ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”
İslam Boztepeİslam Boztepe19 Haziran 2026

Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”

Oynat: Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”
0:00

Bir yapı inşa edilirken kullanılacak sarf malzemeler o yapıyı ayakta tutan en temel unsurlardır. Betonun, demirin ve kullanılacak çelik halatların kalitesini o şantiyede çalışanların veya yoldan geçen insanların ortak beğenisi belirlemez. Binlerce insan bir araya gelip Bu köprü çok güzel olmuş, rengi muhteşem görünüyor ve kesinlikle bizde yaptırmalıyız diye imza toplayıp yetkili kurumlara iletse dahi bu doğru sonuç vermeyecektir. Eğer o yapının malzemesi statik bilimin, fizik yasalarının gerektirdiği mukavemete sahip değilse, ilk şiddetli sarsıntıda çökecektir. Çünkü bu konuda insanların estetik rızaları, fizik yasalarını bağlamaz, statükoya göre hareket etmez. O tamamen o yapının temelleri üzerinde yapılan inşa sürecine dayalı olarak hareket eder.

Tıpkı bunun gibi toplumlar yıllardır süregeldiği gelenekler, üzerinde mutabık kaldığı normlar ve en önemlisi herkes yapıyor diyerek meşrulaştırdığı alışkanlıklar ile kendi içinde sosyal mukavemet olgusu oluştururlar. Toplum, çıkar zemininde oluşturulan bu temelden son derece razı olacaktır. Çünkü o kendisinin sorunlarının çözümüne odaklanmıştır. Fakat toplumsal hayattaki ölçü ve kanaatlerde var olan kalibrasyon hatası insan ilişkilerinde tutarsızlıkları ortaya çıkarır. Milyonlarca insan yanlış kalibre edilmiş düşünceler ile hatalı sonuçlara göre hareket edecektir.

O halde soru şudur; Toplumun doğru kabul ederek üzerinde uzlaştığı terazi, varoluşun mutlak mimarı Allah Subhanehu’nun belirlediği ölçüyle mi? Yoksa, yırtık astarına uygun dikilen beşerî bir yama ile mi belirlenecek?

Toplumsal rıza, konforu, statükoyu ve çoğunluğun menfaatlerini korumak için üretilen yapay bir rızadır. Statüko kendini garanti eden normlar üretir ve toplum bu kanaatleri alışkanlık edinir. Belirli bir sabiteye göre değil o günün belirlediği şartlara ve zamana göre değişkenlik gösterir. Alışkanlık edilen davranışlar, öncesinde uygun görülmeyen şu an şartların onu uygun kıldığı davranışlar olabilir. 19. ve 20. yüzyıl başlarında İngiltere ve ABD’de kadınlara oy hakkı aile yapısını bozar, toplum düzenini altüst eder diye şiddetle reddediliyordu. Kadınlar hapsedildi, işkence gördü. Bugün ise demokrasinin temel unsuru olarak görülüyor. 1950ler de sigara şirketleri, ürettkleri sigarayı rahatlatıcı, zararsız diye pazarlıyordu. Uyarı yapan bilim insanları abartıyorlar diye dışlandı. Bugün herkes sigaranın insan sağlığına ciddi zararları olduğunu kabul ediyor. 20. yüzyılda modernlik ve konfor sembolü olan plastik poşet ve tek kullanımlık ürünler bugün çevre felâketi olarak görülüyor ve birçok ülkede yasaklanıyor. Aslında bu marjinal değişiklikler, beşeri rızaya endeksli, birlerinin zannına göre belirledikleri asılsız tahminler, ölçü ve kanaatlerin sonucudur.

İnsanlık tarihi boyunca güç ve otorite sahipleri, her çağda iktidarlarını ebedi kılabilmek adına bireyleri bencil isteklerini tatmin etme yoluna gitmiş ve toplumları razı etmeyi ilahi fermanların dışında aramışlardır. İlahi fermanın getirdiği hakikatler, nefsani arzulara göre değil, Rabbimiz Azze ve Celle’nin emir ve nehiylerine göre şekillendiğinden, statüko ile arasında doğal bir çatışma doğmuştur. Tercihlerini kendi istek ve arzularında sabit tutanlar, güç sahipleri, nesilleri ve ekinleri ifsad etmiştir. Her nesli ve ekini ifsad olmuş topluma Allah Tebareke ve Teala bir nebi ve resul göndermiştir. Geçmişte bunun pek çok örneği mevcuttur: Hz. Nuh (a.s.), kavmine 950 yıl boyunca vahyedileni tebliği etmiş, güç sahiplerinin oluşturduğu o sahte toplumsal rızaya asla boyun eğmemiştir. Bu davete, öz ailesi bile konfor alanını terk etmeyerek icabet etmemiştir. Hz. İbrahim (a.s.) da verdiği tevhid mücadelesinde, toplumsal konforunun bozulmamasını tercih eden putperest statükoya karşı aynı dik duruşu sergilemiştir. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi vesSellem de toplumun üzerinde uzlaştığı batıl adetlerin yanlış olduğunu, insanı asıl huzura kavuşturacak ölçünün ancak Rabbin katından gelen vahiy olduğunu haykırdı. Tüm peygamberlerin ortak mücadelesi; alışkanlık haline getirilmiş, kalibrasyonu bozulmuş toplumsal rıza dinamiklerinin hatasını yüzlerine vurmaktır. Bu, asırlar boyunca ateşi sönmeyen bir mücadele olmuştur.

Bugüne gelindiğinde...

Batı dünyası, beşerî merkeze alan bir ideolojik bakış ile tüm yerküreye hükmediyor. Sistemin ürettiği bütün gri tonlar özgürlük masalları, temelinde insan ilişkilerini şahsi menfaatlere indirgiyor. Kafirler sömürgeci emellerini halkları ve hakları koruma ambalajı ile sundukları kapitalist-laik düzen vasıtasıyla küreselleştiriyor. Ne acıdır ki, aynı hukuk sistemi bugün İslam beldelerinde de hüküm sürmeye devam ediyor. İslam’ın özüyle taban tabana zıt olan seküler çark, statükoyu korumak adına kendi ürettiği yapay toplumsal rızayı besliyor. Maalesef bu toplumu İbrahim’i bir duruştan koparıp, menfaatleri için boyun büken toplum eşiğine sürüklüyor

Bu sürecin en trajedik neticileri;

  • Resulullah’ın toplumsal değişim metoduna ilmek ilmek hâkim İslami camiaların da bu yozlaşma girdabında gerekli tepkiyi koyamamalarıdır.

  • Buram buram fetih kokan bu topraklardaki idarecilerin, demokratik ve laik sistemden ödün vermemeleridir.

  • Toplumsal değişimin ancak küfür hükümleri ile İslam’ın hükümlerini karıştırarak tedricen(aşamalı) bir şekilde olacağını savunan alimlerin fetvalarının olmasıdır.

Önceden toplumun razı olmayıp tepki gösterdiği, fakat bugün alışkanlık haline gelen davranışlar bu tabloyu resmetmektedir. Zamanında bankanın gölgesinde dahi oturmak haramdır fetvasından, bankadan çıkmayan elitlere, kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunmasının rahatsızlığından, yerli ve milli sessizliğe, başörtüsü davasından, yeni nesil muhafazakâr mankenliğe gibi birçok örnek verilebilir. Tüm bunlar, İslam beldelerinde oluşan modern algının, İlahi Rıza’nın üstünü sinsice örtmesine vesile olmuştur.

Nihayetinde, ilahi vahye dayanmayan, gücün ve çoğunluğun anlık menfaatlerine göre eğilip bükülen toplumsal rıza, insanlığı felakete sürükleyen sinsi bir paradokstur. Hakikat; toplumların ortak mukavemetiyle, zamana göre değişen normlarla ya da "gri tonlar" arkasına gizlenen tedrici tavizlerle değiştirilemez. Fizik yasalarına direnen hatalı bir köprü nasıl çökmeye mahkûm ise, Allah’ın mizanını terk edip beşerin rızasını putlaştıran toplumlar da ahlâken ve ruhen çökmeye mahkûmdur. İnsanın ve toplumun kurtuluşu; rızayı çoğunluğun konforunda ve statükonun yapay terazisinde aramakta değil; zamandan ve mekândan münezzeh olan Mutlak Mimar’ın şaşmaz kalibrasyonuna, yani İlahi Rıza’ya teslim olmaktadır.

Yeryüzünde bulunanların çoğu, kendilerine uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. (En’am 116)