
Yeni Adalet Seferberliği: Failler Gerçekten Meçhul mü?
Türkiye’de “faili meçhul” denildiğinde akla ilk “Beyaz Toros” otomobiller gelir. Bir dönem Emniyet Müdürlüğü'nün sivil ekiplerinin kullandığı bu araçlar, doksanlı yıllarda özellikle Güneydoğu’da insanların aniden ortadan kaybolmalarının ve faili meçhul cinayetlere kurban gitmelerinin sembolü olarak anılırlar. İnsanların bu araçlarla takip edildiği ve bu araçlarla alınıp daha sonra bir daha görülmediği veya bir köşede cesetlerinin bulunduğu hakkında çok sayıda iddia ve tanıklık mevcuttur.
Beyaz Toros’la sembolleşmiş bu mesele; faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler ve yargısız infazlar olmak üzere toplam 17 bin gibi dehşet verici sayıda bir mağdur kitlesinin varlığına işaret etmektedir. Bu sayı, İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından uzun yıllar boyunca elde edilmiş saha başvuruları, aile beyanları ve yerel raporlar üzerinden tespit edilmiş bir sayıdır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve devletin resmî kurumu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) araştırma komisyonlarında bu rakamlar daha az gözükmekle birlikte yine de binlerce mağdurun varlığı kesindir.
O günlerde büyük bir çoğunluğu siyasi eksenli olan bu faili meçhuller için kesin olan şey, bunun devletin resmî güvenlik politikası olan PKK ile mücadele kapsamında; devlet otoritesinin bölgede yeniden tesisi, devlete karşı hareketlerin zayıflatılması ve buna meyilli olan kişilerin korkuyla bundan uzak tutulması iddialarıyla uygulanan yine bir devlet politikası olmasıdır. Binlerce kaybın olduğu bir meselenin devletin bilgisinden uzak, bazı güvenlik birimlerinin yürüttüğü yasa dışı operasyonlar şeklinde değerlendirilmesi ise toplumda karşılığı olmayan bir saptırmacadır.
Bugünlerde ise devlet, CHP operasyonlarının başsavcısı olan Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasının ardından, toplumda derin izler bırakmış ve çözülmesine ilişkin toplumsal beklentinin hâlâ devam ettiği yakın dönem faili meçhul dosyaları yeniden ele almaya başladı. Bu kapsamda 75 ilde 693 maktulün söz konusu olduğu 638 dosya yeniden ele alınacak. Bunlar geçmişin siyasi cinayetlerinden ziyade bugün yeni DNA teknikleri ve balistik incelemeler açısından yeniden ele alınabilir nitelikte olduğu ifade edilen; adi cinayetler, kayıplar, kadın cinayetleri ve sınırlı sayıda siyasi dosyadan ibaret olacak. Gülistan Doku dosyası bunun başlangıcı oldu ve ulaşılan faillerin kimliği ve niteliği açısından kamuoyunda büyük bir memnuniyet oluşturdu.
Türkiye’de uzmanlar, faili meçhul dosyaları sınıflandırırken bunları üç ana başlık altında toplamaktadırlar; aile içi cinayetler, suç örgütleri tarafından işlenenler ve kamu gücünün doğrudan dahil olduğu veya ucunun bir şekilde kendisine dokunduğu cinayetlerdir. Bunların ilk ikisi içinde çözülemeyen ve faili meçhul kalan olayların sayısı yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla ister doksanlı yıllarda devlet politikası kapsamında işlenenler, isterse bugün arşivlerde faili meçhul olarak bulunanlar olsun, olayları günümüzün bütün teknolojik imkanlarına rağmen faili meçhul bırakan tek unsur, devlet gücünün meseleye bir şekilde dahil olmasıdır.
Burada; bugünkü adalet seferberliği kapsamında ele alınması planlanan dosyaların neredeyse tamamının AK Parti iktidarı döneminde meydana gelen olaylar olmasına rağmen, neden şimdi ve yeni Adalet Bakanı ile yeniden ele alınma ihtiyacı duyulduğuna dair birkaç başlığa değinmek gerekir:
Bunlardan birincisi ve en önemlisi; AK Parti iktidarı öncesinde toplumda büyük yaralar açan ve toplumun önemli bir kesiminin neredeyse hiç güvenmediği adalet mekanizması, AK Parti döneminde de beklentileri karşılamamış ve daha da derin yaraların açılmasına sebep olmuştur. Bugün hangi kesimden olursa olsun Türkiye halkı yargıya güvenmemektedir. Dolayısıyla bu güvenin oluşturulması hem seçim yatırımı ve hem de muhalefete karşı yürütülen operasyonların inandırıcılığı açısından öncelikli sırada gelmektedir. Bunun için de toplumda uzun süre gündem olan ve ucunun bir şekilde devlet görevlilerine/kamu gücüne dayandığı Gülistan Doku dosyası gibi dosyalar öncelikli olarak ele alınmaktadır. İlerleyen süreçte bunların devamı gelecektir zira bu olayların hiçbirisi devletin bilgisi dışında değildir.
Bir diğer husus; bu dosyaların özellikle yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelmesiyle birlikte başlatılması, hükümetin kongre usulsüzlükleri ve belediyelerdeki yolsuzluklar üzerinden CHP’ye karşı yargı yoluyla yürüttüğü operasyonların üzerindeki şaibeyi kaldırmak içindir. Bu bağlamda amaç; aynı zamanda bu operasyonları başlatan başsavcı olan yeni Adalet Bakanı’nın hukuk çerçevesindeki "adalet arayışına" dikkatleri çekmek ve mevcut davaların siyasi yönünü gizlemektir.
Son yıllarda artan kadın cinayetleri, toplumda bir türlü önlenemeyen ve her geçen gün daha büyük sorun haline gelen güvenlik meselesi ve bunu desteklercesine meydana gelen okul katliamları, bakışların hükümet tarafından başka yönlere kaydırılmasını zorunlu hale getirmiştir. Çıkarılan 11 yargı paketi ve yapılan infaz düzenlemeleri, büyük bir kangren haline gelmiş bu meseleye çözüm olmamaktadır. Burada hükümet, faili meçhul dosya bırakmayarak toplumda oluşan cezasızlık algısını ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bu bir anlamda, bugün içinden çıkılmaz bir hale gelen toplumsal çürüme içerisinde suç ve suç oranlarını azaltabilmek için uygulamaya konulmak istenen umutsuz yöntemlerden biridir.
Beşerî sistemlerde adalet, yetki sahibi beşerlerin çıkarları ve onların konfor alanlarıyla sınırlıdır. Türkiye’de adalet ise; yıllar süren davalar ve akabinde kimsenin tatmin olmadığı kararlardan, yönetici elit zümre ve çevresinin münferit suçlarını örtmeye yarayan bir araçtan ve sistem içerisinde birbiriyle mücadele eden güç odaklarının, birbirine karşı kullandıkları silah olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.
Adalet; “Hak sahibine hakkının teslim edilmesidir”. Beşerî sistemler, neyin hak olduğu ve nasıl teslim edileceği konusunda ortaya bir çözüm koyamazlar zira sınırlı akılla ve menfaatçi bakış açılarıyla insanı ve ihtiyaçlarını doğru şekilde kuşatmaktan acizdirler.
Bu ise ancak her şeyin yaratıcısı olan ve yarattıklarını en iyi şekilde bilip, onların dünya ve ahiret mutluluğunu tesis edecek şekilde hayat nizamı indiren Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hükümleri ve onu tatbik eden devleti vasıtasıyla gerçekleşir. Adalet; 15 asır sonrasında bile ismi hâlâ “adalet” kelimesiyle anılan Raşid Halife Ömer RadiyAllahu Anh’ın ve adaletiyle “ikinci Ömer” olarak zikredilen Ömer bin Abdülaziz’in hüküm sürdüğü gibi İslam Hilafet Devleti’nin bünyesinde Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın adaletini dağıtan halifelerin hükmü altında gerçekleşir. Bunun dışında adalet yoktur ve 2. Râşidî Hilafet Devleti yeniden kuruluncaya kadar da olmayacaktır.
Âişe_RadiyAllahu Anh_’tan rivayet edildiğine göre, Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu, Kureyşlileri sıkıntıya soktu. Bunun üzerine Üsâme İbni Zeyd’i Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gönderdiler. Rasûl-u Ekrem SallAllahu Aleyhi ve Sellem Üsâme’ye, “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” dedikten sonra kalkıp bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:
“Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep; içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.” [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî]

Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?

Okullarda Neler Oluyor? -Laik Eğitime Eleştiri-

Ruveybida Kimdir/Nedir?
Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!

ABD’nin İran’a Yönelik Saldırısının Analizi

Neden Suçlu Kapitalist-Laik Sistemdir?
Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!

Okullarda Neler Oluyor? -Laik Eğitime Eleştiri-


