Bozuk Eğitim Sisteminin Tek Çözümü: İslâmî Eğitim Sistemi
Nesibe İsra AtaşlarNesibe İsra Ataşlar29 Haziran 2026

Bozuk Eğitim Sisteminin Tek Çözümü: İslâmî Eğitim Sistemi

Geçen hafta milyonlarca gencin geleceğini birkaç saate sığdıran YKS maratonu geride kalırken Türkiye bir kez daha tanıdık ama bir o kadar da iç acıtıcı manzaralara sahne oldu. Sınav salonlarının kapısında dakikalarla yarışıp içeri alınmadığı için hıçkırıklara boğulan gençler, okul bahçelerinde heyecanla karışık bir çaresizlikle evlatlarını bekleyen aileler ve sınav biter bitmez sosyal medyayı kaplayan hayal kırıklığı, ülkenin en gerçek gündemi olarak karşımızda duruyor.

Türkiye'de eğitim sistemi uzun yıllardır sınav odaklı bir kısır döngünün içinde. Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü optik formlar ve yetiştirilemeyen konular... Uygulanan bu bozuk sistemden ötürü okullarda alınan dersler "Sınavda bu konudan kaç soru çıkıyor?" faydacılığına evriliyor. LGS, YKS ve KPSS sarmalı gençleri sürekli bilgi depolayan ama hayatta karşılığını bulamayan birer hafıza kartına dönüştürüyor. Gençler sınav gecesi ezberledikleri bilgileri ertesi gün kâğıda döküp sınav biter bitmez de unutuyorlar. Bu anlamsız yarış; gençlikte tükenmişliğe ve "Neden öğreniyorum?" sorusunun cevapsız kalmasına yol açarak onları yıpratıyor. Batı kaynaklı PISA standartlarına ve seküler eğitim felsefelerine göre düzenlenen bu eğitim sistemi gençlere bir gelecek sunamıyor.

Haziran 2026 YKS verileri de bu çarpıcı gerçeği önümüze koyuyor. 2026 YKS’ye tam 2.425.560 aday başvurdu. Rakamın büyüklüğü, gençlerin eğitim basamaklarında nasıl bir izdiham yaşadığını açıkça gösteriyor. Adayların 921 bini sınava ilk kez girerken; 665 bini ikinci, 447 bini üçüncü, yaklaşık 400 bini ise dördüncü veya beşinci kez şansını deniyor. Gençlik, ömrünün en verimli 4-5 yılını sadece bir optik formu doldurabilmek için heba ediyor. Bu bitmek bilmeyen süreç, gençleri zihnen tüketmekle kalmıyor; aile ve çevre beklentileri yüzünden sırtlarındaki stresi artık taşınamaz bir boyuta ulaştırıyor. Sınavlar eğitimin ölçeği olmaktan çıkıp adeta bir "varoluş ya da yok oluş" meselesine dönüştürülüyor. Bu yüzden ezberciliğe dayanan mevcut sistem, gençleri birbirine destek olan birer kardeş değil, ne pahasına olursa olsun geçilmesi gereken birer rakip olarak görmeye zorluyor. Bu acımasız yarış da bencilliği ve sadece kendi netine odaklanan pragmatist bir karaktere çeviriyor. İşte Batı'nın pozitivist, insanı sadece dünyevi bir üretim aracından ibaret gören eğitim anlayışının ümmete vereceği tek şey bu buhrandır.

Çözüm; insanı fıtratı, ruhu ve kalbi ile bir bütün olarak ele alan, gayesi diploma değil "kâmil insan" yetiştirmek olan İslam'ın köklü terbiye ve ilim nizamındadır. İslami eğitim metodunda aklî metot ve bilimsel metot ayrımı vardır. İnsan fıtratını korumayı odağına alan bu yaklaşım, Batı'nın pozitivist dünyasıyla tamamen ayrışır. İslam nizamı, aklî metodu esas kabul ederek gence sarsılmaz bir kimlik ve aydın bir bakış açısı sunarken genci acımasız bir zaman yarışına sokmaz; insanın fıtri hızına ve kapasitesine saygı duyarak öğrenme sürecini psikolojik bir baskı aracı olmaktan çıkarır. Günümüz gençleri modern sistemin yaş ve sene baskısı altında yıpranırken, İslam eğitim modelinde öğrenim süreci bir yıllık kalıplarla değil, 83 günlük devreler halinde esnek bir şekilde kurgulanmıştır. Hızlı öğrenen bir öğrenciye 9 yıl gibi bir sürede erkenden mezun olma hakkı tanınmaktadır. İslam'ın öğretim nizamı, gençliği vakıadan kopuk teorik bir hapishaneye mahkûm eden modern sistemin aksine, bilgiyi hayatın canlı bir gerçeği ile bağdaştırmayı emreder ve bilginin ancak zihinde vakıayla ilişkilendirildiğinde gerçek bir fikre dönüşeceğini belirtir.

Bu zihniyet ve yapı devrimini kurumsal bir zemine oturtmak amacıyla Hizb-ut Tahrir, fikrî ve siyasi mücadelesini yürüttüğü Hilâfet Devleti modeli için şer’î deliller ekseninde kapsamlı bir Anayasa Tasarısı hazırlamıştır. Tasarıda yer alan öğretim siyaseti, eğitimin temel esaslarını ve devletin hangi ilkeler doğrultusunda hareket edeceğini net bir şekilde belirler. Bu öğretim siyasetinin idari, pedagojik ve metodolojik tüm detayları ise yapının "Hilâfet Devleti'nde Nizamî Öğretimin Esasları" başlıklı temel eserinde somutlaştırılmıştır. Râşidî Hilâfet Devleti'nin yeniden ikamesini hızlandırmak ve Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyi hayatın her alanında bir bütün halinde gerçekleştirmek amacıyla Müslümanlara arz edilen bu tasarının eğitimle ilgili maddeleri şunlardır:

Madde 167: Öğretimin gayesi; İslami şahsiyeti oluşturmak ve insanları hayatın işlerine ilişkin işler, ilimler ve bilgilerle donatmaktır.

Madde 169: Öğretimde tecrübî ilimler ve buna bağlı matematik gibi bilimler ile kültürel bilgiler birbirlerinden ayırt edilmelidir.

Madde 170: Öğretimin bütün merhalelerinde İslami kültür öğretilmelidir. Yükseköğretimde tıp, mühendislik, fizik ve benzeri dallarda olduğu gibi, çeşitli İslami ilim dallarında da uzmanlaştırılır.

Madde 172: Öğretim müfredatı tektir ve devletin müfredatından başka bir müfredata izin verilmez.

Madde 173: Hayat sahasında insana lazım olan hususları, erkek olsun kadın olsun her bir ferde, ilk ve ortaöğretim merhalelerinde yeterince öğretmek devletin üzerine farzdır. Devlet, bu imkânları herkese ücretsiz olarak hazırlamalı, gücünün yettiği kadar da herkese ücretsiz yükseköğrenim imkânı sağlamalıdır.

Madde 174: Devlet; fıkıh, fıkıh usulü, hadis, tefsir ve fikir, tıp, mühendislik, kimya, icat, keşif ve diğerleri gibi çeşitli ilim dallarında araştırmalarını devam ettirmek isteyenlere imkân sağlamak üzere okullar ve üniversiteler dışında da kütüphaneler, laboratuvarlar ve diğer bilimsel araçlar hazırlar ki ümmet içerisinde çokça müçtehitler, mucitler ve kâşifler bulunsun.

Sonuç olarak Ümmetin gençlerini Batı'nın seküler, insanı tüketime programlayan ve ruhunu kaygıyla kemiren sınav odaklı sistemlerine mahkûm etmek İslam ümmetine yapılacak en büyük kötülüktür. Çözüm köksüz ithal modellerde değil; ilmin kalple, aklın vahiyle buluştuğu, insanı bir puan tablosuna değil fıtratına göre değerlendiren İslam'ın asil eğitim nizamına, yani kendi aslımıza dönmektedir.