Köklü DeğişimSesimizi Duyan Var mı?
Sesimizi duyan var mı!

Ülkemizde yaşanan her yıkıcı deprem sonrasında kulaklarımızda çınlayan bir çağrıdır bu söz; “Sesimizi duyan var mı?”

Yıkılmış bir binanın üzerinde toplananlar, büyük bir umutla seslenirler enkazın altındakilere. Nefesler tutulur; bir ses, bir hayat emaresi beklenir umutla. Tekrar tekrar bu feryat yankılanır her yerde: “Sesimizi duyan var mı?”

İşte bizler de aynı hassasiyetle ve aynı umutla bir kez daha sesleniyoruz; yıkıcı sosyal depremlerden dolayı enkaz altında kalmış tüm toplum kesimlerine.

Gençliğe

İçki, uyuşturucu ve fuhuş batağına saplanmış, suç çetelerinin eline düşmüş, hayata dair tüm değer ve anlamları yitirmiş gençliğe sesleniyoruz.

Ailelere

Babalık, annelik ve evlatlık misyonlarının kaybolduğu, saygı, sevgi ve ölçülerin yok olduğu, dağılıp parçalanmış ailelere sesleniyoruz.

Göçük altındakilere

Kendi değerlerine yabancılaşmış, hayatı sadece zevk ve eğlencelerden ibaret gören, İslâmsız ve seküler bir yaşamın kurbanı olmuş, modernizm binasının göçüğü altında kalanlara sesleniyoruz.

Batağa saplananlara

Kolay para kazanma hırsıyla faiz, borsa, kumar, bahis ve fon batağına saplanan, çırpındıkça daha da batan ve daha çok kazanmanın şehvetiyle insanlığını kaybetmenin eşiğine gelmiş olanlara sesleniyoruz.

Yönetici ve siyasilere

Sosyal fay hatlarını derinleştirip yıkıcı sarsıntılara sebep olan, enkaz altında kalmış toplum kesimlerinin çığlıklarına kulaklarını tıkayan, sorunları çözecek cesur ve köklü adımlar yerine hayal ve umut pazarlayarak sadece günübirlik çözümleri konuşan yönetici ve siyasilere sesleniyoruz.

Âlimlere, hocalara ve camialara

Toplum bir bütün olarak yok oluşun kıyısına gelmişken, ya çeşitli hurafeler ve mistik hikayeler ile kendi cemaatlerinin bekasını sağlama derdinde olan ya da hiçbir köklü çözüm içermeyen usandırıcı vaazlar peşinde koşan âlimlere, hocalara ve camialara sesleniyoruz.

Sesimizi duyan var mı?

Evet, tüm toplum kesimlerine sesleniyoruz. Bunu da Allah’ın razı olduğu bir hayata kavuşalım diye sadece Rabbimizin şu kavli gereği yapıyoruz:

وَإِذْ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا ۙ اللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا ۖ قَالُوا مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

“İçlerinden bir topluluk, ‘Allah’ın helâk edeceği ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz?’ dediği vakit, onlar dediler ki: ‘Rabbimiz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye…’”

Araf Suresi 164

مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ

“Müslümanların işi (derdi) ile ilgilenmeyen, dertlenmeyen onlardan değildir.”

Hadis-i Şerif

Toplumun içinde bulunduğu enkazın vakıasını bir nebze olsun gözler önüne sermek, sorunların büyüklüğünü ve vahametini ortaya koymak, toplumu içinde bulunduğu bu hâlden kurtaracak köklü çözümleri konuşmak, tartışmak ve gerekli adımların atılmasına katkı sağlamak amacıyla bu çalışmayı kamuoyunun takdirine sunuyoruz.

Birinci Sarsıntı

Kültürel Sarsıntılar

İşgalci sömürgeci devletler, zamanla önemli bir gerçeği fark ettiler: Bir toplumu askerî güç kullanarak işgal etmek mümkün olsa da o toplum üzerinde sürekli ve istikrarlı bir hâkimiyet kurmak yalnızca askerî kuvvetle sağlanamazdı. İşte bu noktada sömürgeciliğin farklı bir boyutu ortaya çıktı: Kültürel sömürgecilik.

Bir toplum, kendisine hâkim olan gücün fikirlerini ve değer ölçülerini tartışmasız doğru kabul etmeye başladığında, sözde siyasî bağımsızlığını kazanmış olsa bile; fikrî ve kültürel bakımdan o güce bağımlı olduğu için, onun siyasî nüfuzundan uzaklaşıp gerçek manada bir bağımsızlık elde edemez.

Batı Kültürü ve Etkisi

Batı kültürü, yalnızca bir toplumun yaşama biçiminin dışarıdan görünen şekli değildir. Hayata hangi anlamın verileceğini, doğru ve yanlışın hangi esaslara göre belirleneceğini, insanın hangi amaçlar için yaşayacağını ve toplumsal ilişkilerin hangi esaslara göre düzenleneceğini belirleyen fikrî bir çerçevedir.

Zira kapitalist tüketim kültürünün etkili olduğu toplumlarda başarı; gelir düzeyi, mal varlığı, meslekî statü ve tüketim imkânları üzerinden tanımlanmaktadır. İnsanlara iyi bir hayatın daha fazla kazanmak, daha fazla servete sahip olmak, daha fazla tüketmek ve daha yüksek bir toplumsal konuma ulaşmakla mümkün olduğu telkin edilmektedir.

Batı’nın ifsat edici ideolojilerinin ve düşüncelerinin günümüz dünyasına hâkim olmasını temel bir sorun olarak görmeyenler; ya bu düşüncelerin aldatıcı tesiri ve büyüsüne kapılmış kimselerdir, ya hayata zaten bu düşüncenin penceresinden bakan kimselerdir.

Batılı Laik Eğitim Modeli

Eğitim sistemi, her bir insanın kimliğini ve şahsiyetini inşa eden, hayata bakışını ve yaşam tarzını belirleyen, zihniyetini ve davranış biçimini şekillendiren, hayata dair anlam ve değer yargılarını oluşturup belirli ölçü ve kaideler edinmesini sağlayan topyekûn bir kültür faaliyetidir.

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, eğitimin temeli laikliktir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ndan beri Türk eğitim sisteminin temelinin laiklik ve Batı kültürü olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

  1. 1835

    Macaulay, Hindistan’da amacın “köken bakımından Hintli fakat düşünce, ahlak ve zihniyet bakımından İngiliz kültürünü benimsemiş bir sınıf yetiştirmek” olduğunu açıkladı.

  2. 1883

    Fransa, Cezayir’de Fransızca öğretimi, Fransa tarihi ve coğrafyası ile laik okul düzenini kararnameyle yaygınlaştırdı.

  3. 1924

    John Dewey, hükûmetin davetiyle Türkiye’ye geldi; eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi hakkında kapsamlı bir rapor hazırladı.

  4. 1936

    İlkokul Programı, eğitimin amacını açıkça belirledi: “Kuvvetli Cumhuriyetçi, ulusçu, halkçı, devletçi, laik ve devrimci yurttaş yetiştirmek.”

Laiklik ve Batı kültürü esasına dayanan eğitim sistemi, Batı’nın yıkıcı ideolojileri ve fikirlerinin; başta evlatlarımız olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin zihinlerini ve hayatlarını işgal etmesine zemin hazırlamaya devam etmektedir.

İslâm Kültürüne Saldırılar

İslâm kültürü olmaksızın İslâmi bir zihniyet inşa edilemez. Çünkü zihniyeti oluşturacak ölçü, kaide ve mefhumlar bu kültürdedir.

Çünkü İslâmî kültür ve değerler yok edildiğinde, geriye sadece Batı’nın ortaya koyduğu kültür ve değerler kalacaktır. Bu sayede Batılı gibi düşünen, Batı zihniyetine sahip, hayata bakışı Batı kültürüyle şekillenmiş, ölçü ve kaideleri yalnızca Batılı ölçülerden ibaret olan ve yaşamını Batılılar gibi sürdürmeyi tek gaye edinen şahsiyet tipleri ortaya çıkacaktır.

Bu öldürücü darbeyi gerçekleştirmek için hedefledikleri hususlar ise şunlardır:

  1. 1

    İslâmi kaynaklar üzerinde ciddi şüpheler ortaya atarak yeni nesilleri bu kaynaklardan tamamen uzaklaştırmak.

  2. 2

    Her türlü çirkin ve sapkın işlerle Müslümanları ilişkilendirerek, İslâmi kimlikten nefret edilmesini sağlamak.

  3. 3

    Bilimi bir put, bilim adamlarını kutsal şahsiyetler, bilimsel tezleri kutsal metinler haline getirmek.

  4. 4

    Ateizm, deizm vb. gibi inançsızlık düşüncelerini popüler hale getirmek.

  5. 5

    İslâmi yönetimin ve hükümlerinin barbarların ve bedevilerin hukuku olduğunu empoze etmek.

  6. 6

    Hadis, fıkıh, tefsir gibi İslâmi kültüre ait ilimlerin çağdışı ve uydurma olduğu fikrini kamuoyu haline getirmek.

  7. 7

    Ahlaksızlığı ahlak edinmiş, hiçbir değer tanımayan, kendi tarihine düşman, tek amacı zevk ve eğlence olan bir gençlik modeli oluşturmak.

Günümüzde, İslâmî şahsiyetin temeli konumundaki İslâm kültürü ve bu kültüre ait bütün değerlerimiz tehdit ve saldırı altındadır. İslâm kültürü ile İslâmî ölçü ve kaideler bilinçli bir şekilde yok edilmeye çalışılmaktadır.

İkinci Sarsıntı

Sosyal Sarsıntılar

Batı kültürünün yol açtığı sosyal fay hatları büyük bir hızla kırılmış, bunun neticesinde şiddetli sosyal yıkımlar meydana gelmiştir. Başlangıçta tepkiyle karşılanan bir davranışın zamanla kanıksanması, ardından normal görülmesi ve nihayet eleştirilmesinin dahi yadırganması, toplumsal duyarlılığın nasıl dönüşebileceğini göstermektedir.

İslâm ümmetinin yaşadığı sosyal sarsıntıları anlamak, yalnızca toplumsal sorunları tespit etmekten ibaret değildir. Aynı zamanda Müslümanların hayatı değerlendirmede kullandıkları ölçülerin nasıl değiştiğini, zayıfladığını ve mevcut vakıanın hangi gerekçelerle kabullenildiğini incelemeyi gerektirir.

Savrulan Gençlik

Gençlerin ve yeni nesillerin savrulması sorunu, bir toplum için ölüm kalım mesabesinde olan sorunlardan birisidir. Zira gençlik, geleceğin teminatıdır.

Düşünmeye, sorgulamaya, okuyup araştırmaya ve üretmeye kıymet vermeyen, tarihine ve değerlerine yabancılaşmış, her türlü fikrî saldırıya karşı savunmasız, popüler kültür tarafından öğütülmüş, asosyal, apolitik, özgüvenini ve yaşama gayesini kaybetmiş bir gençlik ortaya çıktı.

Gençler, bir toplumun aynasıdır. Gençlere bakarak o toplumun içinde bulunduğu durumu ve gelecekte nasıl bir yöne evrileceğini büyük ölçüde tahmin edebilirsiniz.

İçki ve Uyuşturucu Batağı

Alkol ve uyuşturucu; başta gençler olmak üzere toplumun her kesimini içine çeken, suç oranlarının artmasına sebep olan ve birçok kötülüğün kaynağı konumunda bulunan sosyal bir bataklıktır.

Ancak bu yasaklara ve neredeyse her gün uyuşturucu operasyonları yapıldığına dair medyadaki haberlere rağmen uyuşturucu kullanım oranları sürekli artmakta ve kullanım yaşı sürekli düşmektedir.

0,00 milyar litre

Piyasaya sürülen alkollü içki

2025, ülke tarihindeki en yüksek yasal arz seviyelerinden biri

Tarım ve Orman Bakanlığı

%0,0

Uyuşturucu madde kullanım yaygınlığı

Genel nüfusta, hayat boyu en az bir kez

Emniyet Genel Müdürlüğü

Cumhuriyet Başsavcılıklarındaki uyuşturucu dosyaları
2023
674 bin
2024
784 bin
2025
1 milyon+

Adalet Bakanlığı, TBMM tutanakları

Yakalanan sentetik ecza
2019
2 milyon
2025
123 milyon

Emniyet Genel Müdürlüğü

Türkiye’deki içki ve uyuşturucu batağının boyutlarını ortaya koymak için aslında istatistiksel verilere dahi ihtiyaç yoktur. Zira hemen herkesin yakın çevresinde, mahallesinde veya komşuları arasında bu batağa saplanmış kimseler bulunmaktadır.

Parçalanan Aileler

Aile, bir toplumun mayası ve topluma rengini veren boyasıdır. Aile; insanın beslenme, bakım, barınak, şefkat, sevgi ve merhamet gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı, fikrî, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişiminin sağlıklı bir şekilde tamamlandığı, sonraki nesillere inanç, kültür ve değer yargılarının aktarıldığı birincil yerdir.

Aileye bakış değişti; evlilikler azaldı, boşanmalar arttı ve sorunlar çoğaldı. İtibarını, saygınlığını, akrabalık bağlarını, dostluğunu, sevgisini ve merhametini yitirmiş bireyoğunları oluşmaya başladı.

0

Yalnız yaşayan kişi

Son 10 yılda %66,5 artış

%0,0

Tek kişilik haneler

Her 5 haneden 1’i

%0,0

Tek ebeveynli haneler

Anne ve çocuklardan oluşanlar %8,5

%0

İlk 5 yılda boşananlar

Boşanan çift sayısı
2001
91.994
2025
193.793

25 yılda %110,66 artış

Evlenme ve Boşanma İstatistikleri

Evlenen çift sayısı
2015
602.982
2025
552.237

Son 10 yılda %8,4 azalış

Evlenme ve Boşanma İstatistikleri

“Büyük aile” kavramı zamanla “çekirdek aile”ye dönüşürken, ufukta beliren yeni tehlike ise ebeveynsiz ve çocuksuz aile modelleri olmaya başladı.

Artan Suç Oranları ve Kaybolan Emniyet

Sokaklarımız, güven ve emniyet ortamı olmaktan çoktan çıkmış, adeta suç mahallerine dönüşmüştür. Artık insanlar kendilerini emniyet içinde hissetmemektedir.

Suç ve şiddet olayları o kadar yaygınlaşmış ve artmıştır ki bu durum, mahkemelerin iş yükü altında âdeta kilitlenmesine, cezaevlerinin ise kapasitesini aşacak derecede dolup taşmasına sebep olmuştur.

0

Şüpheli kaydı

24 milyondan fazla suç kaydı; her 5 kişiden 1’i

Adalet Bakanlığı, TÜİK

0

Savcılık dosyası

2018’den bu yana %57,7 artış

Adalet Bakanlığı

0

Ceza mahkemesi yükü

Son 10 yılda %58,4 artış

Adalet Bakanlığı

0

Dolandırıcılık soruşturması

Yıllık bazda %18 artış

Adalet İstatistikleri

0

Suça sürüklenen çocuk

Soruşturma evresindeki dosyalarda

Cumhuriyet Başsavcılıkları

0

Kasten öldürme (bir yıl)

266’sının faili “suça sürüklenen çocuk”

İçişleri Bakanlığı, Adli Tıp

%0

Kasten yaralamada artış

Geçmiş yıllara oranla

0

Cinsel taciz dosyası

Bir yılda adli birimlere intikal eden

0

Çocukların cinsel istismarı

Savcılıklarda işlem gören ve dava aşamasına taşınan dosya

0

Aile içi şiddette önleyici tedbir

6284 sayılı Kanun kapsamında, bir yılda kişi sayısı

Yüzyıllar boyunca güven ve emniyet toplumu olarak bilinen bu toplum, maalesef bir suç toplumuna dönüşme sürecine girmiştir.

Yitirilen Adalet Duygusu

Adaletli olmayı ve adaleti ayakta tutan şahitler olmayı emreden bir dinin mensuplarının yaşadığı toplumlarda, en güçlü duygunun ve en öncelikli talebin “adalet” olması gerekirken, maalesef bugün adalete duyulan güven neredeyse tamamen tükenmiştir.

Geciken adalet, adalet olmadığı gibi; Batı’dan ithal edilen ve insan fıtratına aykırı kanunlardan doğan mahkeme kararları da adalet değil, zulümdür.

%0

“Adalete güveniyor musunuz?” sorusuna “Hayır” diyenler

Kamuoyu araştırmaları

Adaletin bulunmadığını düşünen bir toplumun, adaleti kendi imkânlarıyla sağlama yoluna yönelmesi kaçınılmazdır.

Kendi Değerlerine Yabancı, Seküler Toplum

Artık yüzyıllar boyunca sıkı sıkıya sarıldıkları bu değerleri yitirdikleri gibi, kendilerini insanlar arasındaki en hayırlı ümmet yapan bu değerlere yabancılaştılar ve hatta bazıları bu değerlere düşmanlık besler hale geldiler.

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın haram kıldığı ve yasakladığı ne kadar münker varsa günümüzde bunların hepsi “çağdaşlık” adı altında aleni ve serbest bir durumdadır.

Velhasıl kendimizi manadan, hakikatten, maneviyattan kopuk, boş, anlamsız ve İslâmsız, seküler bir hayatın pençesinde bulduk.

İslâm hayatımızdan çıkınca, dinden uzak, seküler bir hayat anlayışı bu boşluğu doldurdu. Müslümanca bir hayat nizamı yerine Batılı ideolojilerin öngördüğü yaşam biçimi, modern hayatın vazgeçilmez gereği şeklinde sunuldu.

Herkesin cevabını aradığı soru: “Nasıl bu hâle geldik?”

Suç ender görülüyorsa insan, sık görülüyorsa nizam bozuktur.

Takiyyuddîn en-Nebhânî

Evet suç ve şiddet olaylarının bu kadar artmasındaki temel etken, uygulanan nizamlar ve tatbik edilen sistemdir. Batılı, laik, kapitalist sistemin kendisi suç ve suçlu üretmekte, insanlıktan çıkardığı toplumları, sahip olduğu çürümüş değerler, telkin ettiği ifsat edici ölçüler ve tatbik ettiği gayriinsani sistemler ile sürekli suça teşvik etmektedir.

Üçüncü Sarsıntı

Ekonomik Sarsıntılar

Ekonomi, insanlar arasındaki ilişkileri en fazla belirleyen unsurlardan biri olduğu gibi, Batılı kapitalist ideolojinin toplumları en derinden etkilediği ve insanları en yoğun şekilde ifsat ettiği alanlardan biridir.

İnsanları bir bataklık gibi içine çeken, toplumu içten içe çürüten, Müslümanların yaşadığı beldelerde asla görülmemesi gerektiği hâlde neredeyse herkesi kuşatan, Allah’a karşı büyük bir isyanın ve toplum olarak İslâm’dan ne kadar uzaklaştığımızın göstergesi olan sarsıntılar.

Faiz

“Bir dünya gerçeğidir ve onsuz bir ekonomi düşünülemez” gibi süslü ve saptırıcı sözlerle meşrulaştırılmaya çalışılan faiz; girdiği toplumları içten içe çürüten, reel ekonomiyi, üretimi, istihdamı sekteye uğratan, insanların çaresizliğinden ve hırslarından faydalanarak halkın emeğini sömürmenin en önemli unsurlarından biridir.

Türkiye, faizli kart sayısı bakımından Avrupa pazarında ilk sırada yer almaya devam etmektedir. Yaşam maliyetlerinin artışı ve enflasyonist baskılar, hanelerin günlük harcamalarında karta bağımlılığını en üst seviyeye taşımıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ۝ فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ۖ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer iman etmişseniz, faizden geri kalan kısmı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz ana malınız sizindir. Ne zulmedilirsiniz ne de zulme uğrarsınız.”

Bakara Suresi 278-279

Bu sayfayı açtığınızdan beri kamu bütçesinden ödenen faiz

0 TL

Her saniye 86.937 TL

2026 Merkezi Yönetim bütçesinde faiz giderleri için ayrılan ödenek: 2 trilyon 741 milyar 656 milyon TL

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2026 bütçesi

0,0 milyon

Bireysel kredi veya kredi kartı borcu olan kişi

Ülkedeki her iki kişiden biri bankalara borçlu

TBB Risk Merkezi

0,0 milyon

Kredi kartı

Banka ve ön ödemeli kartlarla birlikte 476 milyon adet

BKM

0 trilyon TL

Bireysel kredi ve kredi kartı borcu

3,44 trilyon TL’si kredi kartı borcu

BDDK

0 milyar $

20 yılda ödenen faiz

2005-2025, yalnızca kamu

0 milyar $

Brüt dış borç stoku

2026 2. çeyrek, tarihî zirve

0,0 trilyon TL

Bankalardaki vadeli mevduat

TL ve döviz cinsinden, Eylül 2026

BDDK

Faiz, ekonominin bel kemiği değil; aksine onun belini kıran büyük bir beladır. Bu, halkın kazançlarının, servetinin ve emeğinin sömürgeci kâfirlere peşkeş çekilmesi anlamına gelmektedir.

Borsa

Son zamanlarda yüzbinlerce insanın birikimlerini kaybettiği fon vurgunları ile gündeme gelen borsa sistemi, enkaz altında kalmış günümüz toplumunun şiddetli sarsıntılar ile sarsıldığı ekonomik alanlardan birisidir.

Ekim 2026 itibarıyla Türkiye’deki aktif şirket sayısı yaklaşık 2,5 milyon seviyesindedir. Bu şirketlerin ürettiği mal ve hizmetin karşılığı olan Türkiye’nin yıllık Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 45 trilyon TL’yi aşmıştır. Buna karşın, Borsa İstanbul’da işlem gören şirket sayısı 619’a yükselmiştir. Borsa İstanbul’un yıllık toplam işlem hacmi ise 90 trilyon TL’nin üzerine tırmanmıştır.

Borsa kimin?
Toplam yatırımcı5,94 milyon kişi
Büyük yatırımcı ve kurumsal fonyaklaşık 45 bin kişi, %0,8
Bu %0,8’in elindeki piyasa değeri%85’ten fazlası

MKK, Eylül 2026

Borsa, reel ekonomiyi sekteye uğratan sanal bir ekonomidir. Mal ve hizmet üretimine hiçbir katkısı yoktur. Dolayısıyla ekonomiyi geliştirmek şöyle dursun, halkın emeğini ve birikimlerini silip süpüren bir kumar aracıdır.

Kumar ve Bahis Oyunları

Sözde kumarhaneleri kapatan devlet, resmi yollar ile gençliği ve tüm halkı adeta bahis oyunları ile kumara teşvik etmektedir.

Maalesef piyango, loto, at yarışı vb. şekilleriyle kumarın her türlüsü serbest ve yasal. Yasak olan sadece devletin kontrolünde olmayan ve vergisini alamadığı alanlar. Eğer vergisini veriyorsanız ve adına da “kumar” demezseniz, her türlü kumarı rahatça oynayabilir ve oynatabilirsiniz.

0,0 milyon

Hayatında en az bir kez kumar oynayan

15 yaş üzeri nüfusun %10,1’i

Yeşilay Türkiye Kumar Raporu

0,0 milyon

Yasa dışı bahis ağlarında kullanıcı kaydı

3 milyon 173 bini T.C. kimlik numarasıyla eşleşti

Güvenlik ve yargı birimleri

%0

İnternet erişim engeli kararlarının kumar/bahis kaynaklı olanı

BTK

%0

Kumara 15-24 yaş arasında başlayanlar

Danışanların %34,3’ü 18 yaşından önce

Yeşilay Danışmanlık Merkezleri

%0,0

Kumara yönelmede en büyük etken: arkadaş çevresi

Bağımlılık tedavi merkezlerinde kumar vakalarının oranı (İstanbul)
Önce
%14,6
Sonra
%30,4

Kısa sürede iki katına çıktı

Yeşilay Danışmanlık Merkezleri

Sanal kumar ve yasa dışı bahis oyunları, modern dünyanın en hızlı büyüyen ve en yıkıcı kitlesel tehditlerinden biri haline gelmiştir. Akıllı telefonların hayatın merkezine yerleşmesi, dijital ödeme yöntemlerinin anonimliği ve “kolay para” vaadi, bu tehlikeyi bir eğlence maskesi ardına gizleyerek evlerimizin içine kadar sokmuştur.

Kolay Yoldan Daha Çok Kazanma Hırsı

Bu sebeple işçi patronuna, patron işçisine güvenmez. Memur amirine amir de memuruna güvenmez. Alıcı satıcıya, satıcı alıcıya güvenmez. Devlet vatandaşına, vatandaş da devlete güvenmez. Her biri karşısındakinin kendisinin hakkını yiyeceğini ve kendisini aldatabileceğini düşünür. Maalesef bu düşüncelerinin çoğunda da haklı çıkar.

İşte kolay yoldan daha çok kazanma hırsı, toplumu içten içe kemiren, güven ve ahlakı bitiren ve İslâm’ın haram kılarak kapattığı tüm kapıları ardına kadar açan bir kapitalist Batı duygusudur.

Peki, ne yapacağız?

Enkazdan çıkış

Yegâne Köklü Çözüm

İşte tüm bu sarsıntılar; toplumu kuşatan yıkımın büyüklüğünü bir nebze olsun gözler önüne sermektedir. Gerçek durum bu kitapçıkta zikredilenlerden çok daha büyük ve çok daha vahimdir.

1 / 3

Peki, Neden Bu Hâle Geldik?

Yıllardır beyinlerimize kazınan ve her vesile ile tekrarlanan “şeriat gericiliktir!”, “bizi İslâm geri bıraktı”, “Batı dinin boyunduruğundan kurtuldu ve ilerledi biz de öyle yapmalıyız” gibi söylemlerin bizleri getirdiği nokta; “İslâmi olanı terk edelim, Batılı ve modern olanı alalım” yalanına inanmak oldu.

Evet, belki elimizde akıllı telefonlar, konforlu evler ve süratli arabalar var ama insanlığımızı, ahlakımızı, tüm değerlerimizi, vicdanımızı, ruhlarımızı kısacası Müslümanlığımızı kaybettik. İslâm’ın kaldırmak için geldiği her şey, yeniden icat edildi.

Bugün toplum olarak altında olduğumuz enkazdan, içine düştüğümüz bataklıktan ve kıyısında olduğumuz cehennem çukurundan kurtulmanın tek yolu, İslâmi hayata yeniden dönmektir.

İslâm’ın nizamları, tüm bu kötülükleri çok kısa bir süre içinde ortadan kaldırmış ve yüksek bir medeniyet tasavvuru inşa etmiştir. Ateş çukurunun kenarında bulunan toplumları oradan çıkararak en gelişmiş ve kalkınmış toplumlar hâline getirmiştir.

2 / 3

İslâmi Hayatı Yeniden Başlatacak Olan Râşidî Hilâfet’tir

Tam anlamıyla İslâmi hayata ulaşmanın ve aynı zamanda İslâm’ı kâmil manada tatbik etmenin yolu ise İslâm Devleti’dir. İnsanların hayatlarında tatbik edecekleri kapsamlı hükümleri içeren bir dinin, bu hükümleri uygulayıp yürürlüğe sokacak bir devletinin olması zaruridir.

Bu devlet, şer’i nasların açıkça ortaya koyduğu gibi Râşidî Hilâfet Devleti’dir. Hilâfet, İslâm Devleti’nin bizzat kendisidir; tüm işlerin İslâm hükümlerine göre yürütüldüğü icra organıdır. O; dini, ırzı, canı, malı koruyan, sınırları himaye eden ve İslâm risaletinin önündeki engelleri ortadan kaldırandır.

  • Yeniden

    Mevcut laik eğitim sistemlerinin evlatlarımızı öğütmesinden kurtulup yeniden âlimler, liderler, komutanlar, bilim adamları, dâhiler, mucitler ve tarih yazacak şahsiyetler yetiştirecek bir eğitim sistemine geçilecektir.

  • Yeniden

    Sokaklarımız suç ve şiddet sarmalından kurtulup, yeniden emniyet, huzur ve güvenin mekanları olacaktır.

  • Yeniden

    Batılıların yeryüzünde inşa ettikleri sömürü düzeni son bulacaktır. Müslümanlar yeniden tek bir güç olacaklar ve Batılıların ümmetin kaynaklarını ve servetlerini yağmalamasına izin vermeyeceklerdir.

Yeniden Râşidî Hilâfet’in ikamesi, Müslümanlar için hayır, zafer ve izzet iken İslâm düşmanları için şer, hezimet ve zillet demektir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا ۚ يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا ۚ وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için razı olduğu dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse işte onlar yoldan sapanlardır.”

Nur Suresi 55

3 / 3

İslâm’ı Hayata Yeniden Hâkim Kılmak İçin Ne Yapılmalı?

İslâm akidesi, ruhi esasa dayalı siyasi bir akidedir. Batılıların ve yerli işbirlikçilerinin zihinlerimize kazımaya çalıştığı gibi İslâm, sırf ruhi, sadece uhrevi, dünyadan kopuk ferdî bir akide değildir.

İslâm akidesinin bize gösterdiği yegâne metot ise Allah Rasulü’nün siyreti ve hayatıdır. Zira O, arzusuna göre ya da şartlara göre değil, sadece vahyin yönlendirmesiyle hareket ediyordu.

Dünyada ve ahirette izzeti, kurtuluşu ve saadeti elde etmek için gerek Müslüman fertlerin gerek İslâmi camiaların yapması gereken Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu üzerine İslâm davetini yüklenmek, İslâm’ın bir hükmünden bile taviz vermemek, batılı ortadan kaldırmak için hakkı açıkça ortaya koymak ve İslâmi hayatı yeniden başlatacak Râşidî Hilâfet Devleti’ni ikame etmek için var güçle çalışmaktır.

İslâm akidesi yalnızca ruhi değil hem ruhi hem de siyasi bir akidedir. Bu akidenin yeryüzünde gerçekleştirmek istediği açık bir siyasi hedef vardır. Bu hedef; İslâm’ın güç ve iktidar sahibi olması, insanlar arasında yerleşik ve sağlam bir otorite imkânına kavuşması, böylece emniyetli ve güvenli bir şekilde sadece Allah’a kulluk edilen İslâmi bir hayatın yaşanmasıdır.

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

“Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.”

Saffat Suresi 61
Sesimizi duyan var mı!

Sesimizi duyan var mı?

Raporun TamamıSosyal Depremler ve Enkaz Altındaki Toplum · 50 sayfa · PDF

Sesimizi duyur

Bu sayfayı paylaşın, çağrı daha çok kulağa ulaşsın.

Köklü Değişim’i takip et