
Bugün içinde yaşadığımız toplumda insanoğlu, temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanmaktadır. Giyinme, barınma, beslenme gibi yaşamsal gereksinimler artık birçok kimse için imkânsız hâle gelmiştir. Ümmet, maalesef zarurî ihtiyaçlarını bile karşılamaktan acizdir. Oysa bu durum yalnızca bireyin gayretine bırakılacak bir mesele değildir. Çünkü bugün hâkim olan kapitalist sistem, insanların temel ihtiyaçlarını piyasa dengelerine terk etmiştir. Açlık çeken milyonlar, evsiz kalan kalabalıklar, işsizliğe mahkûm edilen gençler bunun acı sonucudur.
Bugün bir baba, evine zor şartlar altında ekmek götürüyor. Gün boyu kendini işe adayan insanlar, maalesef düşünmeye bile vakit ayıramıyor. Çünkü hâkim olan nizam, “Bir dakika çalışmazsan aç kalırsın.” fikrini zihinlere dayatıyor. Evet, “menfaat” üzerine kurulmuş olan bu sistem, insanların fıtratına ters olduğu gibi hayata dair de bir çözüm sunmamaktadır. İnsanları açlığa mahkûm ederek onların yaşama hakkını ellerinden almıştır. Bugün barınacağı, kendisini koruyacak bir ev alabilmek; ihtiyaçlarını gidermek için bineceği bir araca sahip olabilmek, insanlardan kaç yılını almaktadır. Oysa insanların temel ihtiyaçları, en azından zarurî olanlar, bu kadar ulaşılmaz olmamalıydı.
Dünyanın bir yanında insanlar bolluk ve zenginlik içinde sefa sürerken, diğer yanında bir lokma ekmeğe muhtaç binlerce insan yaşamaktadır. Bir yanda servetine servet katanlar varken, öte yanda barınacağı bir evi bile olmayan insanlar vardır.
Evet, bunun tek sebebi maalesef kapitalist sistemdir. Çünkü bu sistem, servetin toplumda dolaşmasını değil, belirli ellerde toplanmasını ister.
Oysa Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: ﴿كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ﴾ “Ta ki servet, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın.” [Haşr, 7]
Kapitalist sistemin amacı, insanın temel ihtiyaçlarını adaletle karşılamak değil; kârı ve sermaye birikimini en üst seviyeye çıkarmaktır. Bu sistemde ölçü; helal–haram ya da hak–batıl değil, menfaattir. Servet toplumda dolaştırılmaz, belirli ellerde toplanır. İnsan, Allah’ın kulu olarak değil; bir tüketici olarak görülür. Devlet ise halkın değil, sermayenin çıkarlarını koruyan bir araç hâline gelir. Sonuç olarak kapitalizm, zulmü sistemleştirir; ahlâkı ve toplumu çürütür, Ümmeti zayıflatır. Altını ısrarla çizmek isterim:
“Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.” Oysa İslâm, ihtiyaçların karşılanmasını devletin asli görevi kılarak adalet ve güvenceyi esas almıştır. İslâm:
“Âdemoğlunun hakkı şunlardır: İkamet edeceği bir ev, örtüneceği bir elbise, kuru ekmek ve su.” [Tirmizî]
Bu hadis, İslâm’ın bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Temel ihtiyaçlar, insan onurunu koruyacak ölçüde güvence altına alınmıştır.
﴿وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ﴾ “Çocuğun yiyeceği ve giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir.” [Bakara, 233]
﴿وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا...﴾ “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara; yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve sahip olduklarınıza iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” [Nisâ, 36]
“İmam, raiyesinden sorumludur.” [Buhârî]
Hz. Ömer (ra) döneminde kıtlık yaşandığında, bizzat devlet hazinesinden halka yiyecek dağıtılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de ise şöyle buyrulur:
﴿وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ﴾ “Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” [Zâriyât, 19]
Böylece İslâm, devlet mekanizmasıyla toplumun hiçbir ferdini açlık ve çıplaklıkla baş başa bırakmaz. İslâm, yalnızca ibadetlerden ibaret bir din değildir; aynı zamanda sosyal adaletin ve insanca yaşamın da teminatıdır. Temel ihtiyaçları güvence altına alan İslâm, insanın onurunu koruyan gerçek bir yaşama hakkı sunar. Çözüm, İslâm’ın bu hükümlerinin yeniden hayata geçirilmesidir. Bu da ancak kurulacak olan ikinci Raşidi Hilafet ile mümkündür.
Mısra Ayten





