Whataboutizm: Hilâfet Sorumluluğundan Kaçış
Mehmet ÇetinbudakMehmet Çetinbudak07 Eylül 2026

Whataboutizm: Hilâfet Sorumluluğundan Kaçış

Oynat: Whataboutizm: Hilâfet Sorumluluğundan Kaçış
0:00

Whataboutizm, bir meseleye cevap vermek yerine başka bir meseleyi gündeme getirerek asıl konuyu tartışmaktan kaçınma yöntemidir. “Peki ya şu?”, “Önce bunu düzeltelim.”, “Ama onlar ne olacak?” gibi ifadeler bazen haklı bir eleştiri içerebilir. Fakat bu yöntem, yapılması gereken bir sorumluluğun önüne sürekli başka bahaneler koymak için kullanıldığında ciddi bir problem hâline gelir.

Bugün, Müslümanların meselelerini konuşurken bunun birçok örneğini görüyoruz.

“Allah’ın hükümlerinin hayatımızda tatbik edilmesi farzdır ve Müslümanlar bunun için çalışmalıdır.” dediğimizde, “Ama henüz güçlü değiliz. Bunu yaparsak kâfirler bize ne yapar?” deniliyor.

Peki Müslümanların vazifesini belirleyen şey, Allah’ın emri midir; yoksa düşmanın gücü mü?

Üstelik Müslüman yalnızca kendi gücüne güvenmez. Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurur: [يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ] "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder." [Muhammed Suresi 7] Mesele tam da burada başlar: Kâfirlerin ne yapacağını sürekli hesap ederek geri çekilmek yerine, biz üzerimize düşen sorumluluğu samimiyetle yerine getiriyor muyuz?

Allah’ın yardımını hak edecek bir toplum olmak için çalışıyor muyuz?

Gazze’de ve başka İslami beldelerde Müslümanların uğradığı zulüm karşısında “Müslümanların ortak bir siyasi iradeye ve güçlü bir koruyucu yapıya ihtiyacı vardır.” dediğimizde de hemen başka engeller sıralanıyor:

“Birleşmiş Milletler var.”

“Amerika buna izin vermez.”

“NATO var.”

“Anlaşmalarımız var.”

Peki bütün bunlar, Müslümanların kendi birliklerini ve güçlerini yeniden inşa etmesi gerektiği gerçeğini ortadan kaldırır mı?

Tam tersine, bütün bu sorular bize daha temel bir meseleyi hatırlatmalıdır: Müslümanlar neden kendi siyasi birliklerini, kendi iradelerini ve kendi güçlerini ortaya koyabilecek bir yapıya sahip değiller?

İşte burada Hilâfet meselesi gündeme gelir.

Hilâfet, Müslümanların siyasi birliğini ve İslam'ın hükümlerinin uygulanmasını temsil eden sistemin adıdır.

Bugün Müslümanların karşı karşıya olduğu parçalanmışlık, işgaller, savaşlar, siyasi bağımlılıklar ve ahlaki çözülme düşünüldüğünde, “Müslümanların yeniden birlik olması gerekir.” demek, neden hayal olarak görülüyor?

Asıl sorgulanması gereken, Müslümanların böyle bir birlik idealinin konuşulmasından neden geri durduklarıdır.

Toplumun ahlaken zayıfladığını, ailelerin dağıldığını, gençlerin inanç ve değerlerinden uzaklaştığını söylediğimizde ise “Eskiden de böyleydi.” deniliyor.

Fakat geçmişteki yanlışlar bugünkü yanlışları düzeltmemek için mazeret olabilir mi?

Bir toplumun yeniden İslam’la, ahlakla, aileyle, adaletle ve İslami bilinçle güçlenmesi gerektiğini söylüyorsak, bunun önüne geçmişteki eksiklikleri koymanın ne anlamı var? Her meselede “ama” diyerek başka bir meseleye kaçarsak hiçbir meseleyi çözemeyiz.

Müslümanların bugün ihtiyacı olan şey, sürekli bahane üretmek değil; Allah'ın hükümlerini, hayatın dışında bırakılmış hükümler olarak görmekten vazgeçip onları yaşama ve yaşatma sorumluluğunu yeniden kuşanmaktır.

Bu sorumluluk, önce insanın kendisinden başlar. Sonra aileye, topluma ve kurumlara uzanır. İlimli, ahlaklı, bilinçli ve güçlü nesiller yetiştirmek; adaleti tesis etmek; Müslümanların birlik şuurunu güçlendirmek ve İslam'ın hükümlerinin uygulanmasını hedeflemek bu yolun parçalarıdır.

Kâfirlerin ne yapacağını düşünmek elbette insanı tedbir almaya sevk edebilir; fakat onları sürekli bir korku vesilesi hâline getirip Allah'ın emrinden geri durmak, Müslümanın tavrı olmamalıdır.

Biz üzerimize düşeni samimiyetle yapalım. Allah'ın yardımına güvenelim. Gücümüzü yeniden inşa edelim. Bizi birleştirecek ve güçlendirecek Hilâfet’i yeniden kuralım.

Çünkü bizler, Allah'ın yardımı geldiğinde, bugün gözümüzde aşılmaz görünen engellerin aşılabileceğine iman ederiz.

Hilâfet çağrısı da bu açıdan yalnızca geçmişe duyulan bir özlem değildir. Müslümanların siyasi birlik, adalet, bağımsızlık ve Allah'ın hükümlerinin hayata geçirilmesi idealinin yeniden gündeme taşınmasıdır.

Yeryüzü bugün olduğu kadar belki de hiçbir dönemde adalet ve istikrara muhtaç değildi.

Müslümanlar üzerlerine düşen vazifeyi başkalarının ne yapacağını bahane etmeden yerine getirmelidir.

“Onlar bize ne yapar?” değil, “Biz Allah'ın rızası için üzerimize düşeni ne kadar samimiyetle yapıyoruz?”_

Whataboutizm’in duvarını ancak bu soruyla aşabiliriz.