Fıtrattan Kopuşun Faturası
Berfin Aleyna EROLBerfin Aleyna EROL28 Eylül 2026

Fıtrattan Kopuşun Faturası

Toplumsal çöküşler birdenbire gerçekleşmez; önce zihinlerdeki mutlak hakikat tasavvuru sarsılır, ardından fıtratın etrafına örülen ahlaki sınırlar yıkılır ve en nihayetinde bu yozlaşma sokaklara, okul koridorlarına ve gazete manşetlerine birer cinnet vakası olarak yansır. Bugün toplum olarak tanık olduğumuz kanlı sahneler, bağımsız birer bunalım değil; merkeze insanı ve onun heveslerini koyan laik kapitalist zihniyetin ürettiği kaçınılmaz enkazdır.

Gücü ve yetkiyi elinde tutan mekanizmalar, bu toplumsal cinneti "dijital oyunların etkisi", "sosyal medyanın kontrolsüzlüğü" ya da "bireysel psikolojik kırılmalar" gibi dar parantezlere hapsetmeyi tercih ediyor. Oysa bu teşhis, teşhis olmaktan çok suçluya alan açan ve sistemi aklamaya yarayan bir illüzyondan ibarettir. Nitekim önümüzdeki tablo ortadadır: Bugün internetten tek tıkla satılan ucuz silahlar yüzünden suça sürüklenen çocuk sayısı rekor kırarken uyuşturucu yaşı ortaokul sıralarına kadar gerilemiştir. İslami omurgasından koparılmış eğitim sistemi ise gençliğe bir değer sunmak yerine çeteleşmeyi, akran zorbalığını ve şiddeti bir "özgürlük" sanan büyük bir yozlaşma üretmektedir.

Failde aramanız gereken şey, onun kişisel travmalarından önce ona sunduğunuz hayat nizamının çürüklüğüdür. Sayılan tüm krizler birer sebep değil, fıtratı reddeden seküler ve kapitalist düzenin bünyesinde büyüttüğü zehirli meyvelerdir. Çünkü insan, zihnini ve kalbini dolduracak gerçek bir amaca muhtaçtır. Rabb'imiz insanın yaratılış gayesini açıkça haber verir:

**"Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." [Zâriyât Sûresi, 56] ** Bugün gençlere yön veren laik ve seküler sistem, bu boşluğu doldurmak yerine tüketim hırsını, bencilliği ve sınırsız eğlenceyi bir yaşam biçimi olarak sunuyor. Peygamber Efendimiz (sav) ortamın insanı nasıl değiştirdiğini şöyle haber vermiştir:

***"Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası [ve içinde yaşadığı toplum/düzen] onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar." [Buhârî]


Peygamberimiz (sav) bir başka hadis-i şerifinde ise idarecilerin ve sistemin toplum üzerindeki sorumluluğu hakkında şöyle buyurur:

***"Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz gütmekte olduğunuz sürüden sorumlusunuz..." [Buhârî, Cuma 11; Müslim, İmâre 20]


Hilafet’in yokluğunda kurulan bu düzen, sorumluluğunu yerine getirmek şöyle dursun, gençlerimizin temiz fıtratını bozuyor ve onları büyük bir kimlik krizine sürüklüyor.

Müslüman için kimlik; popüler kültürün değişken modalarıyla ya da seküler yasaların dar kalıplarıyla inşa edilemez. O, gücünü ve istikametini doğrudan Yaratıcıya olan bağlılığından alır. Rabb'imiz bize bu kimliği şöyle bildirir:

**"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." [Âl-i İmrân Sûresi, 104] ** **"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a inanırsınız..." ]Âl-i İmrân Sûresi, 110] ** Yangını söndürmek istiyorsak önce kıvılcımı üreten mantığı sorgulamak zorundayız. Geçici pansuman çözümleri ve yüzeysel kılıfları bir kenara bırakma vakti gelmiştir. Gençliğimizin yeniden ayağa kalkması; kendisini hedefsiz bırakan bu laik-kapitalist dayatmaları reddetmesi ve hayatın her alanına yön veren İslami değerlere sımsıkı sarılarak köklü bir İslami nizamı hayatın merkezine taşımasıyla mümkündür.