Eğitim: Yük Değil, Geleceğe Açılan Bir Kapı
Mısra AytenMısra Ayten21 Eylül 2026

Eğitim: Yük Değil, Geleceğe Açılan Bir Kapı

Yeni bir eğitim-öğretim yılı başladı. Çocuklar için yeni bir heyecan, aileler için ise yeni bir masraf dönemi…

Bir çanta, birkaç defter, kalemler, okul kıyafeti, servis ücreti… Tek tek bakıldığında küçük görünen bu giderler, eğitim masraflarının tamamı düşünüldüğünde aile bütçesinde ciddi bir yük oluşturuyor. Üniversite öğrencileri için ise tablo daha da ağır. Kira veya yurt, ulaşım, yemek, kitap ve diğer ihtiyaçlar derken eğitim, aileler açısından her yıl daha büyük bir ekonomik mesele hâline geliyor.

Bugün birçok aile aynı sorunun cevabını arıyor: Çocuğumuzun eğitimi ile evimizin geçimini nasıl aynı anda karşılayacağız?

Eğitim, bir ailenin gelirine göre şekillenmemeli. Bir çocuğun okuyabilmesi, ailesinin ekonomik gücüne bağlı olmamalı. Çünkü eğitim yalnızca bireyin değil, toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır.

Ancak mesele sadece okul masraflarından da ibaret değil. Eğitim sisteminin ekonomik yükü, aileleri borçlandırırken çocukları da imkân farklılıklarıyla karşı karşıya bırakıyor. Kimi öğrenci ihtiyaç duyduğu bütün imkânlara ulaşabilirken kimi öğrenci ailesinin ekonomik şartları nedeniyle daha yolun başında dezavantajlı hâle geliyor.

Peki eğitim gerçekten böyle olmak zorunda mı?

İslam'ın eğitim anlayışında eğitim, yalnızca kişinin kendi imkânlarıyla karşılayacağı özel bir hizmet olarak görülmez. Devlet, toplumun temel ihtiyaçlarını karşılar ve eğitim imkânlarını insanların ekonomik durumuna terk etmez.

İslam'ın hakim olduğu bir eğitim sisteminde temel eğitimin herkes için ulaşılabilir olması, yükseköğrenim imkânlarının mümkün olduğunca genişletilmesi ve bilimsel çalışmaların devlet tarafından desteklenmesi esas alınır. Okulların yanı sıra kütüphaneler, laboratuvarlar ve araştırma imkânları oluşturularak toplumun ihtiyaç duyduğu âlimlerin, doktorların, mühendislerin ve diğer uzmanların yetişmesine zemin hazırlanır.

Böylece eğitim, ailenin sırtındaki ağır bir ekonomik yük olmaktan çıkarılıp toplumun ve devletin sorumluluğu içerisinde ele alınır. Zira bir toplumun geleceğini yetiştiren eğitim, yalnızca parası olanların ulaşabileceği bir imkân olmamalıdır.

Bugün eğitim ekonomisini konuşurken sadece kırtasiye fiyatlarını, servis ücretlerini veya üniversite masraflarını değil, eğitimin hangi anlayış üzerine kurulması gerektiğini ve devletin üzerine düşen sorumlulukları da konuşmak durumundayız.

Çünkü mesele yalnızca “Eğitim ne kadar pahalı?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

İnsanın eğitim hakkını ekonomik gücüne bırakmayan bir devlet düzeni mümkün müdür?

Evet, İslam'ın kamile uygulandığı bir devlette bu mümkündür. Halifenin ve devletin temel görevlerinden biri, toplumun ihtiyaçlarını İslam'ın hükümleri doğrultusunda düzenlemek ve insanların temel ihtiyaçlarını karşılmaktır. Eğitim de bu sorumluluk alanlarından biri olarak ele alınır.

Dolayısıyla eğitim meselesi, yalnızca yeni bir müfredat veya yeni bir sınav sistemi meselesi değildir. Aynı zamanda devletin insana ve topluma bakışının bir sonucudur.

Eğitimin aileler için ağır bir ekonomik yük olmaktan çıkarılması ve herkes için ulaşılabilir hâle getirilmesi, İslam'ın eğitim anlayışı ve bunu devlet düzeni içerisinde ele alan Raşidi Hilâfet Devleti ile mümkündür.