
Sancak mı Düştü, Sahip mi Değişti?
Sancak; yıllar boyunca her dinin, milletin ve devletin fikri yapısını, inancını ve bakış açısını yansıtan en görünür sembollerden biri olmuştur. İslam'ın ihtişamlı sancağı ise Tevhid sancağıdır. Tevhid bayrağı dışındaki bayraklar; küfür düzenlerinin ve İslam düşmanlarının birer oyunudur. Herhangi bir milliyetçiliği simgeleyen bayraklar, farklı coğrafyalara özel olarak dikilen semboller; İslam’ın vahdetine vurulmuş birer darbedir. Bu bayraklar, Resulullah’ın (sav) "Asabiyet (ırkçılık/kavmiyetçilik) davası güden bizden değildir, asabiyet uğrunda savaşan bizden değildir, asabiyet üzere ölen bizden değildir." (Ebû Dâvûd, Edeb, 112) buyruğuna aykırı olarak Müslümanları; "ırk", "toprak" ve "ulusal menfaatler" etrafında parçalamaya hizmet eder.
Müslüman için tek bir sancak (bayrak) vardır; o da Kelime-i Tevhid'in yazılı olduğu Tevhid sancağıdır. Diğer tüm bayraklar; ulusçuluk, sekülerizm, kabilecilik (asabiyet) ve Batılı devletlerin kurguladığı "sınır" anlayışını meşrulaştırarak Ümmetin birliğini paramparça eden birer ayrılıkçı unsurdur. Bunlar, İslam’ın evrenselliğini yok sayıp insanı kendi kavminin sınırlarına hapseden "cahiliye" kalıntılarıdır. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır. Allah katında en üstününüz, O’ndan en çok sakınanınızdır (en muttaki olanınızdır). Arabın aceme, acemin araba, beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takva iledir." [Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 411]*
İslam sancağı ise bu parçalanmanın tam aksine; birliği, vahdeti ve batılın yok edilmesini temsil eder. O; kâfirlere, müşriklere, münafıklara ve adı her ne olursa olsun hangi isim altında hizmet verirse versin tüm yapı, fikir, düşünce, devlet veya milletlere karşı tavrını dik tutmayı, asla taviz vermemeyi ve Tevhid inancını bütün yönleriyle yeryüzüne hâkim kılmayı amaçlar. Resulullah (sav), "Liva" (beyaz bayrak) ve "Râye" (siyah sancak) ile İslam devletinin otoritesini ve ideolojisini simgelemiştir. Sahabe-i Kiram, özellikle Uhud’da Mus’ab bin Umeyr (ra) örneğinde olduğu gibi sancağın düşmesinin bir devletin ve inancın düşmesiyle eş değer olduğunu bilerek; elleri kopsa bile o sancağı yere düşürmemek için canlarını vermişlerdir. Onlar için sancak; sınırları değil, akideyi ve Allah’ın hükmünü yeryüzünde dalgalandırmayı temsil ediyordu.
Çağlar kapanıp yeni çağlar açılırken; her millet ırk ırk bölünmeye, parçalanmaya ve değerler yok edilmeye başlandı. Yıllar önce tek bir söz (Lâ ilâhe illallâh) için bir araya gelebiliyorken, şimdi bizleri tek bir söz değil, binbir söz bir araya getiremiyor! Böyle olunca akla şu soru geliyor: Acaba İslam sancağı mı etkisini yitirip düştü; yoksa sancağı tutan sahipleri mi değişti?
Günümüze bakıp kısa bir muhasebe yaptığımızda, sorunun cevabını net bir şekilde görürüz: Sancak hâlâ dimdik ve değişmezdir; ancak onu tutan eller, o sancağın temsil ettiği "Tevhid" inancının gerektirdiği "dostluk ve düşmanlık" (Velâ ve Berâ) esasından uzaklaşmıştır. Sancak, İslami bir otorite ve şeriat talep ederken; sahipleri bugün o sancağı kendi iktidarlarının, ulusal sınırlarının ve Batı ile olan menfaat ilişkilerinin bir aksesuarı hâline getirerek etkisizleşmiştir. Sancak düşmemiştir; sancağı taşıyanlar, batılın önünde diz çökerek sancağın ruhunu ve iddiasını terk etmiştir!
Bu noktada köklü çözüm; öncelikle sancağın anlamını, yani Tevhid’i yeniden kuşanmaktır. Çözüm; Ümmeti bölen tüm milliyetçi, kavmiyetçi ve seküler aidiyetleri bir kenara bırakıp "İslam" kimliğini tek kimlik hâline getirmektir. Sancağı yeniden ayağa kaldırmak; onun gölgesinde birleşmeyi, batılın dayattığı sınırları reddetmeyi ve yeryüzünde İslam’ın hükmünü yeniden tesis edecek bir siyasi şuurla hareket etmeyi gerektirir. Sancağın sahipleri bugün Batı'nın gölgesinden çıkıp yeniden Allah’ın gölgesine sığındığında, sancağın düşmediği ve asla düşmeyeceği tüm dünyaya gösterilecektir.
Ancak bu kaybolan ruh, imanın özünde hâlâ taze ve uyanmayı beklemektedir. Sancağın düştüğü yerden kalkması, bir yüreğin Tevhid ile yeniden parlamasına bakar. Karanlığın en koyu olduğu an, şafağın en yakın olduğu andır. Biz o ruhu yeniden kuşandığımızda, sancak asıl sahiplerinin ellerinde hak ettiği izzetle yeniden dalgalanacaktır. Sancak düşmedi; sadece layık olduğu ellerin yeniden arınmasını bekliyor. Ve o gün, beklediğimizden çok daha yakındır!

BOZULAN DÜZENİN İÇİNDEN DİRİLEN GENÇLİK!

ZALİMİN SARAYINDA ASİYE OLMAK

Zihinsel İşgalden İslami İhyaya

AYNI ŞEYLERİ YAPIP FARKLI SONUÇLAR BEKLEMEK

Laiklik; Bir Varmış Bir Yok Olmuş... Masal Bitti!

Sancak mı Düştü, Sahip mi Değişti?

AYNI ŞEYLERİ YAPIP FARKLI SONUÇLAR BEKLEMEK

ZALİMİN SARAYINDA ASİYE OLMAK

Laiklik; Bir Varmış Bir Yok Olmuş... Masal Bitti!

