
Kaybolan İrade: İslâm Ümmetinde Yaşanan Liderlik Krizi
Temsiliyet, insanlar arasında kadim bir ilişkidir. İnsanlar birçok olguyu temsil etmişlerdir. Tarih boyunca bir fikri, kavmi, beldeyi, ideolojiyi, devleti her zaman temsil yetkisi olan insanlar temsil edegelmişlerdir. Arapçada “naib” ve “nakip” kavramları ile anlamlandırılan ve genel olarak; “vekalet etmek, yerine geçmek, temsil ve başkanlık etmek” için bu kavramlar kullanılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de, Maide Suresi 12. Ayette buna işaret etmektedir. Şöyle ki:
[وَلَقَدْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا] “Andolsun Allah İsrailoğullarından söz almıştı ve onlara 12 temsilci/lider/başkan gönderdik.”
Liderlik yani başkanlık, önemli bir sıfattır. Kimileri buna hevesle koşarken kimileri de bunun yükünün farkında olarak bundan kaçınmıştır.
İslâm bu alana dair ciddi doktrinler ve önemli sabiteler belirlemiştir. Kısaca ifade etmek adına şu örneklerle başlayalım:
•Nisa Suresi 59. ayette meşru yöneticilere itaat zikredilmiştir: [أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ] “Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan yöneticilere de itaat edin.” •Yöneticinin hak ile hüküm vermesi adına şöyle buyurmuştur:
[فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ] “İnsanlar arasında hak ile hükmet.”
Sahih-i Buhari’de geçen bir hadiste yöneticilerin raiyyelerinden sorumlu olduğuna dair nas şöyledir:
[كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ] “Yönetici bir çobandır. Yönettiği insanlardan sorumludur.”
Adil yöneticinin faziletini anlatan bir Sahihayn hadisi de şöyledir:
[سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ: إِمَامٌ عَادِلٌ...] “Allah’ın gölgesinden başka gölge olmayan günde yedi sınıf insanı Allah, gölgesinde barındıracaktır. Bunlardan biri de adil yöneticidir.”
Tebaasını aldatan ve onu kandıran yöneticileri uyarmak mahiyetinde ise yine Buhari’de geçen bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
[مَا مِنْ عَبْدٍ يَسْتَرْعِيهِ اللَّهُ رَعِيَّةً فَيَمُوتُ يَوْمَ يَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لِرَعِيَّتِهِ إِلَّا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ] “Allah bir kuluna bir toplumu yönetme sorumluluğu verir de o kişi halkını aldatmış halde ölürse Allah ona cenneti haram kılar.”
Yöneten ile yönetilen arasında hoşnutsuzluğun olduğu ve haberin içerisinde ikazın da bulunduğu İmam Müslim’in tahriç ettiği şu hadis ise konuya dair manidardır:
[وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمُ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ وَيُبْغِضُونَكُمْ...] “Yöneticilerinizin en kötüsü, sizin onlardan nefret ettiğiniz ve onların da sizden nefret ettiği yöneticilerdir.”
Bu konuya dair naslarda çok fazla örnek vardır. Yine gerek ilk dönem gerekse sonraki dönemlerde âlimlerin bu konuları ihtiva eden neşirleri de söz konusudur. Bu öncüllerden sonra İslâm ümmetine sirayet eden problemlerden bir problem olarak yönetici sorununa temas etmek yerinde olacaktır.
Acaba şu an İslâm beldelerinin başındaki yöneticiler, sahih bir bağ ile ümmet-i İslâm’a bağlı mıdırlar? Ya da şu an Müslümanları temsil etme salahiyetleri söz konusu mudur? Naslarda geçen naib ve nakiplik görevlerini delilerin delalet ettiği şekilde icra ediyorlar mı?
Bunlar cevap aranan sorulardır. Yine makalemizin ana teması bu sorulara bir nebze de olsa cevap aramak olacaktır.
İnkâr edilmeyecek bir hakikattir ki İslâm ümmeti yöneticileri tarafından tarihin hiçbir döneminde böyle sahipsiz bırakılmamıştır. Hiçbir zaman Batı’ya ve batılın inisiyatifine bu denli terk edilmemiştir.
İslâm ümmeti sahih bir liderden yoksun olduğu 102 senelik zaman diliminde hiç bu kadar ihtilaf yaşamamıştır.
Hiç bu kadar kaybetmemiştir. Hiç bu kadar izzetten uzaklaşmamıştır.
Ne yazık ki hiçbir zaman bu kadar hiçlik yaşamamıştır…
Batı, İslâm ile hükmeden devleti yıktıktan sonra beldelerimizi birçok beldeye ayırmış, her ayırdığı beldeye kendilerine el pençe duran ve sözlerinden hiç çıkmayan yöneticiler atamıştır. Bu yöneticilerin tek kabahati İslâm’ı tatbikten uzaklaşmak ya da servetlerimizi Batılı efendilerine peşkeş çekmek değildir.
Ne yazık ki bu kadar ile sınırlı kalmayan daha fazla durum söz konusudur.
İslâm ümmeti ciddi bir yönetim krizi yaşamaktadır. Bu yönetim krizinin birçok artçı sarsıntısı vardır.
Aralarında tel örgü dışında hiçbir engel olmayan beldelerin ölçüsüzce bombalanmasına karşı çıkacak lidersizlik krizi,
Kafir Batı ve tetikçi Yahudi varlığının tüm katliamlarına karşı hiçbir somut adım atılamama krizi,
ABD’nin siyasi hedefleri için istediği an istediği yeri işgal etmesine karşı durup onu beldelerimizden kovamama krizi,
İnsan aklından çıkan nakıs hükümlerin hayatımızı kuşatmasına rağmen İslâm’ın hükümleri ile aramızda adil bir şekilde hüküm verilememesi krizi,
Bu ve burada zikretmediğimiz daha birçok kriz, ancak iradesi ketmedilmeyen muhlis yöneticilerin eliyle son bulacaktır. Rasulullah’ın şu hadisinde olduğu gibi:
[خِيَارُ أَئِمَّتِكُمُ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ وَتُصَلُّونَ عَلَيْهِمْ وَيُصَلُّونَ عَلَيْكُمْ...] “Yöneticilerinizin en hayırlıları, sizin onları sevdiğiniz ve onların da sizi sevdiği; sizin onlar için dua ettiğiniz ve onların da sizin için dua ettiği yöneticilerdir.”
Yöneticilerin sevilen konuma gelmesi ancak İslâm ile adilce hükmetmesi ile mümkündür. Zira halifeye biat ancak bu şartla verilir. Aksi hâlde haram ve fısk üzerine biat yoktur. Aynen şu hadiste ifade edildiği gibi;
[لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ الْخَالِقِ] “Allah’a isyanda (masiyette) hiçbir kimseye itaat yoktur.”
Ümmet, kaybettiği onuru ve birliğini ancak adaletle hükmeden, Allah’a hesap vereceği bilincinde olan, halkının güvenini kazanan liderlerle geri kazanabilir. Bu liderler, halkın duasını alan, halkı ile birlikte yürüyen ve her kararında Kur’an ve Sünnet’i rehber edinenlerdir. İslâm ümmeti, karanlıklarını aydınlatacak ve yeniden en hayırlı ümmet olmanın yolunu bu liderlerle bulacaktır.

Ramazan Ümmet Olma Zamanı

İran’ın Yanında mı, Amerika’nın Karşısında mı?

Model/Vasat Ümmet Olma Zamanı

Devrimin Çocuklarıyla İki Gün: Şam İzlenimlerim

İran’ın Yanında mı, Amerika’nın Karşısında mı?

Şahit Ümmet Olma Zamanı



