28 ŞUBAT’TAN BAKÜ’YE: İNANCIN VE İFFETİN DİRENİŞİ!
İlknur Erİlknur Er16 Ekim 2026

28 ŞUBAT’TAN BAKÜ’YE: İNANCIN VE İFFETİN DİRENİŞİ!

Tarih boyunca Müslüman kadının imanının, iffetinin, kimliğinin ve Allah’a olan teslimiyetinin en zarif simgesi başörtüsü olmuştur. Başörtüsü, kâfirler tarafından estirilen fani rüzgârların savurabileceği sıradan bir kumaş parçası değil; Yüce Yaratan’ın emri, mümin kadının ise başının tacıdır. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu ilahi emri şöyle beyan buyurmaktadır:

"Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalan öğeleri dışında ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar..." [Nûr 31]

Bu ayet-i kerime nazil olduğunda Asr-ı Saadet’te yaşanan hassasiyet, ümmetin kıyamete kadar ilham alacağı kulluk bilincini gözler önüne serer. Hazreti Aişe (ra) validemizin rivayet ettiği üzere, Nûr Suresi’nin bu ayeti indiğinde, Ensar ve Muhacir kadınları hiçbir tereddüt göstermeksizin, ellerine geçen ilk kumaş parçalarıyla hemen örtünmüşlerdir. Sahabe hanımlarının gösterdiği bu teslimiyet ve sarsılmaz hassasiyet, başörtüsünün Müslüman toplumların iman, izzet ve şerefiyle nasıl özdeşleşip bütünleştiğinin en somut kanıtlarındandır.

Ancak yakın tarihimize bakıldığında, İslam beldelerinde Müslümanların bu mukaddes değerine karşı büyük zulümlerin yaşandığı görülmektedir. Türkiye’de 28 Şubat karanlığında İslam ümmetinin evlatları; üniversite kapılarında, kamu kurumlarında sırf Rablerinin emrine uydukları için hor görülmüş, eğitim ve çalışma haklarından mahrum bırakılmıştır. Genç kızlarımızın başındaki örtü zorla çekilmek istenmiş, inancını yaşamak isteyen milyonlarca insan kendi öz yurdunda parya muamelesi görmüştür. Şairin de dediği gibi “Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne, acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne” …

Aynı zalim zihniyet ve şuur yoksunluğu, bu günlerde kardeş Azerbaycan topraklarında da benzer yasaklar ve baskılarla tezahür etmiştir. Müslüman Azerbaycan halkının başörtülü evlatları okullara alınmıyor, örtülü öğretmenler kamusal alandan tecrit edilmeye çalışılıyor ve ilahi bir emir olan tesettür bir "tehdit" gibi gösterilmek isteniyor. Okullarda başörtüsü yasağının uygulanmasının ardından başlayan protestolarda onlarca Müslüman gözaltına alınmış, sosyal medya platformlarına yasaklamalar getirilmiştir. Üstelik Azerbaycan Milli Eğitim Bakanı Emin Emrullayev “"İsrail’in" tecrübesi Azerbaycan’daki eğitim sisteminin iyileştirilmesine yardımcı olacak” şeklinde açıklama yaparak kendilerine kimi kılavuz edindiklerini göstermiştir.

Onlar, Gazze’de Müslüman kardeşlerimize katliam yapan işgalci Yahudi topluluğuna bağlılıklarını, Allah’ın (svt) ayetlerini ayaklar altına alma pahasına devam ettirmek istemektedirler. Katil, işgalci, zalim Yahudiler, Allah’ın (svt) indinde lanetli bir kavimdirler. Onlardan Müslüman halkın evlatlarının eğitilmesi konusunda yardım beklemek ancak bir akıl tutulmasıdır. Ayrıca Başörtüsü yasağına karşı Türkiye’deki Müslümanlardan gelen tepkiler üzerine; Azerbaycan Cumhurbaşkanı ilham Aliyev 2 Ekim 2026 tarihindeki bir konuşmasında “İslam dünyasında hiçbir devletin diğer Müslüman halklara kendi iradesini dayatma, onların iç işlerine müdahale etme veya kendisini üstün görme hakkı olmadığını, Azerbaycan’ın da Türkiye gibi laik bir anayasaya sahip olduğu, din ve vicdan özgürlüğünün anayasa ile güvence altında bulunduğunu” ifade etmiştir. Oysa bilinmelidir ki, İstanbul’dan Bakü’ye, Semerkand’dan Kahire’ye kadar Müslüman kadının başörtüsü aynı kutsal değerin imgesidir ve yapay sınırlar bu kardeşliği ve inanç bağını asla koparamaz. Başörtüsü yasağı sadece Azerbaycanlı Müslümanların değil, bütün ümmetin meselesidir. Allah’ın (svt) emrine engel koymak isteyenler, İslam’a savaş açmışlardır. Gerek 28 Şubat’ın soğuk yüzü gerekse Azerbaycan’daki yasakçı anlayışlar, İslam’ın tezahürlerine karşı batılı kafirler ve onların Müslüman görünümlü işbirlikçileri tarafından yürütülen sistemli baskıların birer tezahürüdür. Fakat bilinmelidir ki batıl ne kadar baskı kurarsa kursun, hakkın nurunu söndürmeye gücü yetmeyecektir.

Müslümanların yaşadığı bu dağınıklık, haksızlık, zulüm ve hürmetsizlikler, başsız kalmış bir ümmetin yetimliğindendir. Müslüman kadının izzetini, inancını ve iffetini her türlü zulme karşı muhafaza edecek, adaleti ve emniyeti yeryüzüne yeniden hakim kılacak olan yegâne güç; Nübüvvet metodu üzere kurulacak olan İkinci Raşidî Hilâfet Devleti olacaktır. İşte o gün geldiğinde, başörtüsü sadece başların değil, İslami medeniyetin ve ümmetin izzetinin de tacı olarak hak ettiği değeri bulacaktır.