İşgalci terör varlığı “İsrail” ile Hamas arasında ateşkesin sağlandığı şu günlerde ABD Başkanı Trump’ın yaptığı bazı açıklamalar dünya siyasetinde gündem oldu. Siyonist “İsrail”in işkencelerine maruz kalmış, aç bırakılmış esir Filistinli Müslümanların çökmüş halleri gün gibi ortada olmasına rağmen; 9 Şubat Pazar günü yaptığı açıklamada Hamas tarafından serbest bırakılan ve aslında gayet de iyi görünen “İsrail”li rehineler hakkında “Holokost’tan (Yahudi soykırımı) hayatta kalanlar gibi görünüyorlar” benzetmesinde bulundu. Aynı zamanda “Bunu daha ne kadar çekebiliriz bilmiyorum... Bir noktada sabrımızı kaybedeceğiz” diyerek tehditkâr açıklamalarda bulundu. Kendisini ve ABD’yi dünyanın sahibi gibi gören Trump, Amerika’nın “Gazze’ye sahip olacağını” ve Gazze’yi etrafındaki diğer zengin Arap ülkeleri aracılığıyla inşa edeceğini belirterek “Gazze’yi satın almaya ve sahiplenmeye kararlıyım” şeklinde konuştu. Gazzelilerin geri dönmesine izin vermenin büyük bir hata olacağını savunan Trump “Bunu büyük bir gayrimenkul sitesi olarak düşünün ve ABD ona yavaş yavaş sahip olacak” ifadelerini kullandı. Oysa Amerika’nın desteğiyle “İsrail”in yaptığı soykırım ve askeri işgal altındaki Gazze nüfusunun zorla yerinden edilmesi uluslararası hukuka göre savaş suçları arasında sayılmaktadır. 1949 Cenevre Sözleşmeleri ile bu tür uygulamalar açıkça yasaklanmaktadır. Özellikle IV. Cenevre Sözleşmesi, işgalci devletin, işgal altındaki bölgedeki nüfusu zorla yerinden edemeyeceğini ve bu tür eylemlerin işgal altındaki halkın haklarını ihlâl etmek olduğunu belirtmektedir. Aynı şekilde yerinden edilme, savaş suçlarının yanı sıra uluslararası insan hakları ilkelerine de ters düşmektedir. Görüyoruz ki menfaatleri söz konusu olduğunda sömürgeci kâfirler hiçbir ahlâki normu gözetmemekte ve sözleşmelere riayet etmemektedirler. Tüm bunlara rağmen Gazzeli Müslümanlar korkusuzca Gazze’deki evlerine doğru yola çıkarak uzun konvoylar oluşturuyorlar. Topraklarını terk etmeyeceklerini her fırsatta dünyaya ispatlayan Gazzeli kardeşlerimiz, soykırıma sessiz kalan müslüman ülkelerdeki liderlere de adeta “cesaret ve izzet dersi” veriyorlar. Filistinli bir çocuk dahi sosyal medyadan Trump’a şöyle sesleniyor: “Kendini çok güçlü sanan Firavun diye biri vardı. “Ben sizin en yüce Rabbinizim” diyordu. Sonunda yüzemedi bile!” ABD, kurduğu dünya düzeninin diğer halklar tarafından tekrar sorgulanmaması ve Müslümanların yeniden ayaklanmaması için Gazze’nin istikrarsızlaştırılmasını istemiyor olabilir. Trump, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek çabasında olabilir. Yeniden başkan seçildiği zaman görevi devralmadan önce Panama Kanalı ve Grönland’ı ele geçirmek istediğine yönelik açıklamalarıyla da kaygı uyandırmıştı. Aynı zamanda Kanada’ya da ABD’nin bir parçası haline gelmesi için ekonomik baskı uygulayacağını söylemişti. Şüphesiz Trump’ın yaptığı bu küstahça ve pervasızsa açıklamalar meydanı boş bulmasından ve ona haddini bildirecek bir liderin olmamasından kaynaklıyor. Eskiden olduğu gibi dünya siyasetine yön veren bir “Halife”miz olsaydı, Müslümanlar şimdi olduğu gibi savunmasız kalmayacak ve Trump gibi küstahların açıklamalarını dahi duymayacaklardı. Çünkü Halifenin muazzam ordusuna karşı bunu yapacak cesaretleri olmayacaktı.