Kıtalar Dolaşan Ebu Cehil: Modern Mizah

Kıtalar Dolaşan Ebu Cehil: Modern Mizah

Geçtiğimiz günlerde ülkece, gündemde büyük yankı uyandıran Deniz Göktaş'ın stand-up gösterisinde sözde mizah adı altında doğrudan İslam'a hakaret ettiğine şahit olduk.

İslam tarihine baktığımızda ne yazık ki bunun benzeri birçok örnekle karşılaşıyoruz. Allah Resûlü'ne (sav) düşmanlık eden, hakikate karşı kibirle direnen Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibi şahıslar tarihte kalmış olsa da onların temsil ettiği inkâr, alay ve düşmanlık zihniyeti günümüzde de farklı isimler ve farklı şekiller altında varlığını sürdürmektedir. Buna ilaveten, kapitalizmin oluşturduğu değer anlayışıyla birlikte bazı çevreler sınırlarını daha da aşar hâle gelmiştir. İslam'a hakaret içeren içerikler ve toplumun ahlaki değerlerini aşındıran paylaşımlar giderek daha görünür hâle gelmekte; buna karşılık dinî değerlere yönelik hakaretler "ifade özgürlüğü" veya "mizah" adı altında normalleştirilmeye çalışılmaktadır.

Bugün yaşadığımız tablo, yalnızca birkaç kişinin yaptığı saygısızlıktan ibaret değildir. Sorunun temelinde, insanı Rabbinden uzaklaştıran ve hayatı sadece çıkar üzerine kuran bir sistem anlayışı bulunmaktadır. Kapitalist düzen; insanın değerini ahlakıyla değil, kazancıyla; karakteriyle değil, tüketimiyle ölçmektedir. Böyle bir düzende kutsallar ikinci plana itilmekte, para ve şöhret ise en büyük hedef hâline getirilmektedir. Bu anlayış, zamanla insanların hakikate karşı duyarlılığını köreltmekte ve dinî değerlere yapılan saldırıları sıradanlaştırmaktadır.

Tam bu noktada küresel bir çifte standartla karşı karşıya kalıyoruz. Batı dünyasında "ifade özgürlüğü" olarak sunulan seküler kutsallara (örneğin Holokost veya bazı modern batılı değerlere) en ufak bir eleştiri getirildiğinde sansür ve linç mekanizmaları hemen devreye girerken; sözde mizahçıların sadece İslam'a vurarak prim yapmaya çalışması, derin bir kültürel sömürgecilik ve kendi kimliğine yabancılaşma sorunudur. Günümüzde kutsallara saldırmak, insanları öfkelendirmek ve infial yaratmak en hızlı etkileşim ve para kazanma yoluna dönüşmüştür. Bu şovmenlerin derdi sadece ideolojik değil, aynı zamanda dijital algoritmanın kölesi olmalarıdır. "Öfke satıyor, saygısızlık izletiyor" gerçeği göz ardı edilmemelidir. Gündemde kalmak pahasına kutsalını feda eden bir nesli işte bu kapitalist sistem yetiştirmiş ve buna da "özgürlük" kisvesi vermiştir. Dinî değerlere hakaret edilmesinin "mizah", ahlaksızlığın yaygınlaştırılmasının ise "özgürlük" olarak sunulabilmesi, içinde yaşadığımız çağın en büyük ahlaki krizidir. Allah-u Teâlâ ayette şöyle buyurmaktadır:

"Onlara soracak olursan, 'Biz andolsun ki, eğlenip oynuyorduk' diyecekler; De ki: 'Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?'" [Tevbe Suresi, 65]

Bütün bunlar gösteriyor ki mesele sadece bir gösteri, bir söz veya bir kişi değildir. Mesele; insanı Allah'ın hükümlerinden uzaklaştıran, ahlakı zayıflatan ve menfaati merkeze koyan bir zihniyetin toplumlara hâkim olmasıdır. İsimler değişebilir, dönemler değişebilir; ancak hakka karşı duran anlayış değişmemektedir. Dün Ebu Leheb ve Ebu Cehil vardı, bugün ise aynı zihniyet farklı kişiler, farklı ideolojiler ve farklı yöntemlerle varlığını sürdürmektedir. Şairin şu mısraları ise bu gerçeği veciz bir şekilde dile getirir:

"Diller, sayfalar, satırlar 'Ebu Leheb öldü' diyorlar. Ebu Leheb ölmedi ya Muhammed; Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor."

Ne yazık ki bugün küresel sistem, insanlığın adalet beklediği bir yapı olmaktan tamamen uzaklaşmıştır. Kutsal değerlere saldırı en büyük zulümdür. Dünyanın neresinde olursa olsun zulme karşı sessiz kalındığında, o zulüm büyümeye ve yeni çehrelerle karşımıza çıkmaya devam eder.

Müslümanların görevi ise öfkeye kapılmak değil; dinlerini doğru öğrenmek, güzel ahlakı temsil etmek, hakkı hikmetle savunmak ve zulmün karşısında, mazlumun yanında durmaktır. Müslüman için ölçü asla değişmez: Allah-u Teâlâ'nın kitabı, Resûlullah (sav) ve İslami değerler bizler için en mukaddes emanettir. Onu korumak canı, namusu korumak gibidir. Allah'ın emrettiği İslam; yalnızca iddiayla değil; tavırla, duruşla ve hakikati titizlikle savunmakla yerine getirilir. Bu da yalnızca söz ile değil; hayatımızın her alanında İslam'ı hâkim kılarak yaşamakla mümkün olur. Rabbim İslam'ı kamilen hayata taşıyabileceğimiz, hadsizlere haddini gerçek anlamda bildirebileceğimiz o kutlu devlet Raşidi Hilâfeti tez zamanda bizlere ikram eylesin. Allâhumme âmin.

Vesselam...

Rojbin Aytula

Köklü Değişim | Kıtalar Dolaşan Ebu Cehil: Modern Mizah