ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Okullarda Neler Oluyor? -Laik Eğitime Eleştiri-
Yaşar Sami TarhanYaşar Sami Tarhan16 Nisan 2026

Okullarda Neler Oluyor? -Laik Eğitime Eleştiri-

Oynat: Okullarda Neler Oluyor? -Laik Eğitime Eleştiri-
0:00

Türkiye gündemi birkaç gündür yaşanan vahşi katliamlarla meşgul olmaktadır. Ülkenin gündemine bomba gibi düşen ve toplumu derinden sarsan hadiseler yaşanmaktadır.

Şanlıurfa’da Allah’a küfür eden kişileri uyardığı için öldürülen Adem kardeşimiz, hemen akabinde yine Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde silahla okulu basan bir şahsın 16 kişiyi yaralaması ülke genelinde şok etkisi oluşturdu.

"Bu gidişat nereye?", "Bu nasıl olur?" sorularının konuşulduğu sırada bu sefer Kahramanmaraş ilimizdeki bir okulda daha silahlı saldırı gerçekleşti. Ölü ve yaralıların da bulunduğu bu saldırılar, gündemde birçok tartışmanın ortaya çıkmasına neden oldu.

Yaşananlar toplumsal olarak ciddi ve bir o kadar da üzücü vakalar olmakla beraber ülke sosyolojisine ait olmayan durumlardır.

Gündem bir anda bu konulara kilitlenirken eğitimde şiddete hayır, ihmalkârlığa istifa, çocuklar ve öğretmenler korunmalı ifadelerinin yer aldığı bir dizi motto ile daha da yoğunlaştı.

Elbette ihmaller ve sorumluluklar liyakat ilkesi çerçevesinde ele alınmalıdır. Lakin gündem buz dağının sadece görünen kısmından haber vermekte. Bu makalemiz, buz dağının görünmeyen lakin sinyaller veren diğer kısmına dair olacaktır.

Vahyin çizgisinden uzaklaştığımız günlerden beri üzerimize bir zillet örtüsü düşmüş durumda. Teşri salahiyeti şeriattan alındığından beri sorunlar orantılı bir şekilde arttı. Yine yasama ve yürütme organlarının İslam ile ilişkisinin kesilmesinden sonra toplumsal kopuşlar hızlandıkça hızlandı. Şu ayette geçtiği gibi:

[وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا] Kim zikrimizden (İslam’dan) yüz çevirirse ona dar bir geçim vardır. [Taha Suresi 124]

Ayet günümüzü ne kadar da net ifade ediyor. Dinden ve ona biçilmiş hâkimiyetten uzaklaştık, zor ve sıkıntılı bir hayat bizleri kuşattı. Vahyin aydınlığından mahrum kaldık, kâfirlerin açık hedefi hâline geldik.

Şimdi şu soruların cevaplarını hep birlikte arayalım: En istikrarlı görünen eğitim ve öğretim kurumları ne kadar güven veriyor? Mevcut eğitim sistemi gelecek nesillere ne vadediyor? Son günlerde yaşanan okul baskınlarının asıl suçlusu gençlik mi yoksa laik sistem mi?

Bu sorulara dair bazı mülahazalarımızı şöyle sıralayabiliriz:

Eğitim-öğretim sistemi ne kadar istikrarlı ve ne kadar güven veriyor?

Millî Eğitim Bakanlığının 2024-2025 örgün eğitim verilerine göre Türkiye’de 30 binden fazla eğitim kurumu var; bunların 15 binini özel okullar oluşturmaktadır. Son 20 yıl içerisinde eğitim sistemi 16 kere, sınav sistemi 10 kere değişmiş; bu süre zarfında 10 farklı bakan görev yapmıştır. Basit bir araştırma bile sisteminin içler acısı durumunu ortaya koymaktadır.

Sistemin güven vermediği, 15 bin özel okulun varlığından ve bu kurumlara olan mecburiyetten anlaşılmaktadır. Hatta özel okullar, aşırı talepten dolayı artık seçimle öğrenci almaya başlamış vaziyettedir. Okul eğitimi sonrası sınavlarda başarılı olmak için başvurulan yöntemler, toplumda okuldan alınan bilgiyle sınav geçilmiyor algısını kalıcı hale getireli uzun zaman olmuştur.

Türkiye’de neredeyse sınavı kazanan her üç öğrenciden biri mezun olduğu yıl istediği sonucu alamamaktadır. Türkiye’de neredeyse sınavı kazanan her üç öğrenciden biri, mezun olduğu yıl istediği sonucu alamamaktadır. Tüm bunların yanında düşük başarı ortalaması, hızla yükselen beyin göçü, sınav sistemindeki garabetler, ezberci eğitimin kalıplaşması, karma eğitim ve müfredatın istikrarsızlığı; elimizdeki eğitim modelinin sessiz çığlıklarını oluşturmaktadır.

Her bir maddesi başlı başına bir tez konusu olabilecek bu eğitim kaosu, mevcut tablonun sadece "dönemi salimen atlatma" siyaseti üzerine kurulu olduğunu gözler önüne sermektedir. Peki, bizi ve evlatlarımızı şaşkınlıkla izlediğimiz bu kötü tablodan ne kurtaracak?

Mevcut eğitim sistemi gelecek nesillere ne vadediyor?

Nesillerin yetişmesinde okulların rolü tartışmasızdır. Türkiye’de halkın ekseriyeti bu okulların mezunudur. Özellikle zorunlu eğitim ile tanzim edilen müfredat aracılığıyla, tüm bireylerin bu sistemle şekillenmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Peki, nasıl bir müfredat?

  • Laikliğin temel ilke olarak nakşedildiği bir müfredat!

  • Tertemiz dimağlara Kemalizm’i yüksek dozajda empoze eden bir müfredat!

  • Karma eğitim ile gençliğin ahlaki dokusunu ifsat eden bir müfredat!

  • Dinimizin yüce nizamını diğer inanç sistemlerinden farksız; Peygamberimizi ise yalnızca geçmişte yaşamış tarihî bir figür gibi sunan bir müfredat!

-LGBT sapkınlığının, çocuklarımızın ders kitaplarına kadar sızdığı bir müfredat!

Yüz yıldır bu ülkede laik eğitim sistemi hâkimdir ve okullarımızda "ilke ve inkılaplar" adı altında değerlerimizden uzaklaşan nesiller yetişmektedir. Peygamberî bir metottan uzak, nihai hedefini "Rabbinin rızası" olarak belirlemeyen bir eğitim düzeni varken, bu hazin tablo başka ne ile ifade edilebilir? Ciğerparelerimiz, yavrularımız her geçen gün gözümüzün önünde bu boya ile boyandıkça durum daha ne kadar kötüleşebilir?

Her sene açılan kampüs ve üniversite sayıları ile övünüp, mezun olan bireylerin rakamsal verileriyle başarı naraları atanlar; toplumun geldiği bu hâli görmüyorlar ? Başarı, beyaz sayfalardaki rakamlardan ne zaman sokaklarımıza inecek? Türkiye, yıllardır üniversite mezunlarının işsizlik problemi ile gündemdedir. Hatta bu konu sosyal medyada viral komedi unsurlarına bile malzeme olabilmektedir. Bu durum, acınacak hâlimizin yeterince açık bir tablosu değil midir?

Son günlerde yaşanan okul baskınlarının suçlusu kim; gençlik mi yoksa laik sistem mi?

Peki, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı baskınları ne ile izah edeceğiz? Sıralamaya çalıştığımız eğitim tablosunda tek eksik, okullarda silahlı katliamlar yapılmasıydı; ne yazık ki buna da acıyla şahit olduk. Üstelik fail kızgın bir veli ya da dışarıdan bir şahıs değil; bizzat bu sistemin içinde yetişmiş biri mezun, diğeri aktif iki öğrencidir.

Bu gencecik çocukları profesyonel bir tetikçi soğukkanlılığıyla bu suça sevk eden kimdir? Yıllardır sıralarında diz çürüttükleri laik eğitim sistemi değil midir? İnsan öldürmenin rutinleştiği bir ülkede, çete üyeliği ve silahlı saldırılarda en çok genç nüfusun aktif rol oynadığı gerçeği karşımızda durmaktadır. Bu gençleri suça kim sevk ediyor? Güçlünün güçsüzü ezdiği fikrini bu nesillere kim sevdiriyor? Suç örgütü liderlerinin "kanaat önderi" kabul edildiği bir dönemde, bu algıyı yıkamayacak kadar aciz bir eğitim sistemi asıl suçlu, asıl müsebbip değil midir?

Daha kaç nesil bu yolda heba olacak? İslam’ın eğitim metodu artık gündemimizi hiç olmadığı kadar işgal etmelidir. Sokaklarımızın "Suffa" ahlakı ile ahlaklanması ve o yüksek eğitim modelinin tozlu raflardan indirilmesi ivedi bir zorunluluktur.

[إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ] “Bunda aklını kullanan bir topluluk için önemli ibretler vardır.” [Nahl Suresi 12]