
Hicret Yolunda Müslüman Kadınlar
İslam tarihinde hicret; gayrimüslimlerin ve onlara uşaklık edenlerin uydurduğu, oryantalistlerin oluşturmaya çalıştığı gibi sıradan bir göç veya kaçış hareketi değildi. O; yıllarca her türlü zulüm ve baskıya direnmiş, Rablerinin buyruklarına kesin bir itaat ile teslim olmuş ve bu uğurda çokça sıkıntılara maruz kalmış iman ehlinin, dinlerini tatbik etme ve pratik hayatta devlet eliyle uygulamaya geçme yolunda yaptıkları kutlu bir yürüyüştü. Bu, aynı zamanda inanç uğruna yapılan büyük bir fedakârlığın ve İslam devletinin kuruluşunun başlangıcıdır.
Hicret; Hira Mağarası'nda Cebrail'in (as) Hz. Muhammed’e (sav) getirmeye başladığı ilahi buyrukları uygulama ve böylece insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma çabasıydı. İşte bu kutlu hicret sayesinde Müslümanlar; dinlerini uygulayabilecekleri, onunla korunup İslam’ı âleme taşıyabilecekleri bir devlete sahip oldular. Hicret ile birlikte Medine’de tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kardeşlik ve muazzez bir toplum oluştu. Tarihin seyrini değiştiren bu kutlu hicrette hiç şüphesiz erkekler kadar kadınlar da önemli roller üstlenmiş, gösterdikleri cesaret ve fedakârlıklarla İslam tarihinde rahmetle anılmalarına vesile olacak izler bırakmışlardır.
Hiç şüphesiz ki İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlar, Mekke’de müşriklerin yoğun baskı ve işkencelerine maruz kaldılar. Bu zalim ve cahil Mekke toplumunun ileri gelenlerinin baskılarından iman ehli kadınlar da etkilendi. Örneğin; Ümeyye b. Halef, çölün kızgın kumlarında Bilal-i Habeşi’ye işkence ederken; kıyamete kadar lanetle anılacak olan Ebu Cehil, Ammar’ın annesi, Yasir’in vefalı hanımı Hz. Sümeyye annemizi, İslam’dan cahiliye âdetlerine dönmediği ve imanında sebatkâr davrandığı için ağır işkenceler sonunda şehit etmişti.
Allah Resulü (sav), Medine’den gelen nusret ile birlikte yıllardır hayatın her alanına hâkim kılmak için canla başla mücadele verdiği İslam’ı, devlet eliyle tatbik etme merhalesine geçti. Bu, aynı zamanda hem kendisinin hem de Sahabe-i Güzin efendilerimizin göstermiş oldukları çaba ve gayretlerin, sabır gösterdikleri işkence ve zulümlerin dünyadaki mükâfatıydı.
Allah Resulü (sav) tarafından hicret kararı alındığında, Müslüman kadınlar da erkeklerle birlikte büyük riskler üstlendiler. O dönemde çöl şartlarında uzun yolculuklar yapmak son derece zordu. Mekke ile Medine arası 400 km yol demekti. Bu yolculukta saldırıya uğramak, susuzluk ve açlık gibi tehlikeler bulunuyordu. Buna rağmen Müslüman hanım sahabiler; Allah'ın dinini yaşamak, hayattayken Rabblerini razı etmek ve ilahi itaat etmek için bu yolculuğu göze almışlar ve yola revan olmuşlardır.
Gerek hicret öncesi gerekse hicret sürecinde bu güzide hanım sahabilerin ve iman ehli kadınların gösterdiği kararlılık, İslam toplumunun oluşumunda ne kadar önemli bir yere sahip olduklarını göstermektedir. Onlar yalnızca ailelerinin bir parçası olarak değil, bilinçli bireyler olarak da hicrete katılmış, İslam'ın hayata hâkim kılınmasında ve İslam devletinin kuruluşunda aktif rol almışlardır.
Hicret denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri hiç şüphesiz Hz. Esma binti Ebu Bekir’dir. Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ebu Bekir, Mekke’den ayrıldıktan sonra bir süre Sevr Mağarası’nda gizlenmişlerdir. Bu sırada Hz. Esma annemiz büyük bir cesaret göstererek, bu kutlu yolculuğun yolcularına yiyecek ve su taşımıştır. Müşriklerin yoğun takibine ve tehdidine rağmen o, görev bildiği bu işten geri durmamıştır. Onun bu fedakârlığı, hicretin başarıyla gerçekleşmesine katkı sağlayan önemli olaylardan biridir. Hz. Esma’nın bu davranışı, Müslüman kadınların sadece destekleyici değil, aynı zamanda aktif ve sorumluluk sahibi bireyler olduklarını da göstermektedir. Hicret sırasında büyük sıkıntılar yaşayan kadınlardan biri de Ümmü Seleme’dir. O, Medine’ye gitmek istediğinde ailesi ve akrabaları tarafından engellenmiş, eşinden ve çocuğundan ayrı düşmüştür. Uzun süre bu ayrılığın acısını yaşamış, ancak sonunda çocuğunu yanına alarak Medine’ye doğru yola çıkmıştır. O günün koşulları ve tehlikeleri göz önüne alındığında, Ümmü Seleme'nin ne derece güçlü bir iradeye ve imana sahip olduğu ortaya çıkmaktadır.
Hicret sonrasında da Medine’de İslam Devletinin kurulmasıyla birlikte Müslüman kadınlar önemli görevler üstlenmişlerdir. Hz. Aişe başta olmak üzere birçok Müslüman hanım, İslam’ın öğrenilmesi ve öğretilmesinde büyük rol oynamıştır. Kadınlar aile hayatının düzenlenmesinde, çocukların eğitiminde ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesinde aktif görev almışlardır.
İşte tüm bu sebeplerden dolayı Müslüman kadınlar, karşılaştıkları bütün engellere rağmen imanlarından taviz vermemiş ve İslam’ın gerek tatbikinde gerekse yayılmasında önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu yönleriyle onlar, sonraki nesiller için birer şahane örnek şahsiyet haline gelmişlerdir.
Her ne kadar Mekke’den Medine’ye hicret, İslam tarihinin en önemli olaylarından birisi ise de hilafetin kaldırılması da aynı derecede önemlidir. Hicret, İslam'ın tatbik edileceği ve kendisiyle âleme taşınacağı devletin kuruluşunu ifade ederken; hilafetin kaldırılması ise İslam'ın hayattan koparılması, Allah Resulü'nün kurmuş olduğu devletin yıkılması demektir. Hicret, insanların kula kulluktan Allah'a kul olmayı ve karanlıklardan aydınlığa çıkmayı ifade ederken; hilafetin kaldırılması ise çağın zulmüne, fitne ve fesada, tağuti nizamların ve düzenlerin egemenliğine işaret eder.
İşte bu sebeple bizlerin yeniden izzetli günlere dönmesi, İslam'ın yeniden yeryüzünü aydınlatması ve adalet ile doldurması için tıpkı Sümeyye ve Esma'lar gibi kutlu yürüyüşe katılmamız kaçınılmaz bir hakikattir. Kadınlar da erkekler gibi şer'i teklifin muhataplarıdır. Onların da sorumlulukları en az erkeklerin sorumlulukları kadar önemlidir. O halde bizlerin de artık sorumluluk alma vaktimiz gelmiştir. Eşlerimiz, çocuklarımız, abi ve babalarımız ile birlikte bu hak davaya omuz vermeli ve seleflerimiz Hz. Esma ve Ümmü Seleme gibi samimiyetle, sağlam bir irade ile daveti yüklenmeliyiz. Ta ki Allah Teâlâ bizleri kutlu yürüyüşün sonunda kutlu Râşidî Hilafet'e kavuştursun. Unutulmamalıdır ki bu yolun bir üçüncüsü olmayacak. Bu kutlu yürüyüşün ilkinde Allah Resulü ve Sahabe-i Güzin efendilerimiz, ikincisinde ise bizler vardık/varız. Sahabe-i Güzin efendilerimiz bu kutlu yürüyüşün hakkını verdiler ve hem bu dünyada hem de ahirette kazananlardan oldular. O halde hayırlı halefe düşen, hayırlı selefin yolundan gitmektir. Allah Teâlâ bizlere o günleri yeniden yaşatsın ve bizleri o hayırdan nasibini alanlardan eylesin. (Âmin)

DİRİLİŞİN BAŞLAYACAĞI YER

AİLE KALEDİR, KALEYİ KORUYACAK OLAN İSLÂM’DIR

HALKLARI UYUTAN YÜZ BİNLİK BEŞİKLER

ARAFAT, TARİHİN İZLERİ VE ÜMMETİN DİRİLİŞ YOLU

Karanlığa Alışmış Olanlar, Güneşten Rahatsız Olur!

Hicret Yolunda Müslüman Kadınlar

Karanlığa Alışmış Olanlar, Güneşten Rahatsız Olur!

AİLE KALEDİR, KALEYİ KORUYACAK OLAN İSLÂM’DIR

HALKLARI UYUTAN YÜZ BİNLİK BEŞİKLER
