
Kendi çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir kural tanımayan Amerika, dünyayı adeta kendisinin zannediyor. “Özgürlükler Ülkesi” diye anılan ABD o kadar özgür ki canı istediğinde uluslararası hukuku hiçe sayarak bir devlet başkanını kaçırıp esir alabiliyor. Venezuela lideri Maduro’yu eşiyle beraber kaçırıp gözleri bağlı, elleri kelepçeli bir şekilde sosyal medyaya servis ederek hasımlarına da göz dağı veriyor. “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” diyen Trump; Küba, Meksika, Kolombiya ve Grönland’ı da tehdit etmekten geri durmuyor.
Trump 18 Aralık’ta Venezuela için “Tüm enerji haklarımızı elimizden aldılar. Kısa bir süre önce tüm petrolümüzü yasa dışı olarak aldılar. Onları geri istiyoruz.” demiş ve Venezuela’da petrol sektöründe iş yapan Amerikan firmalarının “kovulduğunu” belirtmişti. Başka ülkelerin petrol rezervlerini kendi malıymış gibi gören bu hastalıklı zihniyet, sömürgeci zihniyetinden başka bir şey değildir. Bu sömürgeci zihniyet, yer altı ve yer üstü kaynaklara ulaşması yolunda önüne çıkana acımamakta ve gerektiğinde vaktiyle onlara hizmet edenleri bile ortadan kaldırmaktadır. Savaş çıkarmakta hiçbir beis görmeyen hatta bundan beslenen ABD, Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle birlikte Eylül ayında Savunma Bakanlığı’nın ismini de Savaş Bakanlığı olarak değiştirmişti. Türlü bahanelerle çıkardığı ve desteklediği savaşları kendi lehine meşrulaştırmaya çalışsa da insanların artık bu yalanlara kanmadığını görüyoruz. Üstelik ABD, çoğu halkların antipatisini ve nefretini celbetmiş durumdadır. Bu kadar hırçınlaşıp sağa sola saldırması, kendisine güvenin kalmaması “en büyük terör devleti Amerika”nın çöküş alâmetleri olarak yorumlanmaktadır.
ABD bugün petrol yüzünden Venezuela’ya yaptığını yakın geçmişte İran’a, Irak’a ve Libya’ya da yapmıştı. Kendisine hizmet etmeyen ve doları kullanmak istemeyen ülkelerde darbe yaparak onlara göz dağı vermekte ve kendince onları hizaya sokmaktadır. İşgalci “İsrail”i destekleyerek Gazze’de bebeklere dahi acımayan bu en büyük terörist; güç, tahakküm ve menfaat için her türlü barbarlığı yapmakta, başka devletleri sömürmeyi meşru görmektedir. Ondan sonra da kalkıp medeniyet iddiasında bulunmaktadır. Merhum Aliya İzzetbegoviç ne kadar doğru söylemiştir: “Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”
Şahit olduğumuz üzere, dünyaya hâkim olan bu kapitalist sömürü düzeninde büyük balık küçük balığı istediği zaman istediği şekilde yutuyor. Ve bunu engelleyecek bir güç de bulunmuyor maalesef. Bizler “Dünya Hilafete Muhtaç” derken aslında bir zarureti dile getirmiş oluyoruz. Hem Müslümanlar hem de diğer mazlum halklar âdil bir sisteme -ki o da sadece İslâm’ın yönetim sistemidir- her zamankinden çok daha muhtaçlar.
Müslümanların azimli çalışmasına karşılık Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yardımı geldiğinde Râşidî Hilafet Devleti yeniden kurulacak; mazlumların gözyaşları sevinç gözyaşlarına dönüşecek, servetler gerçek sahiplerine iade edilecek ve küfrün karanlığından kurtulunacaktır biiznillah.
“Allah emrine galiptir (neyi diler ve neye hükmederse onu muhakkak yerine getirir). Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf, 21]





