Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar
09 Şubat 2026

Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır.

Son günlerde sosyal medyayı çalkalayan, kanlarımızı donduran “Epstein” vakası gündemde iken birkaç meseleye değinmek istedim nacizane.

Hepimizin malumu olan konu hakkında gördüğümüz çok sınırlı olan videolar biz anne ve babaların yüreğini dağlamış ve aslında koskoca bir Ümmetin nasıl yetim kaldığını birkez daha gözler önüne sermiştir. Peki bu vakıa bizlere neyi hatırlatmalı?

Epstein vakası, Batı “medeniyetinin” gerçek yüzünü bizlere birkez daha gösterdi. Ne kadar medeniyet denilebilirse tabi?! Batı’nın kanunları, anayasası benim ülkemde, benim İslam toprağımda hüküm sürüyor lakin gel gelelim batı bir yamyam, bir cani olduğunu her defasında çarpıyor yüzümüze.

Biz bunu evvelden biliyoruz zaten. Batı’nın bundan yıllar önce kadınları diri diri yaktığı ve bu eylemin yıllarca sürdüğünü tarih bize gösteriyor. Açık arttırma ile alınıp satılan çıplak ayaklı köle İsviçre’nin çocukları. 300 bin çocuğun satılarak çalıştırıldığı “çağdaş” İsviçre. Ya da İngiltere’de 1500'lü yıllarda insanların senede bir kere yıkandığını biliyor muydunuz? “Banyo suyunda bebeğini kaybetmek” diye deyimleri bile varmış. Öyleki banyo yaptıkları su o kadar kirlenirmiş ki suyu dökerken bebeği de atmayın diye söylenirmiş, “Medeniyet” beşiği İngiltere’de... Şimdinin gündemi Amerika’nın bir adasında çocukların kaçırılması, istismar edilmesi ve etlerinin yenmesi. Tabi ki bu kadar karanlık, pis, kokuşmuş Batı’dan başka birşey beklemek mümkün olmazdı. Bu bizi şaşırtmadı. Öyle ki, yukarda saydıklarım sadece birkaçı... Batı bunun daha fazlasını yaptı, yapmaya da devam ediyor.

Ve hal böyleyken, Batı kendi kanunlarını kendi yazıp-çizip oynuyorken onların anayasası beni yönetmemeli! Onlar bana örnek olamaz! Onların ayanayası benim anayasam olamaz! Batının kirli çamaşırları ortalığa saçılıyorken bugün suçu sadece Batı’da aramamalıyız. Lakin Rasullullah'ın (sav) buyurduğu gibi onların girdiği kertenkele deliğine bizim başımızdaki yöneticiler de girmeye çalıştılar. (Buhari, Enbiya 50) Öyle ki başarılı da oldular. Türkiye İslam toprağı olmasına rağmen İslam şeriatı ile yönetilmediği için elimizi kolumuzu çarptığımız yer suç kaynıyor. Haksızlık-adaletsizlik vs... diz boyu. Tabi ki bunları da saymakla bitiremeyiz. İşin özü şu; İslamsızlık, Allah’ın hükümlerini yok saymak işte insanlığı böyle cani, böyle merhametsiz kılar. Takiyüddin en Nebhani’nin dediği gibi “Bir toplumda suç ender görülüyorsa insan, sık görülüyorsa nimaz bozuktur.”

Epstein vakası hepimizin kanlarını dondurdu. Ümmetin anne ve babaları olarak böyle bir dünyada evlatlarımızı nasıl koruyacağız, nasıl yetiştireceğiz diye uykularımızın kaçtığını biliyorum. Evlatlarımız, nesillerimiz için endişelendiğimizi biliyorum. Endişelenmeliyiz de! Zira öyle bir hal aldı ki dünya, zulmün sesi Müslümanlara olan kinlerinden ötürü sadece Ortadoğudan gelmez oldu. Batı kendi milletine de dün olduğu gibi bugün de yamyamlığını gösteriyor. Evet her geçen gün daha da dibe çekiliyoruz. Daha da korkutulmaya, pısırıklaştırılmaya çalışılıyoruz. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor; “Allah’ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” Eğer bilmeseydik bu ayet-i kerimeyi korkularımız ebedi kalırdı bizde. Zira şimdi gördükçe mevcut durumu korkuyoruz, endişeleniyoruz sonra da aklımıza Allah-u Teâlâ’nın vaadi geliyor.

Kur’an’ın kıssalarında da gördğümüz güzel bir metafor var. Zalim zalimliğini yapmaya davem ettiğinde erkek çocuklarının öldürüldüğü bir topluma Musa (as) doğdu. Putlara tapılan bir dönemde putların yıkcısı İbrahim (as) doğdu. Mesela cahiliye toplumunda durum o kadar vahimdi ki, diri diri toprağa gömülen kız çocukları vardı. Ve Rasulullah (sav) böyle bir toplumda dünyaya geldi. Bugün Filistin başta olmak üzere zulüm çocuklara kadar sirayet etti. İbn Arabi’nin dediği gibi “Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu zamandır.” Yani bu kadar karamsar olduğumuz bir günlerde İslam’ın güneşine tutunmamız gerekiyor. Şimdi dünayaya bir evlat getirmeye korktuğumuz şu dönemde, başta kendi nefsime sonra da bunu dert edininen anne-babalara diyorum ki; kâfir geçmişte olduğu gibi durmadan etrafımızı kuşatıyorken, ekini, nesli mahvediyorken asrın Tiranlarına, Firavunlarına karşı bir Musa, bir İbrahim, bir Muhammed, bir Musab yetiştirmenin tam vakti. Adaletiyle nam salacak bir Ömer, bir Abdulhamid yetiştirmenin tam vakti... Şimdi o kutlu devlet Raşidi Hilafet için azimle çalışmanın vakti...

Raşid bir Halifenin, İslam Devletinin gölgesi altında coğrafyamızın İslam kokması ve tüm insalığın refaha erişeceği günlere kavuşma duası ile...

Zeyneb Akkaya