
Hilafetsiz Yüzyılın Faturası
29 Ekim, resmî takvimde bir bayram olarak işaretlenmiş olsa da bu tarihin toplumun hafızasında ve hayatın gerçekliğinde neye karşılık geldiğini dürüstçe konuşmak gerekiyor. Yıllardır aynı cümleler kuruluyor: "Cumhuriyet erdemdir, ahlaktır, adalettir." Panolara asılan afişler, ekranlarda okunan mesajlar hep aynı yerden sesleniyor. Ancak ortada somut bir muhasebe yok. İlan edildiği günden bu yana geçen 103 yılın ardından, toplumun içinden geçtiği ağır çöküşü görmezden gelmek mümkün değil. Ekonomik krizler, geçim sıkıntısı, gelir dağılımındaki uçurumlar ve gençlerin uyuşturucuya, sanal âleme hapsolması bu çöküşün sadece görünen yüzü. Daha derinlerde ise ahlaki ve etik değerlerin zayıflaması, insanlar arasındaki güvenin tükenmesi ve adalet duygusunun sarsılması var. Kimse bu sayılanların toplumda olmadığını iddia edemez; hepimiz bu sosyal çürümeden şikâyetçiyiz.
Nitekim Yüce Allah, "...İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu..." (Rûm Suresi, 41) buyurarak bozulmanın kaynağının bizzat insanın kendi eliyle kurduğu düzen olduğunu haber veriyor. Bu tablonun asıl sebebi, yönetim anlayışının temelindeki tercihtir. Cumhuriyet, egemenliği "kayıtsız şartsız millete" verdiğini söyler. Oysa İslam'da egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a aittir. "Hüküm ancak Allah'a aittir..." (Yûsuf Suresi, 40) ayeti, bu gerçeği hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyar. İnsanın görevi kendi hevasına göre kanun yapmak değil, Allah'ın hükümlerini hayata geçirmek ve adaleti tesis etmektir. Allah'ın hükümlerine değil de halkın çoğunluğunun iradesine dayanan bir sistem, helal ve haram sınırlarını koruyamaz; çoğunluğun isteği doğrultusunda yozlaşmaya açık hale gelir. Bugün yaşadığımız ahlaki erozyonun ve adaletsizliğin kurumsal zemini tam da buradadır. Bu noktada hilafet, sadece tarihsel bir hatıra değil, bizler için hayati bir gerekliliktir. Hilafet, egemenliğin Allah'a ait olduğu ilkesinin toplum hayatında kurumsallaşması, Müslümanların tek bir çatı altında birleşerek haksızlıklara karşı durması ve ahlaki değerlerin yeniden hâkim kılınması için zaruri bir çatıdır. Zira Allah, "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin..." (Âl-i İmrân Suresi, 103) emriyle birliğin ve beraberliğin ancak ilahi hükümlere bağlılıkla mümkün olacağını bildirmektedir. Bu çürümenin sadece ekonomik veya siyasi bir sonuç olmadığını, doğrudan bir inanç ve ahlak buhranı olduğunu görmek gerekiyor. İnsanın yaratılış amacından koparıldığı, helal ve haram ölçülerinin yerini pragmatizmin aldığı bir düzende, ne hukuk ne de eğitim tek başına toplumu ıslah edebilir. Bugün sokakta güvenle yürüyemiyorsak, komşuluk ilişkileri tükenmişse, kamu malları hoyratça talan ediliyorsa bunun arkasında yıllardır süren ve toplumu ilahi referanslardan koparan bir zihniyetin izleri vardır. Bu zihniyet, insanı merkeze alıp onu sınırsız bir özgürlükle baş başa bırakırken aslında en temel haklarından ve manevi güvencelerinden mahrum bırakmıştır. Oysa insan, "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât Suresi, 56) ilahi fermanıyla, kulluk bilincinden uzaklaştığı ölçüde yozlaşmaya mahkûmdur.
103 yıllık sürecin objektif bir muhasebesi bize şunu gösteriyor: "Cumhuriyet bize çok yakışıyor" demek, gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmaktır. Toplumsal ahlakın güzelleşmediği, adaletin tesis edilemediği, gençliğin korunamadığı bir düzende asıl mesele rejimin adı değil, dayandığı temeldir. Egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a ait olduğu gerçeğini ve hilafetin gerekliliğini yeniden hatırlamak, sadece dini bir vecibe değil, aynı zamanda bugünkü çürümüşlüğe karşı durmanın tek yoludur. Unutmayalım ki "Kim Allah'a ve Resulü'ne itaat ederse işte onlar; Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraberdir..." (Nisâ Suresi, 69) Bu idrakle hareket eden bir toplum, yeniden ayağa kalkabilir ve tarih sahnesindeki onurlu yerini alabilir. Rabbim, bizlere hakkı hak olarak gösterip ona tabi olmayı, batılı da batıl olarak gösterip ondan uzak durmayı nasip etsin. Bizleri Raşidi Hilafet Devletinin ikamesi için çalışanlardan ve o kutlu devletin çatısı altında yaşayanlardan olmayı nasip eylesin. Âmin.

Aksa'da Üçüncü Yıl

Siz Yeryüzünde Allah’ın Şahitlerisiniz

HER ŞEYİ KONUŞUYORUZ, ASIL MESELEYİ KONUŞMUYORUZ

Hilafetsiz Yüzyılın Faturası

HİLÂFET BİZE ÇOK YAKIŞACAK

Asıl İstenmeyen Kişiler Sizlersiniz!



