
KADININ DEĞERİ İSLÂM'DA, YÖNETİMİN ÖLÇÜSÜ ALLAH'IN HÜKMÜNDEDİR!
AK Parti Kadın Kolları Başkanı Tuğba Işık Ercan'ın, Orhun Yazıtları'nda kağanla birlikte hatunun da anılmasını kadın diplomasisinin tarihî mirası olarak değerlendirmesi, kadının yönetimdeki yeri konusunu yeniden gündeme getirmiştir. Orhun Yazıtları'nda, İslâmiyet öncesi Türk devlet geleneğinde kadının siyasi ve idari konumuna ilişkin dikkat çekici ifadeler bulunmaktadır. Kül Tigin Yazıtı'nda Bilge Kağan, devletin kuruluşunda babası İlteriş Kağan ile annesi İlbilge Hatun'un birlikte anıldığını belirtir. Bu ifadeler, dönemin devlet anlayışında hükümdar eşinin de önemli bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Peki, Sayın Işık Ercan, içinde bulunduğumuz sistem yıllardır kadınları yönetime dahil edip onlara yönetimin her safhasında yer verdiği halde yönetmede üstün bir başarı sağlayabildi mi? Halkın huzur ve refah içinde yaşadığı bir düzen kurabildi mi? Yoksa halkı moloz yığını dolu bir enkaza mahkum mu etti?
Bu işin bir tarafı. Diğer yandan Müslümanlar, İslâm öncesi dönemin yönetim anlayışını yüceltmez veya onu örnek almazlar. İslâm'dan önceki dönem, inanç ve hayat anlayışı bakımından cahiliye dönemi olarak adlandırılır. Müslümanların ölçüsü cahiliye dönemi gelenekleri değil, hak din ve son din olan İslâm'dır. Bu bağlamda örnek alınacak toplum Asr-ı Saadet dönemidir. Müslümanların bağlanması gereken kaynak Kur'ân ve Sünnet'tir. Cahiliye döneminde Türk toplumunda kadının yönetime dahil edildiği bir uygulamanın geçmişte yaşanmış olması veya bir takım insanlar tarafından tarihî miras olarak kabul edilmesi, onu her çağa uygun bir ölçü hâline getirmez.
Üstelik İslâm, insanları ırklarına, milletlerine veya dillerine göre üstün ve aşağı olarak sınıflandırmaz. Türk'ün Arap'a, Acem'e, İngiliz'e veya Alman'a karşı herhangi bir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük soyda, renkte ve milliyette değil, takvadadır. Resûlullah (sav) de Veda Hutbesi'nde bunu açıkça bildirmiştir. Dolayısıyla Müslümanların hayat ve yönetim anlayışı, ırkî kimliklere veya cahiliye geleneklerine değil, İslâm'ın hükümlerine dayanmaktadır.
Kız çocuğunu diri diri gömülmekten kurtarıp babasının omuzlarında gezdiren İslâm, kadına; anne, eş, evlat ve toplumun kıymetli bir ferdi olarak önemli bir yer verir. Kadına ilim öğrenme, ticaret yapma, mülk edinme ve şer'î hükümler çerçevesinde toplumsal hayata katkıda bulunma imkânı tanır. Hz. Hatice'nin (ranha) ticari hayatı ve Hz. Âişe'nin (ranha) ilmi İslâm tarihinde kadının topluma katkısının önemli örnekleridir.
İslâm, kadın ve erkeğin sorumluluklarını fıtratlarına uygun olarak şer'î hükümlere göre düzenler. Ailede annelik ve eş olmanın sorumlulukları, nesillerin yetişmesinde ve toplumun inşasında vazgeçilmez bir yere sahiptir. Kadının değerini yalnızca siyasi makamlar ve sözde modern eşitlik anlayışı üzerinden değerlendirmek, İslâm'ın kadına bakışını yanlış ve eksik anlamaktır.
İslâm fıkhına göre kadın; meclis üyeliği, bey'at ve seçimlerde oy kullanma gibi siyasi haklara sahip olduğu gibi sivil devlet görevlerinde de bulunabilir. Ancak Hilâfet, yani devlet başkanlığı gibi umumi velayet gerektiren makamları üstlenmesi caiz görülmemiştir. İslâm âlimlerinin çoğunluğu, Resûlullah'ın (sav) şu hadisini bu hükme delil kabul etmiştir: “Yönetim işlerini bir kadına bırakan bir toplum asla felah bulamaz.” (Buhârî) Rabbimiz de şöyle buyurur: “Erkekler, kadınlar üzerinde sorumludurlar...” (Nisâ, 34)
Müslümanların görevi, İslâm'ın hükümlerini tarihî geleneklere veya modern dünyanın dayatmalarına uydurmak değildir. Cahiliye dönemi anlayışları da sözde çağdaşlık iddiasıyla ortaya çıkan İslâm dışı ideolojiler de Müslümanların hayat ölçüsü olamaz. Hak ve batılın ölçüsünü belirleyen Allah'ın (svt) vahyi, Resûlullah'ın (sav) sünnetidir.
Bugün kadın-erkek eşitliği söylemi üzerinden Allah'ın hükümlerini tartışmaya açan modernist anlayışlar, kadının gerçek değerini ve haklarını korumaktan uzaktır. Kadını sömüren, aileyi zayıflatan, anneliği değersizleştiren ve insanı ekonomik çıkarların aracı hâline getiren kapitalist sistemin huzur ve güven veremediğine, adaleti temin edemediğine şahit olmaktayız.
İslâm yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret değildir. Aileden topluma, ekonomiden yönetime kadar hayatın bütününü düzenleyen kapsamlı bir nizamdır. Adaletin, huzurun ve güvenin Allah'ın (svt) hükümleriyle tesis edileceği ikinci Raşidî Hilâfet Devleti'nin yeniden kurulması, Ümmeti içinde bulunduğu enkazdan çıkartacak olan yegane yardım ve Ümmet için ertelenemez zaruri bir ihtiyaçtır. #SesimiziDuyanVarMı?

Aksa'da Üçüncü Yıl

Hilafetsiz Yüzyılın Faturası

Siz Yeryüzünde Allah’ın Şahitlerisiniz

Hilafetsiz Yüzyılın Faturası

HİLÂFET BİZE ÇOK YAKIŞACAK



