Batı’nın Karanlık Yüzü: Epstein
03 Şubat 2026

Batı’nın Karanlık Yüzü: Epstein

Dünya gündemi, medyaya sızdırılan “Epstein Adası” skandalı ile çalkalanmaktadır. Arşivlerde mevcut olan bu bilgileri kimin sızdırdığı ve hangi amaçlarla medyaya servis edildiği bir yana, bu makalede meselenin bizi yakinen ilgilendiren bir yönüne temas etmek istiyorum.

Bildiğimiz Epstein’lerin bunlar olduğu, ancak Batı hadaratından kaynaklanan yaşam biçiminin gün yüzüne çıkmamış daha birçok “Epstein” ürettiğini öngörmek, bu çerçevede zor olmasa gerek.

Vahyin aydınlığından, dâhilî ve haricî sebeplerle nasibini alamamış Batı dünyası, sadece Epstein üzerinden gündeme gelen çocukların cinsel istismarı ile sınırlı değildir. Bahse konu olan Batı’nın yakın tarihine biraz bakıldığında; milyonlarca insanın en vahşi biçimlerde katledildiği, ülkelerin ve servetlerin yağmalandığı, tecavüz, cinayet ve uyuşturucu kullanımına dair devasa rakamların ortaya çıktığı, ensest ilişki oranlarının ise daima en yüksek seviyelerde seyrettiği görülecektir.

Evet, bütün bunları uzmanlık gerektirmeyen basit bir araştırma ile görmek mümkündür.

İnsanlar arasındaki ilişkileri belirleyecek nizamları ne zaman insan belirlemeye cüret ederse, bedbahtlıktan öteye bir kazanım elde edememektedir. Bu minvalde, insanın fıtrî düzlemde nizam koymasına dair biraz daha detay vermek yerinde olacaktır.

Allahu Teâlâ, insanın fıtratında içgüdüler ve uzvî ihtiyaçlar yaratmıştır. Yarattığı insanın tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik nizamları da aynı şekilde vazetmiştir. İslam’ın bu nizamı ihtiva ettiği ise gerek naslarının karakterinden gerekse dünya sahnesindeki fiilî uygulamalarından anlaşılmaktadır. İnsan, koymaya kadir olmadığı hâlde ibadetler alanında nizam koymaya kalkıştığında ise ne yazık ki yoldan sapmıştır.

Yine koymaması ve vahye teslim olması gerektiği hâlde, içgüdü ve uzvî ihtiyaçların doyumuna yönelik nizamlar koyarak haddi aşmış ve sapıtmıştır. Bireyler, tüm insani yani fıtrî ihtiyaçlarını nefislerinin veya içgüdülerinin arzularına göre doyuma yönelmemelidir. Zira insan, amellerini bir fikir ışığında gerçekleştirir. Aksi hâlde insanı hayvanlardan ayıran bir ayrım kalmayacaktır.

Açıktır ki insanın amellerini yönlendiren fikirler, sahip olduğu akideden ve bu akideden doğan nizamlardan beslenmektedir. Yukarıda temas edilen ve Batı’nın siciline silinmez biçimde işlenen ahlaki çöküşün kaynağı da bu noktada daha net anlaşılmaktadır.

Hem kıssadan hisse hem de konunun mefhumsal arka planına kısa bir temasın ardından şunları sormak yerinde olacaktır:

Sömürgeci Batı dünyasından daha ne bekliyoruz? Yüzlerimizi döndüğümüz, kendilerini medeniyetin membaı olarak sunan Batı’nın gerçek yüzü artık ortada değil midir?

Ya da “muasır medeniyetler seviyesine ulaşmanın” yegâne adresi olarak gösterilen Batı yaşam tarzı bize gerçekte ne vaat etmektedir?

Onlar değil mi; kendi tırnakları taşa değdiğinde dünyayı ayağa kaldıran, fakat diğer dünya halklarının yahut Müslümanların yüz binlerce insanının ölümüne karşı kör ve sessiz kalanlar? Sessiz kalmakla yetinmeyip bu katliamların azmettiricisi olanlar…

Onlar değil mi; kurdukları BM ve insan hakları örgütleri gibi yapılarla sömürü ve katliamları istedikleri yöne eviren, ardından da işledikleri cürümlerin üzerini örtenler?

Onlar değil mi, dünyanın içine sürüklendiği bu karanlık tablonun asıl müsebbipleri?

Aslında Batı’nın hâli ortadadır; asıl sorun, dünyaya liderlik edecek hakiki bir liderliğin yokluğudur. Peki bu lider kimdir?

Bu lider, bazılarının zannettiği gibi ABD değildir. ABD, yüzlerini Batı’ya dönen İslam beldelerindeki yöneticilerin sözüm ona lideri; kendi bekasına hizmet eden aparatları ve kapitalizmin son dönem lokomotifidir.

Peki biz, kanlar üzerine saltanat kurmuş bu kapitalist sistemden neyi umuyoruz? Üzerimize tatbik edildiği günden beri bizi sefalete mahkûm eden, toplumsal dinamizmi felç eden, küfrün karanlık dehlizlerinde yapayalnız bırakan bu sistem, Batı’nın sistemi değil midir?

Oysa vahyin aydınlık günlerinde dünyaya nur saçan, halkları birleştirerek ümmet kılan ve dünya ile ahiret saadeti için insanlığın önüne yalnızca hayır yollarını seren nizam; İslam ve onun siyasi otorite eliyle hayatta var oluşudur.

Peki öyleyse bizi Batı’ya hayran kılanların, kalkınmanın tek adresi olarak Batı’yı gösterenlerin, onun yaşam tarzını benimseyenlerin asıl amacı nedir?

Hiç dikkat ettiniz mi? Yönetim nizamından anayasaya, eğitim müfredatından sosyal hayata kadar yaşamın her alanı Batı ile uyumlu hâle getirilmeye çalışılmaktadır.

İslam ümmetini dinin izzetinden alıkoyan ve Batı’nın necis vagonlarına bindiren yöneticiler, yolun bir uçuruma çıktığını görmüyorlar mı? İhanetle ördükleri surların yerle bir olacağını fark etmiyorlar mı?

Batı, gerektiğinde o çocukları büyütür ve kan döken bir canavara dönüştürür; gerektiğinde acımadan katleder, gerektiğinde ise her türlü istismara malzeme eder. Evet, Batı’nın gerçek yüzü budur. Maske artık yüzü tutmamaktadır.

Kapitalizmin egemen olduğu Batı dünyasından hâlâ beklentileri olanlar varsa, elleri boş kalacaktır. Miatları dolana kadar kullanılıp sömürülecek, işleri bitince de bir kenara atılacaklardır. Bu köhne nizamın yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır.