ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!
İlyas Kösemİlyas Kösem20 Nisan 2026

Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!

Oynat: Kötülüğün Kökü Mevcut Düzendir!
0:00

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı hadiseler, birkaç gün konuşulup unutulacak sıradan olaylar değildir. Bunlar, bir toplumun yapısında uzun süredir biriken çatlakların artık saklanamaz hâle gelmiş yansımalarıdır. Her defasında aynı refleksle hareket ediyoruz: suçu bireye yüklüyor, meseleyi ahlâk eksikliği ya da anlık öfke ile açıklıyoruz. Sonra da tanıdık bir cümleyle teselli buluyoruz: Kendini düzelt, toplum düzelir.

Bu söz, tek başına bırakıldığında hakikati örtmeye yarayan bir slogana dönüşür. Çünkü sen kendini düzeltmeye çalışırken şiddeti sıradanlaştıran medya akmaya devam eder. İnsan onurunu reyting uğruna pazarlayan içerikler çoğalır. Rantın kutsandığı bir ekonomik düzen, ahlâkı değersizleştirir. Siyasi ve kültürel elitler, bu çarkı durdurmak yerine besler. Eğitim sistemi, insan yetiştirmek yerine sınav kazandırmaya indirgenir; değer üretmeyen, sadece rekabet üreten bir mekanizmaya dönüşür. Sonra bütün bu mekanizma görünmez kılınır ve sorumluluk bireyin omzuna bırakılır.

Oysa hakikat daha derindir. İnsan, İslâm’ın ifadesiyle fıtrat üzere yaratılır. Yani özü temizdir, istikamet taşır. Fakat bu fıtrat, içinde bulunduğu düzen tarafından ya korunur ya da bozulur. Kur’ân, toplumların kendi elleriyle kurdukları düzenlerin sonuçlarını yaşadığını haber verir. Bu, sadece bireysel ahlâkın değil, toplumsal yapının da hesaba katılması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Eğer bir toplumda adalet zayıflamış, eğitim yüzeyselleşmiş, medya kirlenmiş ve ekonomik sistem haksızlık üzerine kurulmuşsa orada fıtrat korunmaz; aşınır, kırılır, sonunda bozulur.

Bugün yaşanan olaylara bu gözle bakmak zorundayız. Eğer suç nadir ise birey konuşulur. Ama suç yaygınlaşıyorsa, artık birey değil düzen konuşulmalıdır. Çünkü hiçbir insan boşlukta şekillenmez. Her insan, içinde yaşadığı sistemin bir ürünüdür.

Modern dünyanın en büyük kırılmalarından biri, hayatı ilahî referanslardan koparan seküler anlayıştır. Bu anlayış, dini, hayattan çekip yalnızca bireyin vicdanına hapsetti; böylece insan, kökünden koparıldı ve anlamını kaybetti. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğu, ilahî bir ölçüye değil değişken arzulara ve güç dengelerine bağlandı.

Bu kopuşun sonucu ağır oldu. İnsan, kendisini kuşatan bir hakikat zeminini kaybedince, savrulmaya başladı. Değerler parçalandı, anlam dağıldı; hayat, sıradan bir tüketim döngüsüne indirgendi. Böyle bir dünyada yetişen insanın dünyası da parçalanır.

İslâm, sadece bireysel ibadetlerden ibaret bir din değildir; aynı zamanda bir nizamdır. Hayatı bütünüyle kuşatan bir düzen teklif eder. Bu düzenin merkezinde adalet vardır, merhamet vardır, denge vardır.

Bu yüzden mesele sadece iyi insan yetiştirmek değildir. Mesele, iyi insanın yaşayabileceği bir düzen kurmaktır.

Sonuç açıktır: Düzeni değiştirmeden insan değişmez. Ve o düzen de hiç şüphesiz İslâm Nizamı’dır.

[إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّىٰ يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ] Şüphesiz Allah, bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez. [Rad Suresi 11]