loader

Çin Dışişleri Bakanı’nın Türkiye Ziyareti ve HES Kodu

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 6 ülkeyi kapsayan bölge ziyaretleri kapsamında 24 Mart 2021 tarihinde, bir dizi siyasi ve diplomatik ilişkiler görüşmek üzere Türkiye’ye geldi. Özellikle milyonlarca Doğu Türkistanlı Müslümanın kanını akıtan, namusuna göz diken, değerlerini talan eden bir ülkenin Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye geliyor olması tek kelime ile rezalettir, omurgasızlıktır. Reel politikanın esiri olmuş olan kapitalist devletlerin adeta kuklası konumunda olan İslâm beldelerinin kukla yöneticileri üzerlerine düşen misyonlarını yine her zamanki gibi yerine getiriyorlar.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu resmi Twitter hesabı üzerinden; “diplomatik ilişkilerimizin 50. yıldönümünde ekonomik işbirliği potansiyelini ele aldık” derken de, Türkiye için hasas olması gereken bir konu olan Uygur Türkleri için şu aldatıcı cümleyi kullanırken de biz şaşırmadık: “Uygur Türklerine ilişkin hassasiyetimizi ve düşüncelerimizi ilettik.” İşte bu sulandırılmış, içi boş ve adeta “laf olsun” diye söylenen cümle, özellikle bir gün önce Ankara’da protesto eylemi organize etmek için sosyal medya üzerinden bir çalışma başlatan Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı Seyit Tümtürk’e sorulduğunda oldukça ilginç ve yeni dönemin nasıl dizayin edileceğini bize gösteren bir uygulamaya maruz kaldığını görüyoruz. Âdem Özköse’nin 29 Mart’da gerçekleştirmiş olduğu röportajda Seyit Tümtürk Çavuşoğlu’nun “Uygur Türklerine ilişkin hassasiyetimizi ve düşüncelerimizi ilettik” sözüne istinaden ona uygulanan dijitalleştiğimiz bir dönemde yeni tecrit işlemleri üzerinden cevap vererek şunları söylüyor: “Ben protesto eylemi için sosyal medya üzerinden değişik siyasi ve STK’lara davetimi ilettikten iki saat sonra evime bir filyasyon ekibi geldi ve karantina altına alınacağımı ve hasta olan biri ile temas halinde olduğumu bana söylediler. Ben bunu duyunca şok oldum, çünkü Çin virüsüne yakalanmamak için özenle dikkat ediyor ve kurallara riayet ediyordum. Bu kanıya nasıl ulaştıklarını sorduğumda bana bir ihbar geldiğini söylediler. Bu ihbarı sorguladığımda bana hiç bir aydınlatıcı cevap veremediler. Ardınan bir saat sonra evime polis geldi ve benim kesinlikle evi terk edemiyeceğimi filyasyona yakalandığımı -HES kodunuza bakabilirsiniz HES kodunuz kırmızı- dediler. Ve HES koduma baktım ve gerçektende HES koduma kırmızı etiket yapıştırılmış ve -sakıncalısınız- diye yazmışlardı. Evet, bir senedir corona virüsü üzerinden insanların hürriyetlerini ellerinden almak ve toplumları dizayin edebilmek için bunu bir fırsat olarak kullanacaklarını söylüyorlardı. Lakin bunun gerçekleşeğini ve Türkiye’de bunun ilk kurbanının ben olacağıma hiç ihtimal vermiyordum.”

Sonrasında ise hanımı ve çocukları ile bir şeyler almak için evden çıktıkarını ve hemen bir kaç polis arabası ile engellendiğini ve kesinlikle Korona ve HES kodu üzerinden adeta günlerce eve kapatıldığını söylüyor.

Şimdi bu hadiseden çıkarılması gereken derslerin ne olduğuna ve “yeni normal (new normal)” olarak adlandırdıkları döneme biraz değinmek istiyorum. HES (Hayat Eve Sığar) kodu ile istedikleri zaman istedikleri yerde kişileri fişleyebileceklerini ve onları belirli zaman ve ortamlardan engelleyebileceklerini teknik olarak mümkün. Şimdilik bunun fazla uygulamaya konulmadığını görebiliyoruz. Lakin bu, ileriki zamanlarda daha yoğun bir şekilde uygulanmayacağı anlamına gelmemeli. Şu günlerde HES kodu pandemi bahanesi ile uygulamaya konulmuş durumda. Herkesin kullanmak zorunda bırakıldığı bu uygulamayla; kişinin ne zaman, nereye gittiği ve orada ne kadar vakit geçirdiği görülebilmekte ve bu bilgileri kişi üzerinden veri tabanına işleyebilen bir mekanizma da oluşturulmuş durumda. Sağlık Bakanı bu uygulamanın hayata geçeceğini Mayıs 2020 tarihinde şu sözlerle dillendirmiştir: “Hem takip, hem de kendi durumlarını anlık görebilecekleri bir sisteme geçmiş oluyoruz. Hareketliliği gördüğünde bir mesajla kendisini uyaran, evde izole olmasını hatırlatan ve devamında gerektiğinde emniyet kuvvetlerinin de devreye gireceği bir sistemden bahsediyorum.”

Sağlık Bakanı’nın açıkça dillendirmiş olduğu “takip ve anlık görebilme imkânı” aslında akıllara, Çin’de yıllardır uygulanan ve -ne tesadüfse- Çin Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye geldiği gün siyasi bir engelleme aracına dönüşen HES kodu, ister istemez akıllara; (pandemi sürecinde Çin’de kullanılan takip sistemleri marifetiyle; kırmızı ışıkta geçtiğinizde, mahallenizdeki market yerine uzaktakine gittiğinizde vatandaşlık puanınızın düşmesinde olduğu gibi) sizin iyi yurttaş olup olmadığınızı kontrol etmek için kullanılabileceğini getiriyor. Aslında yıllardır akıllı telefonlarla kişileri zaten takip ediyorlardı. Lakin şimdi kişilerin kendi onayları ile onları belirli kural ve kaidelere mahkûm ediyorlar ve o kurallara göre kişilerin karar verme, hareket etme veya konuşabilme imkânını o kişilerden alabilecekler.

Bu söylediklerimiz şu an Çin’de uygulanıyor ve resmî rakamlara göre Çin’de 170 milyon kamera mevcut. Buna ek olarak 400 milyon CCTV (Closed Circuit Television - Kapalı Devre Televizyon) kamerası ekleneceği söyleniyor. Artı kişilerin fotoğrafları ile onların kimliklerini, hatta ırkını dahi tespit edilebilecek kameralara ve veri tabanına sahipler. Adeta büyük bir hapishanede yaşıyormuşçasına, kişilerin davranışları, alışkanlıkları tespit. Bunun bir versiyonunu zaten şuan akıllı telefonlarımızda yaşamıyor muyuz? Google üzerinden aramış olduğunuz herhangi bir ürünü günlerce değişik sosyal medya ve farklı sitelerin sağında, solunda veya sayfanın değişik yerlerinde görebiliyorsunuz. Yine haritayı kullandığınızda o yeri kaydetmesine ve tekrar oraya gitmek istediğinizde sizi oraya yönlendirmiş olmasına şahit oluyorsunuz.

Çin’in 2014 yılında başlattığı ve 2020 yılında resmî olarak yürürlüğe koymuş olduğu sosyal kredi sistemi yani vatandaşlık puan sistemi. 2019 yılında TRT Haber kanalında bununla alakalı yayınlanan bir haberde bu durum, “en disiplinli ülke olabilmek için sıkı kontrol şart” şeklinde dillendiriliyor. Yani ülkenin tamamında sokakta, okulda, trende hatta tuvalette dahi çok sıkı kontrol altında olacak. Halk, bu kontroller neticesinde ise bir nevi ödül olarak vatandaşlık puanına tâbi tutulacak. Şu an aşı yaptırıp, yaptırmayanlarda kısmen uyulamaya koymuş oldukları kısıtlamalar veya mükâfatlandırmalarda (seyahat imkânı, sınırsız alışveriş veya eğlenme imkânı vb.) olduğu gibi.

Şu an sadece İstanbul’da takriben 110 bin kameranın olduğunu düşünecek olursak ve Çin’le olan uyumlu ilişkileri de göz önünde bulunduracak olursak, ileriye dönük Türkiye’nin hatta üçüncü dünya ülkelerin nasıl bir konumda olacaklarını görebiliriz. Dünyada söz sahibi olmaya çalışan tüm ülkeler -başta ABD ve AB olmak üzere, Rusya ve Çin de farklı kulvarlarda- egemenlik kurmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken değişik yalan vaatlerle ve olmayan yalan tehditlerle kişileri bazı şeyleri yapmaya zorluyorlar ve önümüzdeki dönemde muhtemelen daha yoğun olarak üzerimize gelecekler. Rabbim biz Müslümanları korusun ve aç kurt misali gözü sadece mevki, makam ve para gören devlet ve kişileri de biz Müslümanların eli ile kahr-u perişan eylesin! (Âmin)

___

#DoğuTürkistanaSahipÇık

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız