
Gazze İçin Samimi Bir Çağrı
Nasihatleşmek İslâm kardeşliğinin en temel gerekliliklerindendir. Müslümanlar olarak nasihatleşerek hakka doğru yol alır, kardeşliğimizi kavileştirir ve istikametimizi koruyabiliriz. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hepimizin bildiği meşhur hadisinde, dini nasihat olarak betimlemiştir:
[الدِّينُ النَّصِيحَةُ، قُلْنَا: لِمَنْ؟ قَالَ: لِلَّهِ، وَلِكِتَابِهِ، وَلِرَسُولِهِ، وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ، وَعَامَّتِهِمْ] **_”‘Din nasihattir, yani samimiyettir.’ Biz, ‘Kime?’ diye sorduk. O da, ‘Allah’a, kitabına, rasulüne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara.’ buyurdu.” [Muslim]
Hatta İmam Nevevi Rahimehullah Müslim’in Şerhi’nde bu hadis ile alakalı şöyle bir ifadeye yer verir:
”Bu hadis pek muazzam bir hadistir. İslâm onun etrafında dönüp durmaktadır.” Nasihat bahsine dair İmam Ebu Süleyman el-Hattabi Rahimehullah ise şöyle der:
”Nasihat kapsamlı bir kelimedir. Kendisine nasihat edilen kimsenin bir pay sahibi olmasını sağlamak demektir.”
Aramızda, doğru ve yanlışların konuşulup değerlendirilemediği, meselelerin tartışılamadığı, yani karşılıklı nasihatleşemediğimiz zeminin, sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Mademki İslâm kardeşiyiz o halde birbirimize nasihat edebilmeli rıza-i ilahi doğrultusunda ümmetin meselelerini konuşabilmeliyiz.
İşte bu yazıda naçizane dile getireceğim hususlar, bu saikle kaleme aldığım, konuşulmasının hepimiz için hayırlı olacağına inandığım hususlardır.
Allah biliyor ya niyetim hayır, Allah’tan dileğim akıbetin de hayır olmasıdır…
Bismillah, o vakit…
Türkiyeli Müslümanlar özelinde ifade edecek olursak; Onlar, Aksa Tufanı Harekâtı’nın başlamasıyla birlikte Gazze’de yaşananlara asla kayıtsız kalmadılar. Allah’a hamdolsun Müslümanlar olarak Filistin davasına hep sahip çıktık, kardeşlerimizi acılarıyla baş başa bırakmadık, Filistin halkının yanında olduğumuzu gösterdik.
Söz konusu Müslümanların mukaddesatları olduğunda bütün samimi duygularla İslâmi kitlelerin, cemaatlerin, derneklerin, vakıfların canhıraş gayret içerisinde olduklarına da hep birlikte şahit olduk. Yardım faaliyetlerinden tutun da ablukanın kırılması için yola çıkan filolara, dayanışma konvoyları ve boykotlar gibi küresel çapta yapılan faaliyetlere kadar her bir faaliyetin niyeti, Gazze’ye umut olmaktı.
Elbette bu satırları yazma maksadım, Gazze’ye yardım faaliyetlerinin ya da eylemlerinin parçası olan Filistin sevdalıları Müslüman kardeşlerimin samimiyetlerini, halis niyetlerini kurduğumuz “samimiyet terazisinde” tartmak değildir. Ne haddimize!
Ancak İslâm hukuku açısından, samimiyetin yani halis niyetin, bir amelin salih yani şer’i hükme muvafık olması için yeterli ve tek kriter olmadığını da ifade etmek istiyorum.
Gazze’deki ablukayı kırmak niyetiyle defalarca yola revan olan, küresel çapta filolar eşliğinde Gazze’ye faydalı olmaya çalışan ve bu uğurda günlerce hatta haftalarca zahmetlere katlanan Müslüman kardeşlerimizin Gazze sevdası, Gazze’ye yardım etmek adına besledikleri samimi niyet, tarafımızdan hiçbir zaman tartışma konusu olmamıştır. Ancak niyetin halis olması, yapılanların da mutlak doğru ve yapılması gereken amel olduğu anlamına gelmez.
Maksadım Gazze için yapılanları küçümsemek ya da fedakarlıkları yok saymak değil elbette… Ancak Gazze’nin hayrına olması adına ortaya konulan faaliyetlerin; işgal altındaki mukaddes toprakların işgalden kurtulmasını sağlayacak esasi çözüm türünden ameller/faaliyetler olmadığı da bir gerçek. Bu gerçeği dile getirmeyi de nasihatleşmenin bir gereği olarak kendimce sorumluluk addettim.
Esasi çözümü hatırlayacak olursanız, bu çözümü Dünya Müslüman Alimler Birliği, yayınladığı bir fetva ile ortaya koymuştu. O fetvada da dile getirilen çözüm, gasıp Yahudi varlığının işgalini tamamen sonlandırmak için cihat etmekti.
Gasıp Yahudi varlığı “İsrail”in işgalinin sonlandırılması için yapılması gereken; orduları seferber etmektir. Zira bu, herhangi bir çözüm önerisi değil şer’i hükmün bizatihi kendisidir. Emri bil maruf ve nehyi anil münker çerçevesinde biz Müslümanlara düşen görev ise sadece katil “İsrail”i telin etmek ya da Filistin’deki kardeşlerimizi dualarımızla desteklemek değildir. Yine Filistin’deki mezalimi gündemde tutmak ve dünya kamuoyunda konuşulmasını sağlamak maksatlı aktiviteler yapmak da değildir. Bununla yöneticilere orduları Aksa’ya hareket ettirme sorumluluklarını hatırlatmaktır.
Peki, hal böyleyken, esasi şer’i çözüm, devlet ve ordu gücüyle mukavemet göstermekken; Gazze’nin kurtuluşunu ve Filistin’e yardımı sivil inisiyatiflere hasretmek ne kadar doğrudur? Niyetler baştan sona halis olsa da…
Gazze’yi yüzüstü bırakan yöneticileri muhasebe etmek ve onlara sorumluluklarını hatırlatan bir dil kullanmak, Gazze’nin bu halde olmasının sebebinin onların iradesizliği olduğunu söylemek, sözleri ile eylemlerinin aynı olmadığını onlara hatırlatmak, Gazze’nin bu halde olmasına sebep olanların kendileri olduğunu yüzlerine vurmak, şer’i bir sorumluluk değil midir?
Şarm el Şeyh’te masanın etrafında birleşen ve asker sayısı toplamda iki milyona yaklaşan; ne var ki buna rağmen Gazze için somut tek bir adım dahi atamayan İslâm ülkelerinin sözde garantör liderlerine sorumluluklarını hatırlatmak, samimi niyetin bir gereği değil midir?
Aksa Tufanı harekâtı ile birlikte İslâm ümmetinin yeniden yeşeren ümitlerini sömürgeci Batı’nın kirli siyasetine peşkeş çeken yöneticilere hakkı söylemek, samimi niyetin bir gereği değil midir?
Terör yuvası haline gelmiş İncirlik ve Kürecik üslerini sömürgeci Batı’nın kullanımına izin veren yöneticilere taşıdıkları vebali hatırlatmak, samimi niyetin bir gereği değil midir?
Barış Kurulu’nun parçası olarak Gazze’deki mücahitleri yüzüstü bırakıp onları silah bırakmaya zorlayan; Filistin’in geleceğini kâfirlere terk ederek Gazze halkına yalan söyleyen yöneticilerin ihanetini ifşa etmek de samimi niyetin bir gereği değil midir?
Netenyahu’yu yüksek perdeden “terörist” ilan edip onu her türlü destekleyen Trump’a “dostum” diyen yöneticileri sorgulamaya başlamak, samimi niyetin bir gereği değil midir?
Kıymetli Kardeşlerim!
Müslümanlar olarak, işgal altında geçen 77 yılda işgalci Yahudi Varlığı “İsrail”in sözden anlamadığını tecrübe etmedik mi? “Kahrolsun” demekle bu işgalin bitmediğini görmedik mi? Yardım faaliyetlerinin, düzenlenen filoların, boykotların her birinin halis niyetle yapılmış olmasına rağmen sorunu çözmediğine defalarca şahit olmadık mı?
Filistin, gasp edilmiş bir İslâm toprağıdır ve onun hakkında İslâm’ın hükmü; onu gasp edenden geri alıncaya kadar savaşılmasıdır! Bu savaşı başlatmak, güç ve kuvvet sahiplerinin; uçaklara, füzelere, tanklara ve silahlara sahip olan orduların görevidir! Evet, Filistin’i kurtarmak orduların görevidir.
Öyleyse gelin, bütün samimi niyetlerimizle, Filistin için atan yüreklerimizle muhataplara söyleyeceğimiz hak sözümüz olsun. Hep bir ağızdan söyleyeceğimiz hak kelam; Gazze’de yaşananlara kör, sağır ve dilsiz kesilen yöneticileri harekete geçirsin. Yöneticilere ordularını hareket ettirmek için cesaret versin ve onlara ilham olsun.
Kardeşlerim!
Sakın hiçbirimiz “Gazze ve Aksa’ya orduların hareket etmesinin mümkün olmadığını, olamayacağını” söylemesin. Ya da hiçbirimiz, bu ülke ve rejimlerin güçlerini Filistin için seferber etmeyeceğini söylemesin. Zira bu ülkeler ordularını, Amerika’nın çıkarları söz konusu olduğunda harekete geçirebiliyor. Örneğin, Pakistan, ABD’nin çıkarları ve Yahudilerin güvenliği için Suud ile ittifak kurarak birlikte çalışma kararı aldı. Hakeza Kuveyt ile de… Gazze için adım atmayan Pakistan, sömürgecilerin kirli çıkarları için askerî ittifaklar kurdu. Türkiye’ye gelince; ”Gazze ve Filistin’e yardım edin!” dediğimizde, “ekonomik olarak çökeriz”, “siyasi olarak baskı yeriz”, “Savunma sanayimiz henüz güçlü değil”, mazeretleri öne çıkarılıyordu. Gördük ki Türkiye’nin savunma sanayisi, -bırakın Gazze’yi- tüm Avrupa’yı savunacak güçteymiş, NATO’yu besleyecek güçteymiş. Evet, Türkiye NATO’nun savunma ihtiyacını karşılamayı kabul etti.
Peki, şimdi, yöneticilere aldıkları bu karar sebebiyle bir şey demeyecek miyiz? Bize ait olan, bizim servetlerimiz ile güçlenen savunma sanayimiz ile NATO Genel Sekreteri ve Batılı yöneticiler övünecek, biz övünemeyecek miyiz?
Artık Gazze’nin kurtuluşunun insanlık vicdanına ve yardım filolarına havale edilerek gerçekleşmeyeceğini görelim. Sadece sloganların, eylemlerin, boykotların ve konvoyların Gazze’nin derdine çare olamayacağını da artık idrak edelim. Gazze ancak, onu işgal eden, yakıp yıkan işgalci güce aynı şekilde mukabele edebilecek bir güçle kurtulur. Bu güç ise ordu gücüdür, askerî güçtür. Bundan başkasını çözüm diye sunanlar, Gazze’ye ve tüm insanlığa yalan söylemişlerdir. Öyleyse gelin, samimi bir çağrıda bulunalım; “Ordular Aksa’ya!”, “Ordular Gazze’ye!” diyelim ve yöneticileri harekete geçmeye zorlayalım.

Size Yalan Söylediler

NATO: “Neokolonyal Amerika’nın Terör Organizasyonu”

Bir Darbeden Fazlası: 15 Temmuz’un Siyasi Mirası

Sevr İhanetse Lozan İhanetin Başyapıtıdır!

Gazze İçin Samimi Bir Çağrı

Gazze İçin Samimi Bir Çağrı

Sevr İhanetse Lozan İhanetin Başyapıtıdır!

Size Yalan Söylediler

Bir Darbeden Fazlası: 15 Temmuz’un Siyasi Mirası

