ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
ZALİMİN SARAYINDA ASİYE OLMAK
İrem Demirciİrem Demirci04 Mayıs 2026

ZALİMİN SARAYINDA ASİYE OLMAK

Tarih sadece güçlülerin hikayesini yazmaz. Asıl iz bırakanlar, gücün karşısında eğilmeyenlerdir. Saltanatın gölgesinde yaşayan nice insan, zulme sessiz kalarak varlığını sürdürmeyi seçmiştir. Fakat bazıları vardır ki, sarayın tam ortasında durduğu halde kalbini saraya teslim etmez. İşte bu duruşun adı: Zalimin sarayında Asiye olmaktır.

Zulüm çoğu zaman bağırarak değil, alıştırarak hükmeder. İnsan, her gün biraz daha susarak, biraz daha görmezden gelerek farkında olmadan bu zulmün bir parçasına dönüşür. İşte Asiye’nin farkı tam burada ortaya çıkar. O; alışmadı. Gördüğünü normalleştirmedi. Duyduğunu yok saymadı. Sarayın düzeni ona ‘sus’ derken vicdanı ‘şahit ol’ diyordu. Ve o şahitliğini inkâr etmedi. Firavun’un sarayında Asiye, dışarıdan bakıldığında büyük bir gücün içinde yaşıyordu. Ama o, bu gücün kalbini değiştirmesine izin vermedi. Sarayın içinde herkes Firavun’a boyun eğerken; o kalbini sadece Allah’a bağladı. Gösterişin ve korkunun tam ortasında hakikati seçti.

Çünkü hakikatin karşısında tarafsız kalmak, aslında zalimin safında durmaktır. İman suskunluğu değil şahitliği emreder. Nitekim Kur’an’da Asiye bint Muzahim’in duası, sarayların bile yıkamadığı bir hakikat olarak yankılanır: "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar…’’ (Tahrim, 11) bu dua, sadece bir kurtuluş talebi değil, kalbinin yönünü dünyadan ebediyete çeviren bir haykırıştır. Çünkü Asiye, sarayın ortasında cenneti seçmiştir ve o saraydan imana yürümüştür.

Bu yüzden Asiye olmak, bir zamanın değil her zamanın çağrısıdır. Zulmün değiştiği ama hakikatin asla değişmediği bir dünyada aynı direnişi yeniden kuşanma davetidir.

Bugün ise Firavun’ların ve zulümlerinin daha da artarak karanlığı büyüttüğü bir çağın içinden geçiyoruz. Yeryüzünün birçok yerinde Müslümanların ağır imtihanlardan geçtiğine şahit oluyoruz. Bir beldede çocuklar bomba sesleriyle uyanıyor. Anneler evlatlarının toprağa sessizce emanet ediyor. Başka bir belde de ise insanlar sadece Müslümanım dediği için yok sayılıyor ve nice eziyetler görüyor.

Bugün içinde yaşadığımız bu karanlık düzen, insanı yavaş yavaş alışmaya, kabullenmeye ve susmaya iten bir düzen. Kapitalist sistem; insanı kendi geçim derdine, kendi küçük dünyasına hapsederek, başkasının acısına karşı duyarsızlaştırıyor. Bu yüzden dünyanın farklı coğrafyalarında artarak devam eden zulümler çoğu zaman sadece bir haber olarak geçip gidiyor. Kalpler yoruluyor, vicdanlar köreliyor. İnsanlar "Ben ne yapabilirim ki?" diyerek geri çekiliyor. Böylece haksızlık ve zulüm büyürken, sessizlikte büyüyor. Birlik zayıf, çözüm uzak gibi görünüyor hatta çoğu zaman çaresizlik hissi insanı tamamen kuşatıyor.

Ama tam da böyle zamanlarda Asiye olmak bir seçenek değil iman hakikatinin bir gereğidir. Çünkü Asiye olmak; şartlara teslim olmamak demektir. Korkunun, baskının ve yalnızlığın ortasında bile hakikatten vazgeçmemektir. Bazen bir sözle, bazen bir duruşla bu safta kalabilmektir. "Ben tek başıma ne değiştirebilirim ki?" dememek, aksine "Ben hakikatin neresindeyim?" diye sormaktır. Çünkü her insanın hakikat adına attığı küçük bir adım, aslında büyük bir değişimin ve direnişin bir parçasıdır. Bu yüzden bugün bize düşen; şartların ağırlığına sığınmak değil, o şartların içinde dimdik kalabilmektir tıpkı Asiye gibi. Susmanın kolay, konuşmanın zor olduğu bir çağda doğruyu ve hakikati savunmayı seçebilmektir. Ve biz inanırız ki bu karanlık sonsuz değildir. Zulüm ne kadar büyürse büyüsün, hakikat ondan daha güçlüdür. Bir gece ne kadar uzarsa uzasın sabahın gelişini engelleyemez. Birgün gelecek zulmün sesi kesilecek, adaletin sesi yükselecek. Yeryüzü Allah’ın nizamı ile yeniden nefes alacak. Müslümanlar eski izzetli günlerine kavuşacaklar. La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah sancağı semamızda tekrar dalgalanacak.

İşte o güne kadar bize düşen şey nettir; asiye gibi kalablilmek. Sarayın içinde bie hakikatin yanında durabilmek. Korkunun büyüdüğü yerde bile imanı küçültmemek. Rabbimiz nasıl ki Asiye annemizi Firavun’un sarayının en karanlık düzeni içinde imana ulaştırdın, kalbini hakikati nuruyla dirilttin ve onu cennetle müjdeledin ise bizleri de bu çağın firavunlaşmış sistemleri arasında ezilip kaybolanlardan eyleme. Senin vaadin ve Resulünün müjdesi olan ikinci Raşidi Hilafet Devletinin semamızı ve yeryüzünü güneş gibi aydınlatacağı günleri yakın eyle. Ve bizleri onun için çalışanlardan eyle.