"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

Kanayan Coğrafya: Savaşlar ve Hilafetsiz Ümmet
Hiranur AkdemirHiranur Akdemir23 Mart 2026

Kanayan Coğrafya: Savaşlar ve Hilafetsiz Ümmet

Kanayan Coğrafya: Savaşlar ve Hilafetsiz Ümmet

Bugün İslam coğrafyasına bakıldığında neredeyse her bölgede bir acı, bir kriz ve bir çatışma görülmektedir. Filistin’de yıllardır devam eden saldırılar, Keşmir’de yaşanan baskılar, Afrika’nın birçok bölgesinde Müslüman halkların karşı karşıya kaldığı zulümler ve Doğu Türkistan’da dile getirilen insan hakları ihlalleri... Tüm bunlar Müslüman coğrafyanın içinde bulunduğu ağır tabloyu gözler önüne sermektedir.

Son dönemde bölgedeki gerilimler daha da artmış, özellikle İran ile "İsrail" arasındaki karşılıklı saldırılar ve buna bağlı gelişmeler dünya gündeminin merkezine yerleşmiştir. Büyük güçlerin bölge politikaları, ittifaklar ve siyasi çıkar mücadeleleri ise bu çatışmaların daha da karmaşık hâle gelmesine neden olmaktadır. Bu tablo karşısında birçok insan şu soruyu sormaktadır: Neden Müslüman coğrafyası bu kadar çok kriz ve savaşla anılmaktadır? Neden farklı bölgelerde yaşayan Müslüman toplumlar benzer sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır?

Bu sorulara verilen cevaplardan biri de Müslümanların siyasi birlikten uzaklaşmış olmasıdır. Tarih boyunca Müslümanların tek bir siyasi otorite etrafında toplandığı dönemlerde farklı beldelerde yaşayan Müslümanlar kendilerini aynı ümmetin parçası olarak görmüş ve birbirlerine karşı sorumluluk hissetmişlerdir. Ancak bugün İslam coğrafyasının birçok ayrı devlet ve yönetim altında parçalanmış bir yapıya sahip olması, ortak bir iradenin ortaya çıkmasını zorlaştırmaktadır. Ortak bir otoritenin ve Ümmeti temsil eden bir liderliğin bulunmaması, Müslüman toplumların karşı karşıya kaldığı krizlerin daha derin ve uzun süreli hâle gelmesine zemin hazırlamaktadır. Nitekim Kur’an’da Müminlerin birlik içinde olmaları emredilerek şöyle buyurulmuştur:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.” [Âl-i İmrân, 103]

Bugün yaşanan savaşlar ve krizler yalnızca askeri çatışmalar olarak görülmemelidir. Aynı inancı paylaşan, aynı Kitaba iman eden ve aynı Peygambere ümmet olan milyonlarca Müslüman; farklı sınırlar ve farklı yönetimler sebebiyle birbirinden kopmuş durumdadır. Bu parçalanmış yapı ise Müslüman beldelerde yaşanan her krizi daha da derinleştirmektedir. Oysa İslam, Müslümanları yalnızca bireysel ibadetlerle sınırlı bir din olarak değil, aynı zamanda toplumsal düzeni, adaleti ve birlikteliği esas alan bir hayat nizamı olarak tanımlar. Müminlerin birbirleriyle olan bağını anlatırken Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsız olduğunda diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur.” [Buhârî, Müslim]

Ancak bugün Ümmetin farklı bölgelerinde yaşanan acılara bakıldığında bu hadisin işaret ettiği birlik ve dayanışma ruhunun zayıfladığı görülmektedir. Bir beldede savaş sürerken başka bir beldede insanlar günlük hayatlarına devam edebilmekte, bir yerde zulüm yaşanırken başka bir yerde bu acı yalnızca bir haber başlığı olarak kalabilmektedir. Oysa ümmet bilinci, Müslümanların birbirlerinin acısını kendi acısı gibi hissetmesini gerektirir.

İslam toplumun adaletle yönetilmesini ve insanların haklarının korunmasını emreder. Tarih boyunca Müslüman toplumlar, bu düzeni sağlayan siyasi yapı sayesinde hem iç düzeni koruyabilmiş hem de farklı coğrafyalardaki Müslümanların güvenliğini temin edebilmiştir. Bu nedenle birçok İslam düşünürü, ümmetin yeniden güçlü bir birlik ve adalet düzenine ihtiyaç duyduğunu ifade etmektedir. Bu bağlamda sıkça dile getirilen kavramlardan biri de Raşidi Hilâfet anlayışıdır. Bu anlayış, yönetimin adalet, sorumluluk ve Ümmetin maslahatını gözetme ilkeleri üzerine kurulmasını ifade eder. Böyle bir yapının başında bulunan bir halifenin görevi ise yalnızca yönetmek değil; Ümmetin haklarını korumak, zulmü engellemek ve İslam’ın adalet anlayışını hayata geçirmektir. Kur’an’da Müminlerin yeryüzünde sorumluluk üstleneceğine ve adaletle hükmetmeleri gerektiğine işaret edilerek şöyle buyrulmuştur:

"Allah sizden iman edip salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekileri nasıl yeryüzünde hâkim kıldıysa onları da yeryüzünde hâkim kılacağını vaat etti.” [Nûr, 55]

Bu nedenle bugün yaşanan krizleri değerlendirirken yalnızca olayların sonuçlarına değil, aynı zamanda Ümmetin birlik, dayanışma ve adalet temelinde yeniden nasıl güç kazanabileceğine de odaklanmak gerekir. **Çünkü tarih göstermiştir ki Müslümanların gücü yalnızca sayılarından değil; birliklerinden, adalet anlayışlarından ve ortak sorumluluk bilincinden doğmuştur. Bugün yaşanan tüm acılara rağmen, Ümmetin birliği ve adalet anlayışı yeniden canlanabilir. Müslümanlar, Allah’ın ipine sımsıkı sarıldıklarında hem kendi coğrafyalarında hem de ümmetin tüm beldelerinde barış ve huzur tesis edilebilir.

Rabbim, parçalanmış coğrafyalarımızda barışı, adaleti ve hakkaniyeti hâkim kılsın; zulümlere son versin ve Ümmetimizi birliğe erdirsin. Âmin.

Hiranur Akdemir