ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîfi
Hatice YiğitHatice Yiğit24 Temmuz 2020

Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîfi

Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîfi 532-537 yılları arasında İstanbul'a inşa ettirilmiş olup 1453 yılında İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra Fatih Sultan Muhammed tarafından camiye dönüştürülmüştür. 1935 yılından 2020 yılına kadar müze olarak hizmet vermiştir. Ayasofya adındaki "aya" sözcüğü "kutsal, azize", "sofya" sözcüğüyse herhangi bir kimsenin adı olmayıp Eski Yunancada "bilgelik" anlamındaki sophos sözcüğünden gelmektedir. Dolayısıyla "aya sofya" adı "kutsal bilgelik" ya da "ilahî bilgelik" anlamına gelmekte olup Ortodoksluk mezhebinde Tanrı'nın üç niteliğinden biri sayılır.

Ayasofya, aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan "Üçüncü Ayasofya" olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çökmüş, Mimar Sinan’ın binaya payandaları eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.

Ayasofya'nın İslam tarihinde Müslümanlardaki yeri hiç değişmemiş, 86 yıl boyunca ona karşı olan özlem hiç dinmemiştir.

Ayasofya, Fatih Sultan Muhammed'in İstanbul'u fethinden sonra bütün tahta çıkan halifelerin ilk cuma namazlarını kıldığı, ilim meclisi olduğu gerçeği yüzyıllarca devam edegelmiştir. Ta ki 1924’te Hilafet kaldırılıp yerine Cumhuriyet ilan edilene kadar. 1935'ten itibaren de Ayasofya müze olarak kullanılmıştır. Müslümanların içinde işgal altında olan Filistin topraklarındaki Kudüs gibi iyileşmez bir yara oldu. 86 yıl sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 24 Temmuz 2020 tarihinde yeniden Ayasofya-i Kebîr Cami-i olarak ibadete açılması, Müslümanlar için bambaşka bir anlam ifade etmektedir. Öyle ki Batılı sistemden artık nefes alamaz hale gelmiş Ümmet, yeniden İslam'a dair bir yapı, bir düşünce, bir ses duysa hemen onun heyecanına kapılıp nefes almaya başlıyor. Her ne kadar tatbik edilen sistem Kapitalizm olsa da Müslümanlar İslam denildiğinde yeniden canlanıyor, yeniden tek yumruk haline geliyorlar. Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması yalnızca Türkiye’de yaşayan Müslümanlar için değil tüm dünyadaki Müslümanlar için önem arz etmektedir. Müslümanlar kalplerinde yeniden sıcaklık hissetmiş ve akın akın Ayasofya'da namaz kılmak için harekete geçmişlerdir.

Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’nın kendisi için ifade ettiği değeri ve önemi 1 Haziran 1453’te fethinin ardından şu sözleriyle dile getirmiştir:

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir...”

Fatih Sultan Muhammet'in bu fermanına rağmen Ayasofya 1935'ten 2020'ye kadar Müslümanların ibadetine kapalı kalmıştır.

Davası Ayasofya olanlar bugün sevinç üstüne sevinç yaşadılar. Lakin Fatih Sultan Mehmet gibi bizlerin de kutlu davası sadece Ayasofya’dan ibaret değildir. Nasıl ki, Fatih Sultan Mehmet'in derdi Allah'ın hükümleriyle dünyaya hükmetmek, gayelerin gayesine ulaşmaktıysa, bugün bizim de derdimiz, gayemiz, hedefimiz bundan başkası değildir. O yüzden, küfür yeryüzüne hâkim kaldığı müddetçe, beşerin sözü ve hükmü Âlemlerin Rabbi olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın sözünden üstün olduğu müddetçe, Kudüs dahi esaretten kurtulsa Müslümanlar asla saadete kavuşmayacaktır. Allah’ın hükümlerini tatbik edecek olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti Nübüvvet Metodu üzere yeniden ikame edilip İslam yeryüzüne hakim kılınmadan Müslümanlar asla refah içinde olmayacaktır, bu sevinçler hep yarım kalacaktır.

Bugün Ayasofya için birleşen Müslümanlar, Hilafet devleti için birleşip halifeye biat ederek yeniden şan, şeref ve izzete kavuşacaklardır.

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ﴿٦٠﴾ لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ﴿٦١﴾

“Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.“ [Saffat 60-61].