İhanetinize Kutsalımızı Karıştırmayın!
İslam Boztepeİslam Boztepe11 Ağustos 2026

İhanetinize Kutsalımızı Karıştırmayın!

Oynat: İhanetinize Kutsalımızı Karıştırmayın!
0:00

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, 07 Ağustos Cuma günü “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” imzaladılar. Söz konusu gelişmeyi, çeşitli haber organları; bölgesel güvenliği tahkim eden, caydırıcılık kapasitesini en üst seviyeye çıkaran ve taraf ülkeler arasında tamamlayıcı bir askerî-stratejik iş birliği zemini inşa eden tarihsel bir kırılma noktası olarak takdim etti. Resmî makamlardan yapılan açıklamalarda; anlaşmanın ortak askerî yetenekleri optimize edeceği, bölgede sarsılan barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesine hayati katkılar sunacağı yaldızlı ifadelerle işlendi. Gündeme bir anda giren anlaşma, liderlerin alelacele Suudi Arabistan'a yaptıkları ziyarette gerçekleşti. Medyada sergilenen bu tablo, arkasındaki derin çelişkileri ve soru işaretlerini gizlemeye yeterli olmadı.

Anlaşma metninde yer alan ifadeler gayet tatmin edici, İslam coğrafyasının maslahatını merkeze alan ve Orta Doğu’yu dış tehditlerden muhafaza etmeyi vaat eden vizyoner bir izlenim uyandırmaktadır. Ne var ki bu ittifak, kitlelere sunulan süslü kelimelerden ve ekranlara servis edilen cilalı manşetlerden fersah fersah uzaktır. Bu anlaşma, ne Türkiye’nin ne Pakistan’ın ne de Suudi Arabistan’ın hür iradesi ile imzalanmıştır. Karşımızda duran portre; Müslümanların penceresinden bakılarak çizilen değil, doğrudan Beyaz Saray’ın koridorlarında tasarlanan, Washington’ın küresel stratejik çıkarlarını tahkim etmeyi hedefleyen iradenin resmidir.

ABD, onlarca yıldır “Orta Doğu’ya barış getirme” söylemi adı altında, kapitalist ideolojinin hâkimiyetini tahkim etmenin ve baş düşmanı olarak gördüğü İslam’ın devletleşmesinin önünde engel olmanın yollarını aramıştır. Planlarını gerçekleştirme arzusu ile hedeflerine ulaşabilmek için “kurguladığı” tüm senaryolarda, bölgedeki yönetimleri birer araç olarak kullanmaktan geri durmamıştır. Bugün Beyaz Saray’ın Orta Doğu’da güvenli bölge ihtiyacıyla karşı karşıya kalması, yaşadığı jeopolitik sıkışmışlığın bir sonucudur. Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaret rotaları ve enerji koridorlarında yaşadığı güvenlik krizi, Gazze’de mayalamaya çalıştığı sözde ateşkes planlarının karşılık bulmaması ve Pasifik hattında ana rakip olarak gördüğü Çin’i çevreleme politikasında zaman kaybetmesi, onu acil hamleler yapmaya itmiştir.

Jeopolitik dar boğazı aşmak isteyen ABD yönetimi, joker oyuncularını süratle devreye sokarak direktiflerini iletmiştir. Washington’dan gelen emirler doğrultusunda masaya oturan ülkeler, anlaşmanın meşruiyetini artırmak ve muhtemel tepkileri bastırabilmek için kutsal şehir “Mekke” ismini paravan olarak kullanmışlardır. Arka planda ABD olmasına rağmen, isminin medyada ve diğer alanlarda zikredilmemesi bilinçli bir örtünme taktiğidir. Böylece İslam coğrafyasında oluşturulan atmosfer, “İslam birliği kurulmuş” havası vermekte; büyük bir askerî ve siyasî zafer manipülasyonu pazarlanmaktadır. ABD’li vekil Joe Wilson, 8 Ağustos Cumartesi günü attığı tweette bu sürecin “Trump’ın başarısı” olduğunu ifade etmiş; ancak bu ifadenin oluşan atmosferi olumsuz etkileyeceğini düşünerek paylaşımını kaldırmıştır.

Genel anlamda anlaşmanın etrafında oluşturulan tüm bu ifadeler, ümmetin fertlerinin vicdanında ve zihninde cevaplanması gereken sorular doğurmaktadır. Sözde barış ve kalkan olacağı düşünülen bu anlaşmaya dair zihinleri kemiren ve cevap bekleyen sualler şunlardır:

• Bundan yıllar önce Irak, düzmece gerekçelerle ABD işgaline uğrarken, işgalci postalları İslam topraklarının mahremiyetini çiğnerken ve milyonlarca insan katledilirken bu savunma iradesi neden ortaya konmadı?

• Suriye devrimi sırasında Esed rejimi ve dış destekli iş birlikçileri yüz binlerce Müslümanı acımasızca katlederken, milyonlarca insan yurtsuz bırakılıp mülteci konumuna düşürülürken anlaşmada geçen “kolektif güven” neredeydi?

• Acılarını hâlâ canlı canlı hissettiğimiz ve tarihin tanıklık ettiği tescilli soykırımlardan biri olan Gazze katliamı karşısında; Yahudi varlığı Filistinli Müslümanları yok(!) ederken neden üç yıl boyunca somut tek bir adım atılmayıp beklendi? Gazze topyekûn yıkıma uğrarken sadece boş kınama mesajlarıyla yetinen 57 İslam beldesinin yöneticileri, yarın sahte bir ateşkes sağlandığında “Bu zaferi biz kazandık” diyerek tarihin “yalan söyleyenler” olarak kaydettiği kendilerini mi aklamaya çalışacaklar?

Tüm bu sorular, “Mekke İttifakı” adı altında kurulan yapının gerçekte ümmeti korumaktan ziyade, bölgedeki işgalci varlığın güvenliğini garanti altına alma ve ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarını gerçekleştirme projesi olduğunu göstermektedir. Hakikat, sabah güneşinin aydınlığı kadar nettir. Trump’ın Suud yönetimine açıkça “Biz arkanızda durmasak o koltukta iki hafta dahi oturamazsınız” diyerek haddini bildirdiği bir yönetim mi ümmetin maslahatını düşünecek? Uluslararası kürsüde Trump’ı ayakta alkışlayarak “Siz dünya barışının en çok ihtiyaç duyduğu lidersiniz” diye iltifatlar yağdıran Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ümmet birliğini nasıl sağlayabilir? Trump’ın “Çok iyi dostum, ne dediysem yaptı.” diyerek övgüyle bahsettiği Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çapta bir bölgesel güvenlik anlaşmasını ABD işin içinde olmadan nasıl yapabilir? Ne zaman konu Washington’ın çıkarları olsa hemen ümmet ve kardeşlik edebiyatına sarılınması, siyasî manipülasyondan başka bir şey değildir.

Eğer gerçekten ifade edildiği gibi bir birlik ve askerî irade var ise Aksa Tufanı başladığında ordular neredeydi? Bugün “İslam ordusu kuruldu” manşetleri atan yayın organları, neden kriz dönemlerinde “Ordular Aksa’ya, Mehmetçik Gazze’ye” diyerek şer'i sorumlulukları hatırlatıp yöneticileri samimi bir üslup ve kararlılıkla muhasebe etmemişlerdir? Yapay algı operasyonlarının ümmetin bilincini bulandırmaya hiçbir zaman gücü yetmemiştir. Ümmet her daim hakkı görmüş ve iradesini ortaya koymuştur!

Ümmet nezdinde düşmanlığı tescillenmiş ABD ve Yahudi varlığıyla normalleşme yarışına giren yöneticilerden, ümmetin dertlerine asla şifa çıkmayacaktır. Kutsal beldelerin isimlerini kullanarak yürütülen bu ucuz hedeflere bu topraklarda kati suretle ulaşılamayacaktır. Ümmetin gerçek birliği ve beraberliği; Washington koridorlarında tasarlanan kâğıt parçalarıyla ve yöneticilerin kirli pazarlıklarıyla tesis edilemez. Ümmetin birliği, ancak Müslümanları tek çatı altında toplayan, onlara gerçek anlamda kalkan olan, hakkı ve adaleti yeryüzünde ikame edecek raşid bir halifenin liderliğiyle mümkündür. Müjdeler olsun ki kâfirlerin kalplerine korkunun, Müslümanların kalplerine ise cesaretin hâkim olacağı o kutlu gün çok yakındır…

[فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ] “Rasul’üm! O halde sabret! Çünkü Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir.” [Mümin Suresi 55]