki yükselişin anahtarıdır. Bu da ancak yeniden Raşidî Hilâfet Devleti’nin çatısında birleşmekle olacaktır.

Kutsal Mekke’de İhanet Anlaşması

Kaybolan Heybet, Çiğnenen İffet

HEPİMİZİ KANDIRDILAR!

ALGILAR VE OPERASYONLAR

EKOSİSTEM VE ZİHİNSEL BAĞIMSIZLIK

DEPERSONALİZASYON

Kaybolan Heybet, Çiğnenen İffet

ALGILAR VE OPERASYONLAR

