
Büyük düğüm sıkılaştığında düşünceler anlamını yitirip duygular da yönünü şaşırır. İnsan ezberden yaşamanın yetmediğini fark eder. Çünkü ezber bozulmuştur artık, ilerleyemez.
Verdiği bunca emeğin, sürdürdüğü hayat mücadelesinin, çabalarının nedenini sorgulamaya başlar. O ana kadar yaptığı tüm seçimlerin ve eylemlerin anlamını bulana dek durur. Kendi kendine “Bunca yorgunluk ne içindi?” diye sorar.
Sabahları kalkma nedenini, geceleri uykusunu kaçıran düşüncelerin ne uğruna olduğunu sorar kendine.
Yanlış bir anlayışın üzerine inşa ettiği beklentilere, emeğin karşılığı olarak ulaşamadığında ‘’başarısızlık’’ ya da ‘’kayıp’’ olarak görür.
Tüm bu yüklerin hafiflemesi için insanın, kendini, hayatı ve yaratılış amacını yeniden tanımlaması gerekir. Çünkü insanı asıl yoran, gösterdiği çaba değil, o çabayı yanlış dayanağa dayandırmasıdır.
Bu nedenle insan, hayata hangi pencereden baktığını, neyi ‘’kazanmak’’, neyi ‘’kaybetmek’’ olarak tanımladığını yeniden düşünmelidir.
İslam akidesinin anlamı insanın, Allah’ın kulu olduğunun bilincinde olarak kendini, hayatı ve sonucu Allah’a emanet etmesidir. Kazanmanın, Allah’ın rızasında, kaybetmenin ise O’nun gazabını celbetmekte olduğuna teslim olunduğunda, amellerde yalnız şer’i hükümler esas alındığında, dünyanın tüm imtihanları hafifler.
Bu durumda “Bunca yorgunluk ne içindi?” sorusu yerini daha sakin daha sınırlandırılmış ve bilinçli bir hedefe bırakır: “Bundan sonra Rabbimin rızası doğrultusunda nasıl yaşamam gerekiyor?”
İnsanın gerçek huzuru ve kazancı, hayatını, Allah’ın rızasına göre, Kur’an-ı Kerim ve Rasulullah Efendimizin (sav) Sünneti istikametinde düzenlemesiyle mümkündür.
Allah rızası için yaşayan insan zorluklarla karşılaşabilir, gayret ettiği halde beklediği sonuçları göremeyebilir. Unutulmamalıdır ki hiçbir çabanın sonucu mutlak değildir.
Ancak yoksun kaldıklarıyla sarsılmaz. Bırakmayı öğrendiğinde kaybetmiş olmaz. ‘’Olması gerektiği kadar oldu’’ der. Bir Müslüman, kendisine ulaşan veya ulaşmayan dünya nimetlerine bu dengeyle bakar.
Bu hal, onun sabrı, niyeti ve teslimiyetiyle imtihan edildiğinin işaretidir. Kişi eceli gelip Rabbine kavuşacağı ana kadar bu imtihanda yol almaya devam eder.
“Müminin her hâli kendisi için hayırdır. Bu durum yalnızca mümine mahsustur. Kendisine bir sevinç isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Kendisine bir sıkıntı isabet ederse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim)
Bu yüzden Mümin kaybetmez, imtihan edilir.
Ve inşaAllah kazanan hep odur. Onun mükafatı ise ancak Rabbinin katındadır.





