
Dijital Çağda Kimlik ve Siyasetin İslamî Perspektifi
İnsanlık bugün çok şey biliyor ama ne yapacağını bilmiyor. Her şey konuşuluyor ama hiçbir şey çözülemiyor. Çocuklar korunamıyor, gençler yön bulamıyor, toplumlar savruluyor. Teknoloji ilerledikçe insan küçülüyor; imkânlar arttıkça umut azalıyor. Bu bir tesadüf değil. Çünkü insan, yönünü kaybettiğinde en gelişmiş araçlar bile onu kurtaramaz.
Kur’an bu gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koyar:
“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için sıkıntılı bir hayat vardır.” [Tâhâ, 124]
Bugün yaşanan sıkıntılı hayat tam olarak budur. Allah’ın (svt) yolundan uzaklaşan bir dünya, huzur üretemez. İslam hayattan çekildikçe boşluğu adalet değil kaos doldurur. Merhamet değil çıkar konuşur. Ve bu boşluk en çok çocukların, en savunmasızların hayatında patlak verir.
Bugün çocukların oyunlar yüzünden bu kadar savrulması, kendine zarar verecek noktaya sürüklenmesi sadece bir “oyun sorunu” değildir. Bu, başsız kalmış bir toplumun tablosudur. Çünkü çocuk, kendini yönetecek güce sahip değildir. Onu yönetecek bir düzen, onu koruyacak bir nizam gerekir. İşte bu noktada asıl mesele ortaya çıkar: Bizi bu duruma getiren Hilafetin yokluğudur. Halife yoktur.
Hilafet, ümmetin aklıydı. Halife, ümmetin sorumluluk bilinciydi. Bugün ise Ümmet başsızdır. Başsız kalan bir toplumda sınırlar silinir, ölçüler kaybolur, çocuklar piyasanın ve ideolojilerin insafına bırakılır. Bugünkü sistemler çocuğu “kul” olarak değil, “tüketici” olarak görür. Onu korumaz, kullanır. Oysa İslam’da yönetim, insanı korumak içindir:
“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” [Nisâ, 58]
Bu ayet, yönetimin Allah katındaki ölçüsünü ortaya koyar. Bugün yönetim Allah’tan koparıldığı için adalet de kopmuştur. Laiklik adı altında din hayattan çıkarılmış, demokrasi adı altında insanın hevası kanunlaştırılmıştır. İnsan, Allah’ın hükmüyle değil; çoğunluğun isteğiyle yönetilir hâle gelmiştir. İşte asıl kırılma noktası burasıdır.
İslam, hükmü Allah’a verir: “Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yusuf, 40) Bu ayet varken, insanın kanun koyucu ilan edilmesi İslam’a göre kabul edilemez. Bu yüzden laiklik de demokrasi de çözüm değildir. Çünkü her ikisi de Allah’ın hükmünü hayatın dışına iter. İslam ise hayatın tamamını kapsar. İslam, sadece camide değil; sokakta, okulda, yönetimde, kanunda vardır.
Bugün “yönetici değişirse düzelir” deniyor. Hayır. Bu bir aldanıştır. Çünkü mesele isimler değil, sistemdir. Aynı sistem içinde gelen her yönetici, aynı bozuk düzeni devam ettirir. Çocukları koruyamayan bir sistem, kim gelirse gelsin koruyamaz. Çünkü kök çürükse, dal yeşermez.
Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” [Ra’d, 11]
Bu değişim; daha modern olmak değil, daha dindar görünmek de değildir. Bu değişim, Allah’ın kanunlarını yeniden hayatın merkezine almaktır. Bu da ancak şeriatla mümkündür. Şeriat; adaletin, merhametin, sınırların ve sorumluluğun adıdır. Şeriat yoksa, çocukları koruyan bir çerçeve de yoktur.
Hilafet, işte bu şeriatı hayata geçiren sistemdir. Halife, ümmet adına “Bu haramdır, bu zararlıdır, bu yasaktır” diyebilecek iradedir. Bugün kim çocuk adına konuşuyor? Kim Ümmet adına sınır çiziyor? Kim “Bu insanı bozar” diyebiliyor? Kimse. Çünkü baş yok.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur: “İmam (lider), kalkandır.” Kalkan yoksa oklar doğrudan bedene saplanır. Bugün çocuklara saplanan oklar, işte bu kalkansızlığın sonucudur. Ve bütün bu tablo bize şunu açıkça gösterir: Bugün yaşanan çöküş, bir dönemin geçici krizi değildir. Bu, yönünü kaybetmiş bir dünyanın doğal sonucudur. İnsan Allah’sız bırakıldığında, sistemler insanı korumaz; insan sistemlerin kurbanı olur. Çocukların savrulması, gençlerin boşlukta kaybolması, toplumların huzursuzluğu; hepsi aynı kökten beslenir: Allah’ın hükmünün hayattan çıkarılması.
Kur’an bu gerçeği sert ama adil bir şekilde bildirir:
“Kim Allah’ın indi rdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Mâide, 44) “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mâide, 45) “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Mâide, 47) Bu ayetler, meselenin sadece ahlaki değil; doğrudan yönetimle ilgili bir mesele olduğunu ortaya koyar. Allah’ın hükmü dışlandığında, yerine konulan her sistem insanı yorar ama iyileştiremez.
Bu yüzden çözüm, yeni yasalar çıkarmak değildir. Çözüm, daha modern projeler üretmek değildir. Çözüm, insanın hevasını merkeze alan sistemleri onarmaya çalışmak hiç değildir. Çözüm; Allah’ın indirdiği nizamın yeniden hayatın merkezine alınmasıdır:
“Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman, iman eden bir erkek ve kadının başka bir tercih hakkı yoktur.” (Ahzâb, 36)
Hilafet, işte bu hükmün yeryüzündeki temsilidir. Halife, Allah’ın kanunlarını uygulamakla sorumlu olan otoritedir. Şeriat ise bu kanunların adıdır. Bunlar olmadığında, adalet temenniye; merhamet sloganlara; çözüm ise ertelenmiş hayallere dönüşür.
Son söz olarak şunu söylemek gerekir: Bu çağın yaralarını yüzeysel çözümlerle sarmak mümkün değildir. Çünkü yara derindedir. Ve derin yaralar, köklü tedavi ister: “Şüphesiz bu Kur’an, insanları en doğru yola iletir.” (İsrâ, 9)
İnsanlık o doğru yoldan uzaklaştıkça karanlık artacak; o yola döndükçe ise umut yeniden filizlenecektir. Hilafet ve şeriat, bu dönüşün adı olduğu sürece; mesele geçmiş değil, gelecektir.
“Eğer hak, onların hevalarına uysaydı, gökler ve yer bozulurdu.” (Mü’minûn, 71)
Bugün bozulan budur. Ve düzelecek olan da ancak Allah’ın nizamı ile düzelir.
“Dualarının sonu: Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.” (Yûnus, 10)
Helen Tükenmez

Çürüyen Dünya Düzeni ve Diriliş Çağrısı

Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar

Sakin Olun, Laiklik Elden Gitmedi! Şimdilik...

ŞERİATA DÜŞMANLIK, EPSTEİN ZİHNİYETİDİR

ÜMMETSİZ İMAM, İMAMSIZ ÜMMET OLMAZ

Çürüyen Dünya Düzeni ve Diriliş Çağrısı

Sakin Olun, Laiklik Elden Gitmedi! Şimdilik...

