ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Kendi Hakikatimizin Farkında mıyız?
Seher ÇakırSeher Çakır25 Mayıs 2026

Kendi Hakikatimizin Farkında mıyız?

İnsanoğlu bu dünyaya sadece yaşamak için değil; anlam bulmak, imtihan olmak, hakikati fark etmek ve bu hakikati hayatına aksettirmek için gönderilmiştir. Bildiğimiz üzere dünya, başlangıcı ve sonu olan bir yerdir. Bu durum, insanın önünde de iki kesin son olduğunu gösterir. İşte bu iki son: Ya yaşlılığı göremeden toprağa döneceğiz ya da o yaşlı insanlardan biri olacağız.

Bugün büyüklerimizle hasbihal ettiğimiz anlarda, her zaman zamanın ne kadar hızlı geçtiğinden bahsederler. Kimi zaman ömrün nasıl geçtiğini anlayamadıklarını söyler ve idrak ederler ki hayatlarının en güzel yılları sessizce akıp gitmiştir. Zaman öyle çabuk geçiyor ki bizler, ömrün "bir göz açıp kapayıncaya kadar" denilen o kısmını bizzat yaşıyoruz. Bu hızla akıp giden ömür, bize dünyanın ve içindekilerin ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor. Geriye ise değişmeyen tek hakikat kalıyor: Ahiret hayatı.

Gelecek için birçok plan yapıyor ve bu planları gerçekleştirmek için azmediyoruz. Ancak zihnimizin bir kısmında bu hedefler varken, diğer kısmında ahirete yeterince yer vermiyoruz. Aynı zamanda her şeyin Allah’ın dilemesiyle gerçekleşeceğini de unutuyoruz. Böylelikle geleceğimizi şekillendirdiğimiz bütün bu planlar anlamsız ve kıymetsiz kalıyor. Oysa Rabbimiz bize hem plan yapmayı hem de O’na tevekkül etmeyi öğretir. Kehf Suresi 23 ve 24. ayetlerde şöyle buyrulur:

"Hiçbir şey için, 'Ben bunu yarın mutlaka yapacağım' deme. Ancak 'Allah dilerse' (inşallah) de. Ve unuttuğun zaman Rabbini an."

Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir."

İşte tam bu noktada insan kendine şu soruyu sormalıdır: "Ben gerçekten ne için yaşıyorum?" Bu soru, insanoğlunun önünde her zaman doğruyu gösteren bir pusula olmuştur. Çünkü insan, yaratılış gayesini aramadan gerçek bir hakikate ulaşamaz. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın rızasına göre hayatını ikame ettiren her insan, sonunda tekrar O’na döneceğini bilir. Allah, insanlara birtakım emanetler bırakmış ve onları dünya hayatında bunlardan sorumlu tutmuştur. Kıyamet gününde de insan, yaptığı her şeyden hesaba çekilecektir. İşte insanın asıl hakikati budur. İnsanın birtakım özellikleri, duyguları ve içgüdüleri vardır; ancak bunların doğru şekilde yönlendirilmesi ve Allah’ın razı olacağı şekilde yaşanması gerekir.

Kur'an-ı Kerim'de Mü'minûn Suresi 99 ve 100. ayetler, dünyada yaptıklarından dolayı pişman olan insanların hâlini şöyle beyan eder:

"Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman der ki: 'Rabbim! Beni geri döndürün; ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih ameller işleyeyim.' Allah buyurur ki: 'Hayır! Bu, onun ağzından çıkan boş bir sözden ibarettir.' Onların önünde, tekrar diriltilecekleri güne kadar bir berzah âlemi vardır."

Yani bu dünyadan hazırlıksız ayrılan her insan mutlaka bir pişmanlık yaşayacaktır. Ancak Rabbinin rızasını kazanmaya çalışanlar, kurtuluşa erecek olanlardır. Çünkü insanın gerçek kurtuluşu, dünya hayatını Allah’ın rızasına uygun yaşayabilmesindedir.

Şu hakikati de unutmamak gerekir ki: Mümin, yalnızca dünya mutluluğunu değil, Allah’ın rızasını ve ahiretini hedef edinendir. Bu şuurla yaşayan kimse, hayatını geçici olana değil, ebedî olana göre şekillendirir. Rabbim bizleri kendini bilen, nefsini hesaba çeken ve ahiretini unutmayan kullarından eylesin. Amin.