TESETTÜR, KADININ ÖZGÜRLÜĞÜNE ENGEL DEĞİLDİR, MÜSLÜMAN KİMLİĞİNİN SEMBOLÜDÜR

TESETTÜR, KADININ ÖZGÜRLÜĞÜNE ENGEL DEĞİLDİR, MÜSLÜMAN KİMLİĞİNİN SEMBOLÜDÜR

Tesettür, Arapça kökenli bir kelime olarak “setr” (örtmek, gizlemek) anlamına gelmektedir. İslam fıkhındaki karşılığı, kişinin başkalarının bakması dinen haram olan, avret adı verilen yerlerini örtmesidir. Tesettür, Allah Azze ve Celle’nin emridir. “Ben Müslümanım.” diyen her kadına farzdır. Allah (svt), bu farziyeti şöyle bildirmektedir:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, evlerinden dışarı çıktıkları zaman dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve kötü insanlar tarafından sözlü veya fiilî eziyete uğrayıp incitilmemeleri açısından uygun olandır. Allah, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” [Ahzâb Suresi, 59]

Hz. Âişe (r.anhâ), başörtüsünün kıymetini şöyle anlatmıştır: “Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Allah’a yemin olsun ki Allah’ın (svt) kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim ‘Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar...’ ayeti inince onların erkekleri, bu ayeti okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kızlarına, kız kardeşlerine ve diğer hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri, etek kumaşlarından Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladı. Ertesi sabah, Hz. Peygamber’in (sav) arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başlarının üzerinde kuşlar var gibiydi.”

Allah’ın (svt) Müslüman kadına emrettiği tesettür, bir kimlik ve kişilik sembolüdür. Nasıl ki devletlerin egemenlik sembolü bayrak ise Müslüman bir kadının şahsiyet sembolü de başörtüsüdür. Başörtüsü, Müslüman kadının kendini ifade etme biçimidir. Örtünmek, kadının Rabbinin emrini başının üstünde tutmasıdır. Başörtüsü sadece bir bez değil, aynı zamanda Rabbimizin kullarına bir mesajıdır. Kulun, Rabbinin bu emrini yerine getirmesi, “Allah’ım, senin emrinin benim başımın üstünde yeri var.” demesidir.

Evet, mevcut kapitalist sistemde kadın dış görünüşü ile değersiz bir eşya gibi kullanılmaktadır. Birçok erkeğin önüne sunulan, değerini kaybeden bir bedenin korunması mümkün olabilir mi? Bundan dolayı tesettür, kadının şahsiyetini koruyan Rahmânî bir kaledir. Aksi hâlde kadının, nefsânî arzuları tahrik eden bir şehvet vasıtası hâline gelmesi, onun eziyete uğramasına sebep olabilir. Bu da onun şahsiyet ve haysiyetini alçaltır, vakarını zayıflatır.

İslâmî görüşe göre tesettür, kadının hiçbir alanda ilerlemesine engel değildir. İslam hukukunda tesettür, kadının sosyal hayattan, eğitimden veya çalışma yaşamından soyutlanmasını değil, tam aksine kendi kimliği ve emeğiyle toplumda saygın bir yer edinmesini hedefler. Tesettür, eğitim almaya da engel değildir. İslam’da “İlim öğrenmek, kadın ve erkek her Müslümana farzdır.” prensibi esastır. Rol model olarak Hz. Muhammed’in (sav) eşi Hz. Âişe (ranha) gösterilebilir. Kendisi, döneminin en büyük İslam âlimelerinden biriydi. Kıyafet şekli, onun toplumda bir öğretmen ve kanaat önderi olmasına engel olmamıştır. Tesettür, kadının iş hayatında fiziksel özellikleriyle değil, aklı, yetenekleri ve profesyonelliğiyle var olmasını destekler. Kadının saygınlığını koruyarak sosyal hayatta güvenle yer almasını sağlar. Ancak zalim ve İslamofobik kimseler, Müslüman kadınların her alanda başarılı olmasından korkarak çeşitli eylemlerle onları engellemektedir. Bu durum, küçük bir kız çocuğu veya yetişkin bir birey olması fark etmeksizin yaşanabilmektedir.

Başörtüsü yasakları kız öğrenciler üzerinden gündeme gelmektedir. 21 Eylül 2026’da Azerbaycan’da okullarda tesettür yasağı gündem oldu. Başörtülü kız öğrenciler okullara alınmadı, tesettürlü öğretmenler meslekten atıldı. Eğitim kurumlarındaki başörtüsü yasağından sonra Azerbaycan’da tesettür giyim mağazası işleten kadınlar, hükümetin uyguladığı baskılar sonucunda dükkânlarını kapatmak zorunda kaldıklarını ifade ettiler. Bu durum, sistemsel bir zulmün yaşandığını açıkça göstermektedir.

Tarih boyunca genelde Müslümanlar, özelde ise kadınlar sistemsel baskılara, zulme ve engellere maruz kalmıştır. 28 Şubat, tarihe “başörtüsü zulmü” olarak geçmiştir. Ancak bu engel ve zulümler, insan yapımı kurallardan kaynaklanmaktadır. Nitekim İslam, kadına başının üzerinde ayet taşıtacak kadar değer vermiştir.

Küçük yaştaki bir kız çocuğunun soyunmasını çağdaşlık sayıyorlar. Buna özgürlük ve laiklik diyorlar. Ancak söz konusu kız çocuğu kendi hür iradesiyle örtündüğünde buna da gericilik deniliyor. Hâlbuki demokrasiyle yönetilen bir ülkede kılık kıyafet özgürlüğünün olması gerekmez mi? Demokrasiye göre herkes dilediği inanca göre yaşayabilir (!) kaidesi mevcutken neden Müslümanlara her konuda kısıtlama getiriliyor? Bu kısıtlamalar, demokrasinin insan hayatı için doğru bir yönetim şekli olmadığını göstermektedir. Adaletli bir yaşam yalnızca İslam’da ve İslam’ın yönetim şekli olan Hilafet'tedir.

Bilinmelidir ki tesettür, Müslüman bir kadının özgürlüğüne engel değildir; onurlu kimliğidir. Perdesiz bir evin eksik kalması gibi tesettürsüz bir kadın da asıl olan güzelliğinden eksik kalmış olur.

Son olarak tesettür bir nasihattir. Ateşten korunmanın önemine ilişkin olarak hadis-i şerifte şöyle rivayet edilmiştir:

“Cehennem ehlinden iki sınıf vardır: Vücutlarını örten fakat (dar, şeffaf, vücut hatlarını belli eden elbiseler yüzünden) çıplak olan ve başkalarını da buna sürükleyen kadınlar.” [Müslim, Libâs, 125]