ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?
Abdullah İmamoğluAbdullah İmamoğlu21 Nisan 2026

Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?

Oynat: Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?
0:00

Toplumsal infiale sebebiyet verecek, canlar yakacak hadiseler meydana geldiğinde bizler her ne kadar hadiselerin meydana gelmesinde tali etkenler olsa da asıl sebebin laik-kapitalist sistem olduğunu söyledik, söylüyoruz. Bugüne kadar laik mahallenin sakinleri tarafından bu sözümüze seviyeli ve anlamak için itiraz yükseltilmedi. Seküler kesimden; neden asıl suçlu olarak laik sistemi işaret ettiğimizi soran, sorgulayan olmadı.

Gerçekten de onların tek ve en iyi bildikleri şey, İslâm’a ve değerlerine öfke kusmak ve hakaret etmektir; laik sistemi asıl suçlu gördüğümüzden dolayı sadece bizi mesnetsiz ve ön kabulle hedefe koymaktır.

Buna rağmen, belki içlerinde anlamak isteyenleri vardır, kalplerine dokunuruz düşüncesiyle; laik kapitalist sistemin asıl suçlu olduğu iddiamızı gerekçelendiren bir makale kaleme almaya karar verdim.

Şüphesiz ki kalpler Allah’ın elindedir. Haddi aşan bir topluluk oldular diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) onları uyarmaktan geri mi duralım?

Başlayalım o vakit! Haydi bismillah

Laikliğin asıl suçlu olması; tamamen laikliğin paradigmasıyla, yani üzerine bina edildiği dinamiklerle alakalıdır.

Laikliğin Anatomisi

Laikliğin Batı literatürü başta olmak üzere dünya literatüründe uzun uzun tarifleri, açıklamaları yapılmıştır. Laiklik; devletin din karşısında tarafsızlığını, kamu düzeninin dinî referanslardan bağımsızlığını ve bireylerin vicdan hürriyetini güvence altına alan siyasi ve hukuki bir ilkedir.

Batı literatüründeki en ikonik ve basit tariflerden biri, Amerikan Anayasası’nın mimarlarından Jefferson’a aittir. Jefferson bunu bir inşaat terimiyle şöyle açıklar:

Kilise ile Devlet arasında örülmüş, aşılması imkânsız bir ayrılık duvarıdır. 1

Benzeri tariflerden ve pratik hayattaki uygulamalardan anlaşıldığı üzere; laiklik, bir nevi dinsizliktir. Çok çarpıcı ve gayet de net bir laiklik anlayışını ortaya koyması hasebiyle 1927-1938 yılları arasında uzun süre İçişleri Bakanlığı görevinde bulunan Şükrü Kaya’dan da bir alıntı yapmak istiyorum. 5 Şubat 1937de Meclis’te yaptığı konuşmasında şöyle diyordu:

Biz diyoruz ki dinler, vicdanlarda ve mabetlerde kalsın, maddi hayat ve dünya işine karışmasın. Karıştırmıyoruz ve karıştırmayacağız.

Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda bir dönem TBMM’nin Genel Sekreterliği görevinde bulunmuş Recep Peker de aynı hususu şu satırlarla ifade eder:

_Türkiye’de din telakkisinin hududu yurttaşın vücudunun tenini aşamaz. Onun (dinin) ne sosyetede ne administrasyonda/yönetimde ve ne de politikada yeri yoktur. 2

Kapitalist laik sistem aslında hayata dair mefkuresi ile şöyle diyordu:

_Bir yaratıcı var ya da yok, önemli değil; dilediğin gibi inanabilirsin. Bir yaratıcı varsa bile hayata karışması doğru değildir! _ Yine şöyle diyordu:

İnsan özgür olmalıdır. Hiçbir şey onu kısıtlamamalıdır.

Peki bütün bunlar ne anlama gelmektedir?

Allah’ın müdahil olmasına izin verilmeyen kamusal hayata dair, beşerin kendi iradesi ve kusurlu aklıyla hükümler/helaller-haramlar belirlemesi demektir.

İyiyi ve kötüyü belirlemede, camide ilah olarak gördüğümüz Rabbimiz Allah’ın; eğitimde, ekonomide ve hukukta belirleyici kılınmaması demektir (Hâşâ!).

Başka bir soru daha

Beşer aklının egemen kılınarak hayatı tanzim etmesi, kanunlar ihdas etmesi ne kadar doğru veya sağlıklıdır?

Sınırlı bir varlık oluşu ve acizliği, insanın hayatı tanzim eden yasaların, politikaların belirleyicisi olmasına engeldir. Çünkü beşer ürünü olan kanunlar, sınırlı, eksik, aciz ve bir başkasına muhtaç olan insandan, onun aklından doğmaktadır. Sınırlı insan aklının günün şartlarına göre yaptığı kanunlar, yarınki şartlara göre değiştirilebilmektedir.

Dolayısıyla, kanunlar insana bırakıldığında, değişkenlik, ihtilaf ve çelişki kaçınılmaz hale gelir.

Sormaya devam ediyoruz o vakit.

İslâm’ı hayatta yok sayarak aklı hakem kabul eden kapitalist laik sistem ne gibi sonuçlara sebep olmaktadır?

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Veri ve istatistikî bilgilere gerek kalmaksızın aile, nesil, gençlik ve de toplumun genelinde yaşadığımız savrulmalar, bunun cevabını fazlasıyla vermektedir.

Allah’ın bir hayat nizamı olarak gönderdiği Din-i Mübin değil de kapitalist laik sistem esas alındığı müddetçe;

Daha nice Gülistanlar canlarını yitirecek; failleri elini kolunu sallaya sallaya dolaşacaktır.

Zengin-kapitalist şirketler zenginliklerine zenginlik katacak; halk ise fakirleştikçe fakirleşecektir.

Gençlik, çağdaşlık ve özgürlük zehrine maruz kalacak; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta olduğu gibi daha nice çocuklarımız ve gençlerimiz katliamda kurban verilecektir.

İnsanoğlunun kendi heva ve heveslerini "belirleyici" kılmasının bedelini bugün tüm dünya ödemektedir. Gıdadan soluduğumuz havaya kadar her şey kirlenmiş, tabiatın fıtratı bozulmuştur. Bu durumu Allah Azze ve Celle şu ayetinde açıkça bildirmektedir:

[وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَاهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُعْرِضُونَ] Eğer hak onların hevalarına uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini (Kur’an’ı) getirdik ama onlar zikirlerinden yüz çeviriyorlar. 3

İslâm Hayatın Her Alanını Kuşatan Bir Nizamdır

Allah Subhanehu ve Teâlâ, insanı ve hayatı yaratmıştır. Rabbimiz biz kullarına şah damarımızdan daha yakındır. Ve yarattığı kulların fıtri olarak nelere ihtiyaç duyduğunu ve nasıl tanzim edilmesi gerektiğini en iyi bilendir. Tıpkı şu ayette buyrulduğu gibi:

[وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ] Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği telkinleri de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız. 4

İslâm, bir hayat nizamıdır ve kendine has düzenlemeleri vardır. Adil olan Allah tarafından gönderilmiş bir nizamdır. Yarattığı kullarını en iyi bilen Allah’ın gönderdiği İslâm nizamının, laikliğin gereği olarak hayata müdahil olmasının engellenmesi, kaçınılmaz şekilde toplumsal krizleri de beraberinde getirmektedir.

Halbuki Allah, hayata dair sorunların çözümünü beşerî kanunlarda arayanlara şu şekilde seslenmektedir:

[أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ] Allah hüküm verenlerin en üstünü değil midir! 5

Şüphesiz, İslâm’da egemenlik sadece şeriata aittir. Ve olması gereken insanların hevalarına uymaksızın Allah’ın indirdiği hükümler ve kanunlar çerçevesinde hayatı idame ettirmektir.

Yazımıza, körü körüne laikliği savunanlara, laikliği ciddi bir saplantı hâline getirenlere açık bir çağrıda bulunarak yazımıza son verelim.

Buradan, laikliği kutsal addedip onu layusel kılanlara açık bir çağrıda bulunuyorum:

Haydi, bütün şeffaflığıyla gerçekleri konuşalım!

Bizler sizin beşerî aklınızla var ettiğiniz sistemin enkazı altında günbegün yok olup giden topluma sunacak hiçbir çözümünüzün olmadığını biliyoruz. Eğer aksini iddia ediyorsanız, gelin bu çürümüşlüğü ve çözüm yolunu açıkça tartışalım. Eğer savunduğunuz sistemin; aileyi, nesli ve toplumu koruduğuna, adaleti tesis ettiğine dair bir iddianız varsa buyurun meydan sizin!

Yoksa -ki olmadığını biz çok iyi biliyoruz- o zaman gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz.

Biz, Allah’ın hükümlerinin fıtrata uygunluğunu ve İslâm’ın hayat veren nizamının doğruluğunu her platformda şerefle savunmaya ve konuşmaya hazırız. Peki siz laikliğin kirli yüzüyle yüzleşmeye ve etrafa saçtığı ifrazatları konuşmaya cesaret edebilecek misiniz?

Dipnotlar

Footnotes

  1. Thomas Jefferson, (1802). Letter to the Danbury Baptist Association

  2. Onur Atalay, Türk’e Tapmak: Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm

  3. Muminun Suresi 71

  4. Kaf Suresi 16

  5. Tin Suresi 8