“Bundan Başka Bir Kur’an Getir veya Bunu Değiştir”
Yılmaz ÇelikYılmaz Çelik26 Ağustos 2026

“Bundan Başka Bir Kur’an Getir veya Bunu Değiştir”

Oynat: “Bundan Başka Bir Kur’an Getir veya Bunu Değiştir”
0:00

[وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُؕ قُلْ مَا يَكُونُ لٖٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسٖيۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّٖٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّٖي عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ] “Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bize kavuşacaklarına inanmayanlar, ‘Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!’ dediler. Onlara şöyle de: ‘Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.’”1

Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Rabbinden kendisine indirilen tertemiz vahyi insanlara açık ve meydan okuyucu bir şekilde tebliğ ediyordu. Kur'an; putperestliği, ataların körü körüne taklit edilmesini, insanların Allah'ın yanında başka varlıklara kulluk etmesini, servetin belirli ellerde toplanmasını, yetimlerin ve yoksulların ezilmesini, ölçü ve tartıda yapılan hileleri, toplumsal adaletsizlikleri, kibri ve sınıfsal üstünlük anlayışını eleştiriyordu. Bu durum, Mekke aristokrasisi için şimdiye kadar alışık olmadıkları derecede sarsıcı bir meydan okumaydı. Mesele sadece birkaç putun eleştirilmesinden ibaret değildi.

Fakat bu meydan okuma karşısında, özellikle yönetimi elinde bulunduran ve seküler bir zihniyete sahip olan Mekkeli aristokratlar büyük bir rahatsızlık duydular. Bu rahatsızlığın sebebi, Kur’an’ı beğenmemeleri ya da onun edebî yönünü yetersiz bulmaları değildi. Bilakis onları asıl rahatsız eden şey, Kur’an’ın dinî inançlarını, toplumsal statülerini ve Mekke’deki güç düzenini sorgulamasıydı. Çünkü onların kurduğu düzende; kimlerin saygın kabul edileceği, kimlerin söz sahibi olacağı, hangi geleneklerin sürdürüleceği, toplumsal ve devletlerarası ilişkilerin nasıl şekilleneceği, servet ve nüfuzu elinde tutan bu aristokratlar tarafından belirleniyordu. Bu durum, günümüzde sömürgeci ABD ve Avrupa güçlerinin devletlerarası ilişkileri belirlemesi ve İslam beldelerinin başındaki yöneticilerin tayininde etkili olmasıyla benzerlik arz etmektedir.

Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber'e, “Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir.” demeleri, aslında bir tür uzlaşma teklifi olarak değerlendirilmelidir. Zira bu sözün arka planında, “Bize tamamen karşı çıkma; bu Kur'an'ı bizim kabul edebileceğimiz, ekonomik ve toplumsal düzenimizle uyumlu bir hâle getir” düşüncesi yatıyordu. Bir başka ifadeyle onlar, dinlerini ve kurdukları düzeni bütünüyle ortadan kaldırmayacak bir orta yol bulunmasını istiyorlardı. Çünkü Kur'an'ın ortaya koyduğu hükümler, onların kabul edebileceği sınırları aşıyor ve mevcut toplumsal otoriteyi sorguluyordu.

Dolayısıyla müşriklerin talebi, özünde “Mesajını bizim düzenimizi sarsmayacak ve yıkmayacak şekilde değiştir, uzlaşılabilir bir hâle getir.” anlamına geliyordu. Onların bu tutumu, şu anki “orta yolcu” demokratlara ne kadar da benziyor değil mi? Ancak Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, onların bu teklifine şu kesin cevapla karşılık verdi:

[قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِي ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ] "De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu değildir. Ben ancak bana vahyedilene uyarım."

Bu cevap, vahyin ortaya koyduğu temel ilkeyi açıkça göstermektedir: Vahiy, insanların siyasî, ekonomik veya toplumsal beklentilerine göre değiştirilemez. Nitekim Kur'an, insanlara sadece bazı dinî ritüeller öğretmiyor; aynı zamanda hayatın ölçülerini belirleyen mevcut anlayışların yanlış olduğunu bildiriyor ve Allah'ın hükmünün esas alınmasını emrediyordu. Bu sebeple müşriklerin itirazı, yalnızca bazı inanç esaslarına değil, Kur'an'ın hayatı yeniden şekillendiren bütüncül çağrısına yönelikti.

İşte geçmişte yönetimi elinde bulunduran Mekkeli aristokratların vahiy ve İslam karşısındaki tavrı ile günümüz kapitalist düzen sahiplerinin tavrı ne kadar da birbirine benzemektedir. O dönemde müşriklerin vermek istediği “Kur’an’ı bizim düzenimizle ve sistemimizle uyumlu hâle getir” mesajı, günümüzde kapitalist sistemin liderliğini yapan sömürgeci kâfir ABD'nin ve onun yörüngesinde hareket eden liderlerin vermek istediği mesajla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.

Bugün de aynı şekilde;

Küresel sistemle uyumlu ve barışık bir İslam!

Liberal serbest piyasa ekonomisiyle uyumlu bir İslam!

NATO’cu bir İslam!

BM ile uyumlu bir İslam!

Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü ve IMF ile uzlaşmacı bir İslam!

Kapitalizm ve onun aparatları olan laiklik, demokrasi ve Cumhuriyet ile sorunu olmayan, bilakis bu sistemleri talep eden bir İslam!

Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenleri kerih görmeyen, bilakis onlara karşı muhabbet besleyen bir İslam!

ABD’nin mimarlığını yaptığı Mekke İttifakı’nı göklere çıkaran bir İslam!

Sömürgeci kâfirlerin politikalarıyla uyumlu hareket eden, kâfir ABD’yi ve Trump’ı dost gören bir İslam!

Kâfirlere ve onların sinsi ve şeytani planlarını uygulamada yardımcı olan liderlere sevgi besleyen bir İslam!

İktidar sahiplerini sorgulamayan, muhasebe etmeyen, onların cürümleri ve zulümleri karşısında ses çıkarmayan; bilakis onların her dediğine eyvallah diyen, onları hoşnut etmeye çalışan bir İslam!

İşgalci Yahudi varlığı ile barışık yaşayan bir İslam!

Amerikan menşeli iki devletli çözümü kabul eden bir İslam!

Gazze Barış Kurulu ile uyumlu bir İslam!

Reel politik siyaset anlayışıyla sorun yaşamayan bir İslam!

Ulus devlet anlayışını kabul eden bir İslam!

Diplomatik başarıyı/ihaneti meşru gören bir İslam!

İzzet ve şerefi Allah’ın dininde değil de kâfirlerin yanında arayan liderleri kabul eden bir İslam!

“İslam’ı yaşa ama siyasete karıştırma”, “İslam’ı bireysel ibadet olarak kabul ederiz ama hukukî ve toplumsal hükümlerini kabul etmeyiz”, “Kur'an’ın bazı hükümleri modern dünyaya uygun değildir; bunları değiştirin” diyen bir İslam!

Elbette bu tür söylemleri çoğaltmak mümkündür. İşte sömürgeci kâfirlerin görmek istediği İslam anlayışı da budur: Uzlaşmacı, mevcut düzenle barışık ve onun temel esaslarını sorgulamayan bir İslam...

Ne var ki günümüzde bazı camia ve topluluklar da, bilerek veya bilmeyerek, sömürgeci kâfirlerin bu anlayışına hizmet etmekte ve onların değirmenine su taşımaktadırlar.

Peki, bir Müslümanın bu tür söylemler karşısındaki tavrı nasıl olmalıdır?

Bir Müslümanın tavrı, Mekkeli müşriklerin “Mesajını bizim dünya düzenimize uyumlu hâle getir.” teklifine karşı Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in ortaya koyduğu tavır olmalıdır:

[قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِي ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ] "De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu değildir. Ben ancak bana vahyedilene uyarım."

[قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ] "De ki: Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım."

Dolayısıyla müminin tavrı; vahyi insanların beklentilerine, egemen sistemlerin taleplerine veya toplumsal baskılara göre değiştirmeye çalışmak değil, hiçbir eksiltme ve ilavede bulunmadan ona teslim olmak ve ona tâbi olmaktır. Çünkü mümin için ölçü insanların rızası değil Allah'ın rızasıdır; belirleyici olan da beşerî sistemler değil, vahyin ortaya koyduğu hükümlerdir.

Dipnotlar

Footnotes

  1. Yunus Suresi 15