loader

Bakın Size Ne Anlatacağım

Barış Pınarı Harekâtı ile Amerika ve İngiltere’nin sömürü, nüfuz yerleştirme planlarının oluşturduğu çatışma alanlarını unutmuşa benziyoruz.

İslâm topraklarının; Ürdün’de, Irak’ta, Suriye’de, Türkiye’de, İran’da, Hindistan’da ve diğer beldelerde sahip olduğu hammaddeler, çok büyük bir servet. Amerika ve İngiltere servetlerini bir araya getirse, Ortadoğu’nun serveti karşısında onda biri dahi etmez! En yalın haliyle Ortadoğu petrolü “özgür dünyanın” petrolünün yarısından daha fazladır.

Yine bu topraklar “özgür dünyanın” Afrika kıtasının ön savunma hattıdır. Stratejistlerin dediği gibi; “Ortadoğu’yu merkeze alan ve bütün İslâm coğrafyasını tek bir siyasi çatı altında birleştirecek bir Hilafet Devleti’nin”[Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası] kurulma potansiyelini ise hiç kulak ardı etmeyecek şekilde önemsemekteler…

Batı bu sebeple Ortadoğu’da askerî üsler ve nükleer silahlarla donatılmış askerî birimler oluşturdu. Bölge içinde birçok havaalanları ve “oto-start” denilen ve uçakların inip kalkmasına uygun geniş yollar yaptırdı. Tabii bu tehditler bir yana, Amerika ve İngiltere’nin bölgeye hakim güç olma hırsları bir başka meseledir.

Bu sebeple ABD, Suriye’de Rusya’yı ikinci kez kullanarak Avrupalı rakiplerinin bölgedeki etkisini minimize etmek istemektedir. Bu planını soğuk savaş öncesi yine Suriye üzerinden denemişti. O yıllarda Amerika, Suriye’de yaptığı darbeler yolu ile İngiltere’nin sömürgesinden ayrılmasını sağlamıştı. Fakat bu görüntü siyasi arenaya şu şekilde yansıyordu:

Suriye’nin Batı’dan ayrılması, Amerika’ya karşı gelme olarak itibar edilmişti… Gerçekte ise, Komünist Rusya’nın Baas Partisi ile dostluğu kullanılarak yapılan bu hamle, ABD’ye karşı olmaktan çok İngilizlere karşı yönelmiş bir hamle idi.

Tabii bu senaryonun içeresinde sadece Rusya yoktu. Bugün Türkiye’nin rolünü üstlenen Mısır ve Cemal Abdülnasır da vardı. Hem de öyle böyle değil. ABD, Abdülnasır’ın etki alanını o kadar çok genişletmişti ki bütün Araplar Abdülnasır’a “kurtarıcı” olarak bakıyorlardı. Hiç kimse yaptıklarını “Allah için, Kitabı için, Resulü için, ümmet için” muhasebe edemiyor, iktidarı karşısında el pençe sıraya diziliyor, hak sözü söylemekten çekiniyorlardı.

ABD’nin Suriye’ye hâkim olma hırsı, Suriye ile Mısır arasında birleşmenin meydana gelmesine bile izin vermişti. ABD, bir taraftan Abdülnasır ile diğer taraftan Komünist Rusya ile, İngilizlerin bölgedeki hakimiyetini yok etmek için saldırıyordu. İngilizler ise bugün olduğu gibi ABD’nin Rusya ve Mısır’ı kullanarak yaptığı hamleler karşısında fazla ses çıkarmıyor ve sessizliğini hiç bozmuyordu.

ABD’nin o zamanlar Hollywood setinde güzel aktör olarak gördüğü adam Abdülnasır’dı.

30 yaşında bir Mısırlı Binbaşı, Cemal Abdülnasır, 1967’de 6 günlük Arap-“İsrail” Savaşı ile bütün İslâm coğrafyasına etki oluşturmuş bir lider/kahraman haline getirilmişti. Savaştan dört yıl sonra Cemal Abdülnasır’ın başında olduğu bir grup genç subay ile Mısır’da Kral Faruk’u devirerek yönetime el koydu.

Aynı yıl Süveyş krizinde İngiltere, Fransa ve “İsrail’e” meydan okuyarak İslâm coğrafyasında “lider” haline getirildi. Müslümanların ekseriyetinde “ne yaparsa yapsın vatanı ve İslâm için yapıyor” düşüncesi hâkim idi. Fakat maalesef bütün bu “dik duruşuna” rağmen Batılılara hizmet ettiğini bazıları hariç kimse görmüyordu.

Abdülnasır’ın önderliğinde Mısır ve Suriye’deki güç ve kuvvet sahiplerini harekete geçiren kök neden, Yahudi varlığının oluşturduğu beka tehdidi idi. Vatanları Yahudi varlığının tehdidindeydi. Aynı, bugün kimilerinin ısrarla ifade ettikleri “beka” tehdidinde olduğu gibi.

Ne tuhaf ki Rusya aynı bugün S-400 hava savunma sistemini Türkiye’ye sattığı gibi o zamanların Sovyetler Birliği de Mısır’ı modern bir hava savunma gücüyle donatmıştı. Yine Suriye ordusunu da silah ve eğitim konusunda desteklenmekteydi. Ne tuhaf rastlantı, bugün de “Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin askeri eğitmenleri, Suriye hükümet güçlerinin özel birliklerinde görev alan askerlere özel eğitim verdi.” [sputniknews] “Rusya, Esed rejimine silah ve mühimmat desteğini sürdürüyor.” [Aljazeera]

ABD bugün olduğu gibi Rusya’yı ortak ederek, Mısır’ı da taşeron olarak kullanarak, o yıllarda Suriye üzerinden İngilizlerin etkisini yok etmeyi amaçlamaktaydı. O dönemde yalnızca Ürdün, İngilizlerin elinde kalmıştı. Aynı bugün olduğu gibi İngiltere sömürdüğü ülkelerin hemen hemen hepsinde adeta tamamen kovulma noktasına gelmişti…

Fakat ABD bütün bunlara rağmen nüfuzunu istikrara kavuşturmakta başarısız olmuştu. Nihayetinde İslâm Ümmetinin toprakları ne ABD’ye ne de İngilizlere yar olmayacaktır.  Fakat yerli hainlerin sayesinde ABD ve İngiltere’nin çatışması sonucu İslâm coğrafyasında sınırları genişlemesi vaat edilen Yahudi varlığının gayri meşru devleti, meşru bir devlet haline getirildi.

Batı Şeria ve Gazze, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri kuşatıldı. Kudüs’ün tamamı Yahudi varlığının eline geçti. Yahudi varlığının kontrolündeki toprak üç kat büyümüş oldu. Bugün de Suriye rejiminin kontrolünde olmayan bölgelere geri dönüşler olduğu gibi. (Böylece Esed yaptığı bütün katliamlara rağmen uluslararası ve bölgesel ülkeler tarafından bir varlık olarak resmen tanınabilinecek.)

Anlayacağınız tarih tekerrür eder mi, göreceğiz… Fakat İslâm Ümmeti olarak yine bir Suriye çıkmazı ile karşı karşıya olabiliriz. Sonucunda kaybettiklerimiz ve kaybetmekte olduklarımız bunun bir göstergesi.

Umarım o zaman ümmetin teveccühünü kazanan, siyasi boşlukta basiretsiz davranan liderler ve Ümmetin kuvvet ehli, bu sefer de aynı hataya düşerek kâfir devletlerin sevimli aktörleri gibi senaryoda yerlerini almazlar. Müslümanların topraklarını zalim ve hain rejimin ellerine teslim etmezler.اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُۙ  “Elbette biz, hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunacağı günde elçilerimize ve müminlere yardım ederiz.”[Mümin 51] İslâm ümmetinin beklemekte olduğu râşidî bir Hilâfet’in kurulması için kendilerini feda ederler.

 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız