
GÖLGESİ VAR, KENDİSİ YOK!
Okullar açılıp ilk ders başladığında kim var, kim yok diye yoklama alınır. Biz de bugün ümmetin ve yöneticilerin yoklamasını alıyoruz. Ancak bu yoklamada isimler değil; iman, amel ve sorumluluklar taranıyor. Ne yazık ki çağrılan her değerin karşısında derin bir sessizlik yankılanıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 14-18 Eylül tarihlerinde "Uçurtmalar Vurulmasın, Gökyüzü Çocuklara Kalsın" başlığıyla düzenleyeceği etkinlikler, sözde masum bir temenniyi ve bir feryadı dile getiriyor. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken yaman bir çelişki duruyor: İşgalci "İsrail", binlerce masum çocuğu bombalarla katlederken, Gazze’de gökyüzüne salınan basit bir kâğıt uçurtmayı dahi "savaş tehdidi" sayıp hedefe koyarken; Türkiye’de çocuklara uçurtma uçurtarak tepki vermek ne kadar gerçekçi bir duruştur? Kendi halkına gürleyen ama zalim karşısında başını kuma gömen koca devletlerin kâğıttan birer kaplan gibi durduğu bir düzende, çocuklarımızın eline kâğıttan uçurtmalar tutuşturmak zulmü durdurabilir mi? Zalimlerin yakıp yıktığı bir dünyada Müslüman yöneticilerin gücü ve sorumluluğu gerçekten bu kadar mıdır?
Bu yoklamada ilk olarak feryatları arşı titreten mazlum coğrafyalar haykırıyor: Gazze’de zalimin bombası altında evladını toprağa verirken başını dik tutan, Sümeyye anamız gibi cesaret timsali kadınlar "Buradayız!" diyor. Oğlu Ubeyde’nin kına gecesindeyken saldırı başlayınca töreni bırakıp toprağını ve ailesini müdafaa etmek için cepheye koşan, kızıyla birlikte şehadete yürüyen Ümmü Muhammed gibi Gazzeli analar, tek başlarına dünyaya imanın ve direncin ne demek olduğunu öğretiyor. İşkenceye, yokluğa ve ölüme meydan okuyan o sarsılmaz iman, Ümmetin izzetini tek başına sırtlanmış durumda.
Sadece Gazze değil; Çin’in sistematik zulmü ve asimilasyonu altında kimliği, dini ve namusu çiğnenen Doğu Türkistan; Budist çetelerin ve cuntanın soykırımına uğrayan, yurtlarından edilen Arakan; yıllardır varil bombaları ve enkazlar altında yaşam mücadelesi veren Suriye ve kanı ucuz görülen diğer tüm İslam beldeleri bu yoklamada feryatlarıyla yer alıyor. Yıkıntıların, toplama kamplarının ve mülteci çadırlarının arasından yükselen bu sesler, Müslüman coğrafyasının dille tarif edilemez acısını ve teslim olmayan imanını gözler önüne seriyor.
Peki ya yoklamada adı okunan diğerleri? Râşid Halifelerin adları ve mirasları bugünkü yöneticilerin dillerine pelesenk ettikleri nutuklarda süslü cümlelerle dolaşıyor. Fakat iş icraata gelince o anlayış iktidarların yanından bile geçmiyor. Hz. Ebû Bekir’in (ra) şirke ve fitneye karşı tavizsiz kararlılığından, Hz. Ömer’in (ra) mazlumu koruyan heybetli adaletinden, Hz. Osman’ın (ra) Ümmet için varını yoğunu ortaya koyan fedakârlığından ve Hz. Ali’nin (ra) hak karşında bükülmeyen cesaretinden bugün fersah fersah uzak birer seyirci olarak kalıyorlar.
Eğer bugün Peygamber Efendimiz (sav) , Ebû Bekirler, Ömerler, Osmanlar ve Aliler aramızda olsaydı; uçurtma uçuran çocuklar vurulurken gökyüzüne uçurtma mı salarlardı, yoksa o zalimlerin ordularını darmadağın mı ederlerdi? Gazzeli tek bir kadın evladının mürüvvetini göreceği en mutlu gününde bile tereddüt etmeden canını ortaya koyup şerefli bir duruş sergilerken; orduları, uçakları, ekonomik yaptırım güçleri ve trilyon dolarlık bütçeleri olan koca Müslüman ülkelerin yöneticileri sözde barış garantörü olduklarını söyleyip derin bir atalet içinde susuyor. Tek bir kadının cesareti; koca devlet yöneticilerinin sükûtu, parçalanmışlığı ve duyarsızlığı karşısında galip gelirken, harekete geçmek için daha kaç İslam beldesinin tarumar olması gerekiyor?
İslam hassasiyeti ve şuuru; adaleti sadece temenni etmeyi değil, zalime karşı her türlü askerî, siyasi ve stratejik gücü hazırlayıp onu fiilen tesis etmeyi emreder. Yeryüzünde zulüm hüküm sürerken Müslümanlara özellikle de ordularıyla, İHA’larıyla, SİHA’larıyla övünen yöneticilere düşen görev, sembolik adımlarla avunmak değil, zulmü engellemektir. Allah (svt), Kur'an-ı Kerim'de Müslümanları zalimlerin gözünü korkutacak tam bir hazırlığa davet ederek şöyle buyurmaktadır:
**"Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın ki onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız..." [Enfâl 60] ** Bu ayet, zalimlerin pervasızca kan döktüğü bir dünyada Müslümanları korumanın yolunun sadece hüsnüniyetten değil, askeri gücü sahaya sürmekten geçtiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca Peygamberimiz (sav) Müslümanların birbirlerinin derdiyle dertlenip koruyucu bir güçle kenetlenmesi gerektiğini şu mübarek hadis-i şerifiyle beyan etmiştir:
"Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu zalimin eline bırakmaz (düşmana teslim etmez) ..." [Buhari]
Bu yoklamada Gazze'nin, Doğu Türkistan'ın, Arakan'ın ve Suriye'nin çocukları cesaretiyle, anaları teslimiyetiyle, direnen mahzun yürekler sadakatiyle "Buradayız" diyor. Geriye kalan koca bir coğrafyanın, güç ve imkân sahibi muktedirlerinin adının karşısına ise tarih şimdiden şu notu düşüyor: "Gölgesi var, kendisi yok.!"
Tarihte Râşidî Hilâfet Devleti ve adalet şemsiyesi var iken, mazlum Müslümanlar şöyle dursun, kâfirler ve gayrimüslim halklar bile adalet ve emniyet bulmak için Halife'nin gölgesine sığınmak isterler, o adaletin sığınağında nefes alırlardı. Oysa bugün başımızda bulunan Müslüman yöneticiler, değil mazlumlara hami olmak, kâfirlerin ve müstekbirlerin güdümünden dışarı çıkamayan, kâğıttan iradeleriyle hareket eden birer "gölge yönetici" olmaktan öteye geçemiyorlar.
Ümmetin bu dağınıklığına son verecek, Kudüs'ten Kaşgar'a, Halep'ten Arakan'a kadar tüm mazlumların koruyucu zırhı olacak, zalimlerin pervasızca kan dökmesini engelleyecek yegâne güç; sınırlarla parçalanmış çaresiz yönetimler değil, Nübüvvet metodu üzere kurulacak ikinci Râşidî Hilâfet Devleti'dir. Efendimiz’in (sav) "Şüphesiz ki imam (halife), arkasında savaşın yapıldığı ve kendisiyle korunulan bir kalkandır" (Müslim) hadis-i şerifinde beyan ettiği ve "Sonra nübüvvet metodu üzere yeniden Hilâfet olacaktır" diyerek müjdelediği bu kalkan, Ümmetin üzerine farz olan nihai hedeftir.

Kutsal Mekke’de İhanet Anlaşması

Kaybolan Heybet, Çiğnenen İffet

Diplomalı Neslin Sessiz Çöküşü

ALGILAR VE OPERASYONLAR

GÖLGESİ VAR, KENDİSİ YOK!

Diplomalı Neslin Sessiz Çöküşü

ÜÇLÜ İTTİFAK İLK SINAVINDA ÇÖKTÜ

