İzzet NATO'da Değil, Allah'ın Dinindedir!
Mehmet ÇetinbudakMehmet Çetinbudak30 Haziran 2026

İzzet NATO'da Değil, Allah'ın Dinindedir!

Oynat: İzzet NATO'da Değil, Allah'ın Dinindedir!
0:00

7-8 Temmuz'da Ankara, NATO zirvesine ev sahipliği yapacak. Laik kapitalist Batı'nın askerî gücü olan NATO'nun liderleri, parlamenterleri ve komutanları Türkiye'de buluşacak; güvenliği, caydırıcılığı ve yeni stratejileri konuşacaklar. Cumhurbaşkanı Erdoğan da NATO'nun daha caydırıcı olması gerektiğini söylüyor, müttefikler arasındaki savunma sanayii engellerinin kaldırılmasını istiyor ve Türkiye'nin NATO'nun güvenliğine katkılarını anlatıyor.

Fakat Müslümanların sorması gereken soru bambaşkadır: NATO kimin güvenliğini sağlıyor? Kime karşı kurulmuş bir ittifaktır? Ve en önemlisi; İslami bir belde olan Türkiye'nin böyle bir ittifakın içinde yer alması ve onun zirvesine ev sahipliği yapması nasıl izah edilebilir?

NATO, 1949 yılında kapitalist Batı'nın çıkarlarını korumak için kuruldu. Sovyetler Birliği'ni bahane etti. Komünizmi tehdit ilan etti. Ancak Sovyetler çöktüğünde NATO dağılmadı. Çünkü NATO'nun varlık sebebi hiçbir zaman sadece Sovyetler değildi. Asıl hedef, Batı'nın küresel hâkimiyetini devam ettirmekti.

Sovyetler tarihe karışınca yeni düşman ilan edildi: İslam.

Samuel Huntington'ın "Medeniyetler Çatışması" tezi boşuna ortaya atılmadı. "Yeşil Tehlike" söylemi boşuna üretilmedi. 11 Eylül hadisesi bahane edilerek bütün İslam coğrafyası işgal sahasına dönüştürüldü. "Terörle mücadele" adı altında aslında İslam'a karşı savaş açıldı.

Afganistan yirmi yıl boyunca NATO postalları altında ezildi. Libya, NATO uçaklarının bombalarıyla devlet olmaktan çıkarıldı. Irak işgal edildi, milyonlarca insan öldürüldü, şehirler harabeye çevrildi. Bosna'da on binlerce Müslüman katledilirken Batı, katliamı seyretmeyi tercih etti. Bugün Gazze'de ise siyonist işgal rejimi, kadınları, çocukları ve hastaneleri hedef alırken NATO'nun en güçlü üyeleri katile silah, mühimmat ve diplomatik koruma sağlamaya devam ediyor.

İşte NATO'nun gerçek sicili budur.

NATO, demokrasi ihraç eden bir kuruluş değildir. İnsan haklarının koruyucusu hiç değildir. NATO, laik kapitalist sistemin küresel jandarmasıdır. Sermayenin, sömürünün ve emperyalist çıkarların askerî kalkanıdır. Menfaat neredeyse NATO oradadır. Petrol neredeyse NATO oradadır. Stratejik geçiş yolları neredeyse NATO oradadır. Ama katledilen Müslümanlar söz konusu olduğunda ortada ne insan hakları kalır ne hukuk ne de vicdan...

Böylesine bir yapının içinde bulunmak da, onun zirvesine ev sahipliği yapmak da Müslümanlara izzet kazandırmaz. Bilakis ümmeti, kendisine düşmanlık eden bir sistemin parçası hâline getirir. Allah'ın indirdiği hükümlerle yönetilmesi gereken İslami bir belde olan Türkiye'nin güvenliğini NATO'ya bağlaması, Müslümanların izzetini Batı'nın askerî şemsiyesi altında araması kabul edilemez.

Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: [وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ] "İzzet Allah'ın, Rasulü'nün ve müminlerindir." [Münâfikûn Suresi 8]

Öyleyse izzet, Brüksel'de değildir.

İzzet, Washington'da değildir.

İzzet, NATO karargâhlarında değildir.

İzzet, Allah'ın dinine sarılmaktadır.

Bugün ümmetin yaşadığı zilletin sebebi de budur. Yaklaşık iki milyarlık Müslüman nüfus, altmışa yakın devlete bölünmüş, cetvelle çizilmiş sınırlar arasına hapsedilmiş, orduları birbirinden koparılmıştır. Her yönetim farklı bir küresel gücün hesabını yaparken; Gazze yanmaktadır, Kudüs işgal altındadır, Doğu Türkistan feryat etmektedir, Keşmir kanamaktadır, Arakan'da Müslümanlar sürgün edilmektedir. Ümmet ise sahip olduğu muazzam insan gücüne, enerji kaynaklarına ve stratejik coğrafyaya rağmen dağınıklığın bedelini ödemektedir.

Çünkü ümmetin başı yoktur.

Ordusu tektir! diyememektedir.

Kararı birdir! diyememektedir.

Sancağı birdir!_ diyememektedir.

İşte bunun için çözüm, NATO değildir.

Çözüm, Birleşmiş Milletler değildir.

Çözüm, Amerika değildir.

Çözüm, Avrupa değildir.

Çözüm, ümmeti yeniden tek sancak altında birleştirecek, Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün sünnetiyle hükmedecek Raşidî Hilâfettir.

Râşidî Hilafet; ümmeti parçalanmışlıktan kurtaracak siyasi otoritedir. Orduları tek komuta altında toplayacak güçtür. Kudüs'ü, Gazze'yi, Doğu Türkistan'ı, Keşmir'i ve bütün İslam beldelerini kendi meselesi kabul edecek yönetimdir. Müslümanların izzetini Batı'nın ittifaklarında değil, Allah'ın vaadinde arayacak olan nizamdır.

Ankara'da NATO zirvesi yapılabilir. Yeni askerî planlar hazırlanabilir. Yeni savunma anlaşmaları imzalanabilir. Fakat bunların hiçbiri ümmete izzet getirmeyecektir.

Çünkü izzet, NATO'da değil, Allah'ın dinindedir.

Güvenlik, Pentagon'da değil, Allah'ın şeriatındadır.

Kurtuluş ise kapitalist Batı'nın askerî ittifaklarına eklemlenmekte değil, ümmeti yeniden tek sancak altında toplayacak nübüvvet metodu üzere kurulacak Râşidî Hilâfet Devleti'nin ikamesindedir. İşte Müslümanların önünde duran gerçek hedef budur. Bunun dışındaki bütün yollar, ümmeti aynı zillet döngüsünün içinde tutmaya devam edecektir.