
Bugünün Krizi Ekonomik Değil Sistem Krizidir
Türkiye’de son yılların en büyük gündemlerinden biri ekonomik kriz ve buna karşı uygulanan sıkı para politikalarıdır. Artan enflasyon, hayat pahalılığı ve düşen alım gücü karşısında ekonomi yönetimi çözüm olarak faiz artırımlarına, kredi daralmasına ve piyasadaki paranın azaltılmasına yönelmektedir. Resmî açıklamalarda bunun “ekonomik istikrar” için zorunlu olduğu ifade edilse de toplumun geniş kesimi her geçen gün daha ağır bir geçim mücadelesi vermektedir. Bugün artık insanlar yalnızca fiyat artışlarından değil, geleceklerini görememekten de şikâyet etmektedir.
Ekonomik sıkılaşma politikalarının temel mantığı, tüketimi azaltmak ve piyasayı yavaşlatarak enflasyonu düşürmektir. Ancak kapitalist ekonomik düzen, kendi içinde büyük bir çelişki barındırmaktadır. Bir taraftan insanlar sürekli tüketime teşvik edilmekte, diğer taraftan kriz dönemlerinde aynı insanlardan fedakârlık yapmaları istenmektedir. Yıllarca kredi kartlarıyla, faizli borç sistemleriyle ve yapay tüketim kültürüyle ayakta tutulan toplum bugün aynı sistemin yükünü omuzlamaya zorlanmaktadır.
Bu süreçte en büyük bedeli yine dar gelirli kesim ödemektedir. Büyük sermaye sahipleri kriz dönemlerinde servetlerini koruyabilirken, işçi, memur, emekli ve küçük esnaf doğrudan hayat pahalılığıyla yüzleşmektedir. Kiralar artmakta, temel ihtiyaçlar her geçen gün daha ulaşılamaz hale gelmekte, insanlar yalnızca geçinmeye değil ayakta kalmaya çalışmaktadır. Bu durum ekonomik olduğu kadar ahlaki bir problemdir. Çünkü İslam’ın ölçüsünde ekonomi yalnızca rakam meselesi değil, aynı zamanda adalet meselesidir.
“Bir yerde yoksulluk varsa bilin ki birileri orada gereğinden fazla zenginleşmiştir.”
Bugün dünyada uygulanan kapitalist ekonomik model insanı değil sermayeyi merkeze almaktadır. Faiz sistemi üzerinden servet belli ellerde toplanmakta, toplum sürekli borçlandırılarak kontrol altında tutulmaktadır. Oysa Allah Subhanehu ve Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de faizi haram, ticareti ise helal kılmıştır. Çünkü faiz sistemi, üretmeden kazancı teşvik ederken toplumdaki adaletsizliği derinleştirir. Bugün yaşanan ekonomik krizlerin temelinde de bu faiz merkezli küresel düzen bulunmaktadır.
Kapitalist sistem yalnızca ekonomik kriz üretmemekte, aynı zamanda insanları manevi olarak da tüketmektedir. Sürekli daha fazla kazanmayı, daha fazla harcamayı, daha fazla tüketmeyi hedefleyen bu anlayış toplumda huzuru ortadan kaldırmaktadır. İnsanlar çalıştıkça rahatlamamakta, aksine daha fazla borçlanmakta ve daha fazla kaygı yaşamaktadır. Bu nedenle bugün yaşanan kriz yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda bir sistem krizidir.
İslam iktisat nizamı ise tamamen farklı bir anlayış üzerine kuruludur. İslam’da ekonomi, insanın temel ihtiyaçlarının karşılanmasını esas alır. Servetin yalnızca belli sınıflar arasında dolaşmasını engellemeyi hedefler. Zekât, infak, sadaka ve kamu mülkiyeti gibi hükümler; toplumdaki ekonomik dengenin korunmasını sağlar. Enerji kaynakları, madenler ve toplumun ortak ihtiyaçları, özel şirketlerin değil ümmetin malı kabul edilir. Böylece toplumun zenginlikleri küçük bir azınlığın elinde toplanmaz.
İslam’da devletin görevi yalnızca piyasayı izlemek değil toplumun maslahatını korumaktır. İnsanların aç kalmadığı, temel ihtiyaçlarının karşılandığı ve ekonomik güvenliğin sağlandığı bir düzen kurmak, devletin asli vazifesidir. Bugün ise modern devletler çoğu zaman halkı korumaktan çok küresel sermaye düzenini koruyan yapılar haline gelmiştir. Faiz lobileri, uluslararası finans kuruluşları ve büyük şirketler, devlet politikaları üzerinde belirleyici olmaktadır.
Bu nedenle bugün Müslümanların karşı karşıya olduğu mesele; yalnızca ekonomik kriz değil İslam dışı bir sistemle yönetiliyor olmalarıdır. Faiz üzerine kurulu kapitalist model var oldukça krizler bitmeyecek, toplumlar sürekli yeni ekonomik yıkımlarla karşı karşıya kalacaktır. Çünkü bozuk bir temel üzerine adaletli bir düzen inşa edilemez.
Gerçek çözüm ise İslam’ın iktisadi hükümlerinin hayatın merkezine taşınmasıdır. Bu da ancak İslam’ın siyasi otoritesiyle mümkündür. Hilâfet yalnızca siyasi bir birlik değil aynı zamanda Allah’ın hükümlerinin ekonomik hayatta da uygulanmasını sağlayacak bir yönetim modelidir. Faizin kaldırıldığı, kaynakların ümmetin menfaatine kullanıldığı, servetin adaletli dağıtıldığı ve insanın sermayeye kurban edilmediği bir düzen ancak Hilâfet ile mümkündür.
Bugün Müslümanların ihtiyacı Batı’dan ithal edilen yeni ekonomi paketleri değil kendi akidesinden doğan sahih bir nizamdır. Çünkü insanlığı krizden kurtaracak olan şey kapitalizmin yeni versiyonları değil Allah’ın indirdiği adil düzendir.

Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?

Okullarda Neler Oluyor? -Laik Eğitime Eleştiri-

Ruveybida Kimdir/Nedir?
Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!

ABD’nin İran’a Yönelik Saldırısının Analizi

Bugünün Krizi Ekonomik Değil Sistem Krizidir

Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?
Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!



