Zalim İyimserlik

Zalim İyimserlik

Derin bir siyasi kadercilik hissinin neredeyse her köşeye yayıldığı bir atmosfer içinde yaşıyoruz. Siyasi kötümserlik insanları sırf bireysel, kişisel çözüm arayışlarına itekliyor. Böyle olunca daha derinde yatan (sistem kaynaklı) sorunlarla ilgilenmek yerine kendimizi ya da birilerini suçlamaya başlıyoruz.

Bireysel çözümler, değişimler elbette önemli bir başlangıçtır ama yeterli değildir. Bununla alakalı “zalim iyimserlik” diye bir kavramdan bahsetmek istiyorum. Bu kavram ilk defa Lauren Berlant adında Amerikalı bir akademisyen tarafından dile getirilmiş. Zalim iyimserlik, asıl sebeplerin içinde yaşadığımız sistemde yatan büyük bir problem -örneğin ekonomik sıkıntılar, madde bağımlılığı, depresyon, suça sürüklenen çocuklar- karşısında insanlara iyimser bir dille basit, bireysel çözümler sunulmasıdır. Sunulan bu çözümlerin kulağa iyimser gelmesinin sebebi, insanlara sorunun kısa sürede, ufak değişikliklerle çözülebileceğinin söyleniyor olmasıdır. Oysaki bu aslında zalimce bir yaklaşımdır, çünkü sunulan çözüm o kadar sınırlı ve derinde yatan nedenlere karşı o kadar kördür ki çoğu insanda başarısız olması kaçınılmazdır.

Mesela sigortasız bir işte çalışıyorsunuz, şeker hastasısınız ve insülin almaya paranız zar zor yetiyor. İşveren çalışma arkadaşlarınızı teker teker işten çıkarmaya başladı. Şu durumda sıranın size geleceğini düşünüp stres yaparsınız değil mi? Her gün “ya bugün işten çıkarılırsam” duygusuyla yaşarsınız. Birileri de size gelip “stres yapma, bu senin bakış açınla alakalı, bakış açını değiştir” dese, iyimserce gözüken bu yaklaşım sizde ne kadar işe yarayabilir? Çoğu insan stres yapmamayı beceremediği için de bunun kendi hatası olduğunu düşünür.

Stres, çoğu kişisel gelişim kitaplarında bahsedildiği üzere “bizim kendi kendimize dayattığımız bir şey” değildir. Bize dayatılan bir şeydir. Stres, bir duygudur. İşten çıkarılmanın sonucunda parasız kalacağınızı ve insülin alamayacağınızı düşünmek sizi strese sokar. Oysa devletin sağlık masraflarınızı ücretsiz olarak karşılayacağını bilseniz stres yaşamazsınız.

Bundan elli-altmış yıl önce dünyada obezite çok azdı. Fakat son yıllarda taze, besleyici gıdaya dayalı tedarik sisteminin yerini işlenmiş çerçöpten ve bağımlılık yapan gıdalardan oluşan bir sistem aldı. Yürümenin veya bisiklete binmenin imkânsız olduğu şehirler kuruldu. Bizim kişisel hatalarımızdan dolayı değil, bize sunulanların değişmesiyle birlikte vücutlarımız ve hastalıklarımız da değişti. Fakat buna yol açan sistemle yüzleşmek yerine, diyet endüstrisi tarafından kendimizi suçlamayı öğrendik. “Kendi seçimlerim yüzünden şişmanladım, tembellik ettim, açgözlülük ettim” diye düşünmeyi öğrendik. Zalim bir iyimserlikle bize “Az yemelisin, kalori hesabı yapmalısın” dendi. Oysa içinde bulunduğumuz ortam bizim diyet yapmamızla değişmeyecek. Diyetimiz bittiğinde, bizi kilo almaya iten sağlıksız ortamın içinde kalmaya devam edeceğiz. Sağlıksız ortamda kilo vermeye çalışmak, bizi sürekli aşağıya indiren bir yürüyen merdivende yukarıya doğru koşmaya çalışmak gibidir. Birkaç kişinin fevkalâde bir çabayla tepeye ulaşması mümkün olsa da çoğumuz kendimizi aşağıda buluruz ve yine “başaramadım” diye kendimizi suçlarız. Oysa kendimizi aç bırakmaya ya da suçlamaya harcayacağımız enerjiyi siyasi değişimlerin talep edilmesine harcasaydık şu an obezite ve hastalıklar çok daha az görülürdü.

Başka bir örnek daha vermek istiyorum. Diyelim ki yaşadığımız çevrede hava kirliliği çok fazla. Devlet ve uzmanlar dese ki “kirlilikten korunmak için herkesin gaz maskesi takması gerekiyor.” Şu durumda gaz maskesi takmak tüm bireylerin yapması gereken bir şey olur ve takmayanlar hayatını riske attığı gerekçesiyle kınanır. Gaz maskesini takın demek zalim iyimserliktir. Ve bu, hava kirliliğini önleyen köklü bir çözüm değildir. Sorunun ortadan kalkması için hava kirliliğini oluşturan unsurları devletin yasaklaması gerekir. Devlet fabrika bacalarından çıkan kirli dumana izin vermezse insanlar da gaz maskesi takmak zorunda kalmazlar ve -olması gerektiği gibi- normal bir hayat yaşarlar.

Çevre değişmediği takdirde nefsimize hâkim olmaya çalışmak ya da gaz maskesi takmak uzun vadede işe yaramayan şeylerdir. Aynı şekilde ekonomik sıkıntılardan kemer sıkmakla kurtulamayız. Gençlerimizi uyuşturucu bataklığından onları rehabilitasyon merkezlerine göndermekle kurtaramayız. Depresyondan ilaç almakla çıkamayız. Suça sürüklenen çocukların sayısını cezaları artırmakla, okul saldırılarını kapıya iki güvenlik görevlisi koymakla azaltamayız. Gerçekçi olmayan beklentiler, gerçeği görmezden gelmeye ve sorunlarla yüzleşememeye sebep olur. Artık sistemi sorgulamak yerine kendimizi sorgulamayı bırakmalıyız. Sorunun kapitalist sistemden kaynaklandığının farkına varmalıyız. Kapitalizm, vahşi bir sömürü düzenidir. İnsanları ifsad eder ve bunun kendi hataları olduğunu telkin eder. Bu yüzden enerjimizi doğru yere kanalize etmeli ve kapitalist sistemin İslâm’ın hayat veren sistemiyle değiştirilmesi için çalışmalıyız. Çünkü İslâm canımızı, aklımızı, malımızı, neslimizi ve dinimizi koruyan yegâne sistemdir. Bu değişim için çalışmak sahici bir iyimserliktir.