
12. Yargı Paketi ve Alıştırılmış Çaresizlik
AK Parti Hükümeti uzun süredir kamuoyunda gündemi meşgul eden ve içerisinde “Terörsüz Türkiye”ye ilişkin düzenlemelerin olup olmayacağı tartışılan 12. Yargı Paketini meclise sundu. Beklentilerin aksine yargı paketinde Terörsüz Türkiye’ye ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Duruma ilişkin Adalet Bakanı Akın Gürlek bir açıklama yaparak, “12. Yargı Paketi ayrı, Terörsüz Türkiye süreci ayrı yürüyor.” değerlendirmesinde bulundu. 30 maddeden oluşan kanun teklifi, hukuk davalarının daha hızlı sonuçlanması, suça sürüklenen çocuklara ve kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak bilinen konuya ilişkin düzenlemeleri içeren; yargılamaların etkinliğinin artırılması, bazı usul hükümlerinin güncellenmesi ve uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi amacının hedeflendiği düzenlemelerden oluşmaktadır.
Bu zamana kadar hükümet tarafından yargıyla ilgili sorunların giderilebilmesi amacıyla; 2 anayasa değişikliği (2010 ve 2017 referandumları), 12 “Yargı Reformu Paketi”, 2 “İnsan Hakları Eylem Planı”, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, İnfaz Kanunu ve diğer temel mevzuata ilişkin onlarca kanun değişikliği ve yüzlerce usul düzenlemesi yapıldı. Ayrıca hükümetin yargı hedeflerinin yol haritasını ifade eden 4 “Yargı Reformu Strateji Belgesi” yayımlandı.
Peki bu zamana kadar yapılan bu reform ve değişiklikler yargının problemlerine çare oldu mu? Tabii ki hayır. Aynı şekilde şu anda yapılan yeni reform paketi de bundan sonra yapılacak olanlar da çare olmayacaktır. Zira son 25 yılda AK Parti Hükümeti, yargıya yönelik çözümsüz kalan o kadar çok düzenleme yapmıştır ki; bu düzenlemelerin sayısına ulaşmak bile mümkün olmamaktadır. Hatta bu konuda net bilgi edinmek için kendisine başvurduğum “yapay zekâ” teknolojisi bile yetersiz kalmış ve “Bunların tam sayısını tek bir rakamla ifade etmek mümkün değildir.” şeklinde bir cevap vermiştir.
Devletlerde yargı, adaleti tesis etme mekanizmasıdır. Adalet ise “hak sahibine hakkının eksiksiz ve güvenli bir şekilde teslim edilmesi” olarak tanımlanır. Dolayısıyla yargı; devlet, toplum ve şahısların birbirleri arasında oluşan anlaşmazlıkların ve hak ihlallerinin çözümünü hedef alır. Adalet, devlet gücüyle tesis edilmesinden dolayı esasında bu kadar zor ve karmaşık bir yapıya sahip değildir. Ancak kokuşmuş kapitalist nizamın oluşturduğu toplumsal çürüme, bugün hiçbir düzenleme ve reformun dikiş tutmadığı, her geçen gün içinden daha da çıkılmaz hale gelen yargıyı, toplumsal güvensizliğin ve huzursuzluğun en baştaki sebebi haline getirmiştir. Bunu düzeltmenin yolunu yargısal düzenlemelerde görmek, reformlarla başarıya ulaşılacağını sanmak ve cezaları artırmakla sonuç alınacağını düşünmek ise ayrı bir garabettir.
Burada; mevcut her bir fikir akımının, ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin ve her geçen gün daha da kokuşmuş bir hale gelen toplumsal ilişkilerin, yeni suç ve suçlular ürettiği bir sistemde adalet tesisi için yapılan nafile çalışmalardan bahsediyoruz. Mesela, 2020 verilerine göre; Avrupa Konseyi ülkelerindeki 30 bin 600 terör hükümlüsünün yaklaşık 30 bini Türkiye'deydi. Türkiye bu konuda, kendisini “medeniyet” olarak aynı kefede gördüğü AB ve ABD’den 30 kat daha ileridedir. IBAN mağdurları, sanal bahis suçluları ve teknoloji dolandırıcıları (SMS, e-posta, kripto para, yapay zekâ, sahte internet siteleri vb. yoluyla) her geçen gün artmaktadır. Bugün artık bu toplumda “suça sürüklenen çocuklar” diye bir mesele vardır. Toplumsal yozlaşmaya bağlı olarak her geçen gün daha da artan uyuşturucu, cinayet, hırsızlık gibi klasikleşmiş suçlardan bahsetmiyoruz bile…
Güya feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nin hâlâ tatbikini sağlayan 6284 sayılı yasa ile aileyi dağıtıp evlilik oranlarının düşmesine, boşanmaların artmasına ve nüfusun gün geçtikçe azalmasına sebep olduktan sonra, önümüzdeki 10 yılı “aile yılı” ilan etmek, sadece toplumun gözünü boyamaya yönelik popülist bir hamledir. Sırf muhalif zümreye yaranmak ve seçimlerde onlardan oy devşirmek için olanca yargı problemine rağmen “Kemalist Sansür” yasası çıkarmaya kalkışmak ve kamuoyundan gelen tepkiler sonrası bundan vazgeçmek zorunda kalmak, yargı çalışmalarındaki samimiyetsizliğin bir göstergesidir. Özgürlük adına çıkarılan yasalarla bir nesli heba ettikten sonra, kendi tabanının bile sert tepki gösterdiği gençlik şölenlerinde “her kesime hitap ediyoruz” görüntüsü vermek için Müslüman gençleri alet etmek, aslında AK Parti’nin gerçek yüzünün ve misyonunun ifşasıdır. Ne yazıktır ki AK Parti varoluş gayesini, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Mayıs 2026 tarihinde TBMM grup toplantısındaki sözleriyle; “Bu hareket en başından itibaren millet, memleket, büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır.” şeklinde ifade etmiştir. Peki, ümmeti dava edinmek; yargı düzenlemeleriyle toplumu daha da yozlaştırmak ve tamamen Batı toplumları seviyesine düşürmek midir? Yoksa ifsat kanunlarıyla aileyi yıkmak, gençliği heba etmek ve çocukların bile dahil olduğu suçlu bir zümre oluşturmak mıdır? Ya da toplumu, bir asırlık küfür nizamının tahakkümüne rağmen, hala bünyesinde korumayı başardığı İslami değerlerden tamamen soyutlamak mıdır?
En kötüsü ise bütün bu sürecin; toplumun içinde bulunduğu çürümenin, suç oranlarındaki artışın, yargı mekanizmasının bunun karşısında çaresiz kalmasının ve yapılan katkıdan çok sorun üreten yargı düzenlemelerinin toplum nezdinde normalleştirilmesidir. Verilen iyimser mesajlarla, toplumda gerçek yani kendi inancından kaynaklanan adalete karşı bir engel oluşturulmaktadır. Oysa bütün mesele, halkı Müslüman olan bu topluma sömürgeci kâfir Batı’ya ait nizamların ve toplum düzeninin dayatılmasından başka bir şey değildir. Zira, Müslüman’ın iman ettiği akide ona kendi inancından kaynaklı bir hayat nizamı emretmektedir. Buna göre adalet; [لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ] “Andolsun biz rasullerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik.” [Hadîd Suresi 25] ayet-i kerimesinde geçen Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hitabından başka bir şey değildir. Ve onun tatbiki, onunla emrolunan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ve sonrasında raşid halifelerin öncülüğünü yaptığı asırlar boyu hüküm sürmüş olan Hilâfet Devleti’dir. Bundan sonra insanlar üzerinde adaletin gerçekleşmesi de yine ancak 2. Râşidî Hilâfet Devleti’nin ikamesiyle mümkün olacaktır. Bunun dışındakiler ise adalet değil; Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın göndermiş olduğu adalete yüz çevirmek, haddi aşmak, zulme uğramak ve uğratmaktır.
[وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ] “De ki: Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum.” [Şûrâ Suresi 15]
Benzer Makaleler

Hicretimiz İslam’ın Devletinedir!


Eşcinsellik Genetik Değil, Düşünce Anormalliğidir

Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”

Mutlak Butlan Benzetmesi

12. Yargı Paketi ve Alıştırılmış Çaresizlik

Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”

Hicretimiz İslam’ın Devletinedir!

Kertenkele Deliğinden “Batı’nın Karanlık Deliği”ne
