
Kur'an’da Boşanma… Allah’ın Eşleri Ayırmadan Önce İnsan Onurunu Muhafaza Ettiği An
Ne zaman boşanma sözü edilse, insanların çoğu zihninde hemen o nihai tabloyu canlandırır: Dağılan bir yuva, kırılan bir kalp ve yolları ayrılan çocuklar… Böylece boşanma, kolektif hafızada adeta bir "başarısızlık" ile eşdeğer hale gelmiş; sanki ölümle sonuçlanmayan her evlilik bir yenilgiyle bitmiş gibi algılanmıştır.
Oysa Kur'an, boşanmaya bu gözle bakmaz. Kur'an boşanmayı ne yüceltir ne de lanetler; aksine onu gerçek makamına oturtur. Allah’ın murad ettiği, huzur, sevgi ve merhamet üzerine kurulu bir hayat imkânsız hale geldiğinde başvurulan istisnai bir hukuki çözümdür.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması da O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir.” [Rûm 21]
Kur’an’ın bu muazzam üslubuna ve eşsiz yapısına dikkat edin. Kur'an, ilişkinin temeline sadece "sevgiyi" koymamış, nihai gayesini Huzur (Sükeyne/Seken) kılmıştır.
Çünkü sevgi; zamanla şiddetlenen, zamanla da durulup zayıflayabilen bir duygudur. Huzur ise; insanın bedeninden önce ruhunda bulduğu bir güven, emniyet, saygı ve samimiyet halidir.
İşte bu huzur çöktüğünde, sevgi yerini husumete, merhamet ise sürekli bir eziyete bıraktığında Kur'an, insanı makasıdını (gayesini) yitirmiş bir ilişkiye mahkûm etmez; fakat bir öfke anında onu yıkmasına da izin vermez. Bu yüzden boşanmayı her şeyi bir anda bitiren öfke dolu tek bir kelimeyle mubah kılmamış; onu hikmet, tefekkür, adalet ve takva ile kuşatmıştır.
Ardından, insan ilişkileri hakkında söylenmiş en veciz sözlerden biri olan şu ayet gelir: الطَّلَاقُ مَرَّتَانِ ۖ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ **“Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya marufla/iyilikle tutmak ya da güzellikle/ihsanla salıvermektir.” [Bakara 229] ** Bu, sadece boşanmayla ilgili bir ayet değil; adeta bir ahlak anayasasıdır. Lafızların seçimine dikkat edin: Kur'an "Hak ile tutmak..." dememiş; "Maruf ile (iyilikle/örfe uygun şekilde) tutmak" demiştir. "Adaletle ayrılmak..." dememiş; "İhsan ile (güzellikle) salıvermek" demiştir. Bu ifadeler asla öylesine seçilmiş eş anlamlı kelimeler değildir. Maruf; eşler arasındaki günlük hayatın dengede kalmasını sağlayan şeydir; yani güzel geçim, insan onuruna saygı ve hakların eda edilmesidir.
Ancak ortak hayat sona erdiğinde, tek başına "maruf" yeterli gelmeyebilir. Çünkü ayrılık tecrübesinden çıkan kalpler acıyla ağırlaşmıştır. Bu yüzden Kur'an insanı daha yüce bir mertebeye çıkararak تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ "İhsan ile salıvermek" buyurmuştur.
Çünkü adalet zulmü engeller… İhsan ise katılığı ve acımasızlığı engeller. Adalet insana hakkını verir… İhsan ise onun onurunu korur. Kur'an adeta şöyle demektedir: "Eğer hayatın birlikte devamı artık mümkün değilse, ilişkinin sonunu ahlakın çöküşü haline getirmeyin."
Ardından, görkem bakımından bir öncekinden aşağı kalmayan şu ayet gelir: وَلَا تَنسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ “Aranızdaki zarafeti, iyiliği ve erdemi unutmayın.” [Bakara 237]
Ne muazzam bir tavsiye… Bu hitap, hayatlarının en güzel günlerini yaşayanlara değil; aralarındaki evlilik hayatı sona ermiş kimseleredir. İnsan, öfke anında geçmişi bir kalemde silip atacak garip bir yeteneğe sahiptir; son yapılan kötülüğü hatırlar da yıllar süren iyiliği unutuverir. Fakat Kur'an, anlaşmazlığın bir nankörlüğe dönüşmesini veya ayrılığın hafızayı katletmenin bir gerekçesi olmasını reddeder. Bunun önüne geçmeye çalışır. İşte bu yüzden "Aranızdaki hakları unutmayın" dememiştir. Çünkü haklara zaten yargı (Mahkeme) karar verir.
Fakat "Aranızdaki erdemi/fazileti unutmayın" demiştir. Çünkü fazilet, mahkemelerin zorla yaptırabileceği bir şey değildir; onu ancak takva ile dolmuş ruhlar-gönüller inşa edebilir. Buradan hareketle, Talâk suresinde "takva" kavramının neden defalarca tekrarlandığını daha iyi anlarız:
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa (takvalı olursa), Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu beklemediği yerden rızıklandırır.” [Talâk 2-3]
Ve yine şöyle buyurur: وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْرًا “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını büyütür.” [Talâk 5]
Kur'an'da boşanma, sadece evlilik ilişkisinin sınandığı bir süreç değildir… O, aynı zamanda bir “Takva Sınavıdır.” İnsan bazen kanunun maddelerine kelimesi kelimesine uyabilir ama adaletin ruhuna hıyanet edebilir. İnsanların önündeki davayı kazanabilir ama Allah katında kaybedebilir. İşte bu yüzden Kur'an, takvayı tüm bu hükümlerin özü-esası kılmıştır.
Ardından Kur'an, bu çekişmenin ortasındaki en zayıf halkaya… çocuğa yönelir ve şöyle buyurur: لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ “Ne bir anne çocuğu sebebiyle, ne de bir baba çocuğu yüzünden zarara uğratılsın…” [Bakara 233]
Kur'an'ın nazarında çocuk; bir baskı aracı, bir intikam malzemesi veya iki ev arasında mekik dokuyan bir elçi değildir. O bir emanettir. Bu yüzden tarafı olmadığı bir kararın bedelini ödemesine asla izin vermemiştir.
Sonra nafakayı bir lütuf veya minnet olarak değil, sorumluluğun devamı olarak tayin eder ve şöyle buyurur: لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍ مِّن سَعَتِهِ وَمَن قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ *** “Geniş imkânları olan imkânına göre nafaka versin. Rızkı daralmış olan da Allah’ın kendisin verdiğinden versin.” [Talâk 7]***
Çünkü karı-koca ilişkisi bitebilir… Ama babalık asla bitmez.
Ardından iddeti bir cezalandırma değil, hikmet ve düşünme zamanı kılarak şöyle buyurur: لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِن بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ… لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَٰلِكَ أَمْرًا “**Eşlerinizi evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar… Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.” [Talâk 1] **
Bu; Allah’ın, aklın öfkeye yetişebilmesi ve hikmetin pişmanlığın önüne geçebilmesi için tanıdığı bir süredir. Çünkü Kur'an, hissi patlamaların ve fevri duyguların hükümranlığı altında değil; basiretin hükümranlığı altında hükümler koyar.
Böylece anlarız ki Kur'an, boşanma hükümlerini insanlara sadece nasıl ayrılacaklarını öğretmek için koymamıştır; ayrılırken dahi insanlıklarına nasıl sadık kalacaklarını öğretmek için koymuştur.
Evlilik bir ahittir (mîsak). Boşanma bir sorumluluktur. Çocuk bir emanettir. Nafaka bir ödevdir. İddet bir hikmettir. İhsan bir ibadettir. Takva ise herkesi koruyan adalet terazisidir.
Kur'an التشريع (yasa/hukuk) yapısındaki en büyük mucize; insana sadece sevdiği biriyle nasıl yaşayacağını öğretmekle kalmayıp, sevgi dindiğinde de nasıl adil kalabileceğini, ayrılık kaçınılmaz bir kader olduğunda ise nasıl erdemli (Muhsin) kalabileceğini öğretmesidir.
Evlilik bitebilir… Ama ahlak bitmemelidir. Yollar ayrılabilir… Ama adalet kalmalı, erdem kalmalı, ihsan kalmalıdır.
İşte Kur'an budur… O sadece kanunlar koymaz, aynı zamanda insanı inşa eder.

Kutsal Mekke’de İhanet Anlaşması

Kaybolan Heybet, Çiğnenen İffet

ALGILAR VE OPERASYONLAR

TEK SAF, TEK İRADE

Diplomalı Neslin Sessiz Çöküşü

Diplomalı Neslin Sessiz Çöküşü

ÜÇLÜ İTTİFAK İLK SINAVINDA ÇÖKTÜ

İŞ BİRLİĞİNE Mİ YOKSA ÜMMETİN BİRLİĞİNE Mİ İHTİYACIMIZ VAR?

