
Ateşkes ve Garantörlük Maskesi Altındaki Gazze Soykırımı Unutulmasın!
13 Ekim 2025 tarihinde, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentindeki barış görüşmeleri ve varılan anlaşmanın sonrasında aslında yapılmak istenenin; Gazze’deki direnişin kırılması, dünyada hemen her ülkede büyük kitleler halinde yapılan gösterilerin önünün alınması ve Gazze’nin kademeli olarak oluşturulacak yeni yönetim ve kolluk kuvvetlerinin nezaretinde “İsrail” denen Yahudi varlığına teslim edilmesi olduğunu öngörmek için siyasi deha olmaya gerek yoktu. Mesele gayet açıktı, zira bir asır boyunca ümmetin evlatlarının güvendikleri bütün mecralarda hayal kırıklığına uğramalarına sebep olan ihanet şebekelerinin günümüz versiyonları yine işbaşındaydı.
Ateşkes görüşmeleri sırasında ABD Başkanı Trump’ın şovlarına sahne hazırlayan ve ona eşlik eden garantörler ise o tarihten sonra bir daha ortalıkta görünmediler. Hatta Gazze’deki Yahudi varlığı, ateşkesin ardından katliamlarını sürdürüp insani krizin daha da derinleşmesi için yardımlara engel olmaya devam edince, bu ülkeler barış için garantör olmadıklarını; yalnızca ateşkes sürecinde arabuluculuk yaptıklarını açıklamak zorunda kaldılar. Nitekim barış görüşmelerinden beş gün sonra, 18 Ekim 2025 tarihinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Filistin konusunda üstlendiği rolün bir “arabulucu” rolü olduğunu belirterek, “İki devletli çözüm hayata geçerse, biz burada fiilî garantör olma sorumluluğunu almaya hazırız.” ifadelerini kullandı.
Oysa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunulan S/2026/418 sayılı raporun orijinal metninde “The guarantors – the Arab Republic of Egypt, the State of Qatar, the Republic of Türkiye and the United States of America...” ifadeleri kullanılıyor ve buradan Türkiye’nin bir arabulucudan ziyade garantör olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla Uluslararası hukukta “arabulucu” (mediator) ile “garantör” (guarantor) aynı şey değildir. Hatta en temel fark, birinin uzlaşma sağlamaya, diğerinin ise varılan yükümlülüklerin yerine getirilmesini güvence altına almaya yönelik olmasıdır. Özetle garantör, tarafların yaptığı bir anlaşmanın veya üstlendikleri yükümlülüklerin uygulanmasını güvence altına almayı üstlenen üçüncü devlettir.
Gazze ateşkesi konusunda “garantör” kavramı her ne kadar içeriği itibariyle zihinlerde ekstra bir anlam ve beklentinin oluşmasına sebep oluyorsa da halihazırda garantörlerin; sürecin takibi, ihlallerin tespiti, uluslararası kurum ve kuruluşları göreve çağırma ve diplomatik baskı dışında hiçbir yaptırım seçenekleri yoktur. Dolayısıyla bu kavram da uluslararası arenada hiçbir etkisi olmayan bir “uluslararası hukuk” düzmecesidir. Nitekim ateşkesin garantörü olan Türkiye, Mısır ve Katar; 20 Ağustos 2026'da Yahudi varlığının Gazze'deki saldırılarını kınayarak, ateşkes yükümlülüklerine uyma çağrısı yapmışlardır. Bunun yanında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararı iki yıldır yürürlükteyken, Türkiye’nin trajikomik “Netanyahu için kırmızı bülten” talebi de garantörlük refleksi olarak değerlendirilebilecek göz boyamadan ibaret bir acizliktir.
Sözde ateşkesin temel amacı; çatışmaları durdurmak, Yahudi varlığının Gazze’deki askerî faaliyetlerini askıya almak, rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılmasını sağlamak, Gazze'ye insani yardım girişini artırmak ve bölgenin yeniden inşasının önünü açmaktı. Ancak uygulamada bu hedeflerin hiç biri gerçekleştirilmedi. Gazze'de hâlâ hava saldırıları, topçu atışları ve silahlı saldırılar devam etmekte ve bütün dünyanın gözleri önünde sömürgeci kafirler ve onların yerli işbirlikçilerinin ortak faaliyetleriyle Gazze, yavaş yavaş yok edilmektedir.
Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı'nın 26 Ağustos tarihli verilerine göre, ateşkesten bu yana katledilenlerin sayısı 1303'e ulaşmıştır. Bunun yanı sıra, mazlum halkın gıda ve suya erişiminin Yahudi varlığı tarafından engellenmesi, bölgedeki insani felaketi daha da derinleştirmektedir. Birleşmiş Milletler'e bağlı Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması'nın (IPC) yaptığı değerlendirmeye göre, Temmuz-Aralık 2026 döneminde yaklaşık 1,4 milyon kişinin, yani Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 67'sinin akut gıda güvensizliği ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı öngörülmektedir.
Yahudi varlığı, saldırılarında yalnızca yerleşim alanlarına ve alt yapıya zarar vermedi; tarım arazilerini, seraları, sulama sistemlerini, depoları, yolları yok ederek insanların gıdaya ulaşım kanallarını da tahrip etti. Ağustos sonunda yayımlanan bir değerlendirmeye göre, Gazze'de tarıma elverişli arazilerin yalnızca %3'ü üretim imkanlarına sahip durumda olup seraların ise %80'i yok edilmiş durumdadır.
Hastanelerin neredeyse tamamı yıkılmış durumdadır. Tıbbi tahliyeler gerçekleştirilememekte, ambulansların ve sağlık malzemelerinin bölgeye ulaştırılması ise Yahudi varlığının engellemeleri nedeniyle büyük ölçüde sekteye uğramaktadır. Bu sebeple sağlık altyapısı tamamen çökmüş hâldedir. Milyonlarca insan çadırlarda veya ağır hasar görmüş binalarda yaşam mücadelesi vermeye devam etmektedir. Temiz suya erişim bulunmadığı gibi kanalizasyon sistemi de artık işler durumda değildir.
Dünya bu soykırımı önceden seyrederken, şimdi ise unutmuş durumdadır. Bölge, tamamen Yahudi varlığının insafına terk edilmiş durumdadır. Gazze konusunda Yahudi kabinesindeki bakanlar ise bölgeye yönelik gerçek niyet ve hedeflerini her geçen gün daha küstah ifadelerle dile getirmeye başlamışlardır. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, verdiği bir röportajda her gece düzenlenen nokta operasyonlarla 30 ila 40 Filistinlinin öldürülmesi gerektiğini savunmuş ve Gazze'nin tamamen kendilerine ait olduğunu ifade etmiştir. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise dünyadaki Yahudileri Gazze'de yaşamaya ve bölgede yerleşimler kurmaya çağırmıştır. Smotrich ayrıca, Hamas'ın tamamen mağlup edilmesi için Gazze Şeridi'nin bütünüyle ele geçirilmesini ve bölgede bir "İsrail" askerî yönetimi kurulmasını savunmuştur. Kabine üyelerinden Miras Bakanı Amichai Eliyahu ve Yerleşim Bakanı Orit Strock gibi isimler de nihai hedefin Gazze'nin kontrolünü ele geçirmek ve burada Yahudi yerleşim bölgeleri inşa etmek olduğunu alenen açıklamışlardır. Ateşkes sürecinin ve sonrasında yaşanan gelişmelerin ortaya koyduğu gerçek ile Yahudi varlığı yöneticilerinde oluşturduğu motivasyon işte budur.
Bu ateşkesle başta ABD ve ona eşlik eden garantörlerin amacı tam da budur. Süreç bu doğrultuda ilerlemektedir ve garantörler, Gazze’nin Yahudi varlığı tarafından tamamen işgal edilmesi için üzerlerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır. Bu sürecin sonunda gerçekte, Batı Şeria’daki yerleşimci işgalleriyle birlikte İngiltere’nin Balfour Deklarasyonu ile başlattığı sürecin tamamlanması hedeflenmektedir.
ABD, Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederken, merkeze Yahudi varlığının güvenliğini almıştır. Dolayısıyla ateşkesin garantörlerinden, Mekke ittifakını yapanlara; Hain Abbas ve çetesinden, bir lokma ekmeği ve bir yudum suyu geçirmeye muktedir olamayıp kendi halkına karşı demir yumruk olan darbeci Sisi’ye kadar ABD’nin yörüngesinde dolanan bütün işbirlikçilerin Gazze misyonu da budur. Onlar hiç utanmadan Yahudi varlığı ile olan samimi ilişkilerini ve hamiliklerini resmiyete dökecekleri Abraham Anlaşmasını imzalamak için gün sayıyorlar.
Görünen o ki, özelde Gazze, genelde ise Filistin, 2 milyar Müslümanın ortasında yok oluşa doğru sürüklenmektedir. Devletimizi kaybettiğimiz son bir asırdan bu yana topraklarımıza musallat olan sömürgeci kafirler, uluslararası sistem ve yerli işbirlikçileri vasıtasıyla “Köpekleri salmışlar, taşları bağlamışlar”.
Rabbim, işbirlikçileriyle birlikte onları kahretsin; biz Müslümanlara da feraset ve basiret ihsan etsin. Müslümanları, bizden görünüp de yine en ufak bir menfaat ya da bedel karşılığında önce bizleri satan işbirlikçi yöneticilerin şerrinden muhafaza etsin. Tüm Müslümanlara; bizleri koruyup gözeten, birbirimizin imdadına yetişmemizin, zulmün ve küfrün karanlığına karşı tek yumruk olarak durabilmemizin yegâne yolu olan Hilâfet Devleti’ni yeniden kurmak için bütün gücümüzle çalışmayı nasip etsin.
Muhakkak ki Allah Subhanehu ve Teâlâ mazlumların, kendi yolunda yürüyenlerin ve dinini yüceltmek için mücadele verenlerin yardımcısıdır.
[يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ] “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.” [Muhammed Suresi 7]







